• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

TEFEKKÜR

TEFEKKÜR



  1. TEFEKKÜR NEDİR?

Düşünmek ve hatırlamak anlamındaki “fikr” kökünden türeyen tefekkür, düşünme demektir. Tefekkür, insanı diğer varlıklardan farklı kılan ayırıcı bir özelliktir. Tefekkür, dinimizde önemli bir ibadettir. Tefekkür, günahlarını, mahlukatı ve kendini düşünmek Allah teâlânın yarattığı şeylerden ibret almaktır.

Tefekkür, varlıklara Allah namına bakmaktır.

Her şey bana Seni hatırlatıyor”  tecellisi tefekkürdür.

Tefekkür, Komple bir düşünme olayıdır. Şu üç şeyin birleşiminden meydana gelir.
1-Tezekkür: Sebepleri, ilkleri düşünmek. Geçmişi, maziyi düşünmek... Neden sorusunu sorup cevabını düşünmek…

2-Tedebbür: Bu sebebi, ilkeyi, geçmişi, neden sorusunu düşünerek oradan elde ettiğimiz tecrübeyi geleceğe taşımak ve geleceği inşa etmek için bir takım hesaplar yapmak. Tedbir almakta buradan gelir.

3-Taakkul: Geçmişle geleceği birbirine bağlamaya, geçmişten elde ettiğimiz tecrübeyi geleceğe yönelik bir tedbire dönüştürüp ikisi arasında taakkulla bir bağ kurarsınız.

İşte bu üç işleme birden TEFEKKÜR diyoruz.

Tefekkürün önemini bundan daha güzel hiçbir söz ifade edemez. Tefekkür ettiniz, Taakkul ettiniz, tezekkür ettiniz, tedebbür ettiniz. Göklere, yerlere ve kendinize baktınız. Olaylara baktınız. Ve en sonunda neyi anladınız? Allah’ın bu çağrısından maksat nedir? Evet... Haddinizi, küçüklüğünüzü anladınız. Çünkü Allah’ın ne kadar büyük olduğunu anladınız da ondan.

  1. TEFEKKÜRÜN ÖNEMİ NEREDEN GELMEKTEDİR?

Hepimiz hayatın farklı zamanlarında bir şeyler yaparken tefekkürde bulunuruz. Bir iş yapacağımızda, önce düşünürüz, araştırırız, inceden iğneden ipliğe her detayı düşünürüz. Kar ve zararı hesap eder ona göre karar veririz.

Bir mimar düşünelim.  Süleymaniye Camii örneği / oturduğumuz ev

Bir müellif düşünelim. Arapça sözlük, roman, 40 Hadis

Düşünme Allahın insanlara bahşetmiş olduğu çok önemli bir vasıftır. Hayatımızın her alanında olması gereken tefekkür:

  1. FARZ BİR İBADETTİR
  2. TEKÂMÜLÜN ÖNCÜSÜDÜR
  3. İBADETLERİN ÖZÜDÜR
  4. AKLIN FİLTRESİDİR
  5. BİLGİNİN KAYNAĞIDIR
  6. GELECEĞİN İNŞASIDIR
  7. AHİRETİN MUTLULUK ANAHTARIDIR

Tefekkür olmadan iman olmaz, ibadet olmaz, dua olmaz, tevbe olmaz, zikir olmaz. Zira tefekkür bunların hepsini ayakta tutan esastır. Niyet, ihlas ve samimiyet tefekkürün bölümleri ve kısımlarıdır.

Kalbin çırası, ruhun gıdası,  bilginin ruhu ve İslâmî hayatın da kanı, canı ve ziyasıdır. Tefekkür olmayınca kalp karanlıklaşır,   ruh hafakanlara girer ve İslâmî hayat da kadavralaşır.

Neden? Niçin? Nasıl? Gibi sorular tefekkürün amacını ortaya koyar.

Ezan İle Namaz Arasında Bir Ömür

Bir torunu, dedesine merakla soruyor: "Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?" Dede gülerek "Ezanla namaz arası kadar yavrum" deyince Torun: "Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?" Dede: "Evet yavrum ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır.

Torun yeniden sorar: "namazsız ezan ve ezansız namaz ne demek peki? "Bak yavrum, geçenlerde komsumuzun çocuğu doğdu. O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? İşte o ezanin namazı kılındı mı? Kılınmadı. O ezan “Namazsız Ezan”dı.

İnsan öldüğü zaman kılınan cenaze namazında da ezan yoktur. O da "Ezansız Namaz”dır. Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına.

“Ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir. Boşa vakit harcama!” ikazını yapıyordu o ezan. İste yavrum ÖMÜR, EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR.

  1. KURAN AYETLERİNDE TEFEKKÜR

وَالْجِبَالَ اَوْتَادًا اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَادًا   Biz yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? ( 78.6 )

وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا  Sizi çifter çifter yarattık. ( 78.8 )

وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا   Uykunuzu bir dinlenme kıldık. ( 78.9 )

وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاسًا  Geceyi bir örtü yaptık. ( 78.10 )

وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا  Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık. ( 78.11 )

وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا  Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik. ( 78.12 )

وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا  (Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık. ( 78.13 )

وَجَنَّاتٍ اَلْفَافًا لِنُخْرِجَ بِهٖ حَبًّا وَنَبَاتًا وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا
(14-16) Size tohumlar, bitkiler, (ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için üstüste yığılıp sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. ( 78.14 )

  • Geçmiş toplumların hayat hikâyeleri,
  • Göklerin yaratılışı, güneş, ay, gece, gündüz,
  • Yer, gök, kara, deniz ve diğer varlıkların insanın hizmetine verilmesi,
  • Kâinatın düzenli olarak yönetilmesi,
  • Yerin hayata elverişli oluşu,
  • Dağların, ovaların, nehirlerin, meyvelerin, bitkilerin, hayvanların var edilişi,
  • İnsanın topraktan yaratılışı, evlilik ile eşler arasında sevgi ile şefkatin oluşması,
  • Uyku gerçeği ve benzeri misâller anlatıldıktan sonra

bütün bunlarda düşünen toplumlar için ibretler bulunduğu bildirilmiştir (A'râf, 7/176; Yûnus, 10/24; Ra'd, 13/3; Nûh, 16/11-69; Rum, 30/21; Zümer, 39/42; Câsiye, 45/13; Haşr, 59/21).

اَفَلٰا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ ﴿١٧﴾ وَاِلَى السَّمَاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ ﴿١٨﴾ وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ ﴿١٩﴾ وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ ﴿٢٠﴾

“(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?” (Ğaşiye 17-20)

Kur'ân'da, bu varlıkların, üzerinde düşünülmesi istenmektedir. Bütün bunlar üzerinde düşünen insan gerçeğe ulaşır. Bu âlemin, bir yaratıcısının olduğuna ve O'na kulluk edilmesi gerektiğine inanır.

Resulullah Efendimize(s.a.a) en çok etki eden ayetlerden birisini konumuzla ilgili olarak paylaşmak istiyorum. Hz. Aişe’yi iki kişi ziyaret ediyor ve “Hz. Muhammed’de gördüğünüz etkileyici bir şeyi anlatır mısınız?” diye soruyorlar. Hz. Aişe diyor ki; “Resulullah bir gece kalktı, abdest aldı, namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Öyle ki, secde esnasında yerleri ıslattı, mübarek gözyaşlarıyla… Sonra Hz. Bilal(r.a) geldi. Onu öyle görünce “sizin geçmiş ve gelecek tüm günahlarınız affedilmişken, sizi ağlatan nedir? Diye sorunca Resulullah “Bu gece Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır.” dedi ve şu ayeti okudu:

اِنَّ فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُولِى الْاَلْبَابِ

اَلَّذٖينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece gündüzün peşpeşe gelişinde, akıl sahipleri için ayetler (deliller, ibretler) vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” ( 3.191 )

Ondan sonra Resulullah(s.a.v) “bu ayeti okuyup ta üzerinde tefekkürde bulunmayan, düşünmeyen kişilere yazıklar olsun!” dedi. 

  1. EFENDİMİZİN HAYATINDA TEFEKKÜR

تفكر ساعة خير من عبادة سنة

Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlıdır. (Keşful hafa C. I, s. 370.)

“Tefekkür, ibadetin yarısıdır.” [İ. Gazali]

“Tefekkür gibi kıymetli ibadet yoktur”. [İbni Hibban]

  • Efendimiz peygamberlik öncesi dönemlerde Hira’ya çıkar ve rabbiyle baş başa kalıp derin düşüncelere dalar, saatlerce, günlerce bu hal üzere devam ederdi.
  • Mekke’de Kâbe’ye gider, duvarına yaslanır ve ilahi gücü, Allahın varlığını, birliğini, insanların içinde bulunduğu cahiliye karanlığını, semavatı tefekkür ederdi.
  • Geceleri mescidi nebevi’nin avlusuna çıkar, semayı seyrede, namaz kılar, gözyaşları kumları ıslatarak secdelere kapanırdı. Ve saatlerce bu hal devam ederdi.
  • Yediği gıdaların nereden ve nasıl geldiğini, bunlar karşısında nasıl şükretmek gerektiğini düşünürdü.
  • Yağmur yağarken göğsünü yağmura doğru çevirir ve Allahın rahmeti olduğunu ve onun yanından yeni geldiğini söylerdi.
  • Bir gün laşenin yanından geçerlerken yanındakiler burunlarına gelen kokudan tiksinirken o, onun dişlerinin ne kadar güzel ve beyaz olduğunu düşünerek tefekkürün her an olabileceğini ashabına öğretirdi.
  • Cenaze geçerken ayağa kalkar ve Allahın yarattığı bir varlık olması dolayısıyla saygısını gösterirdi.
  • Mezar kazılırken gözyaşlarıyla toprak ıslanır ve şöyle buyururlardı: “Burası için hazırlanın.”
  1. SAHABE-İ KİRAMIN HAYATINDA TEFEKKÜR

Hz Ebubekir RA’ın tefekkürü.

Hz. Ebû Bekir (r.a) efendimiz bir gün evinin sofasında iş görürken Cenâb-ı Hakk’ın azamet ve kudreti hatırına gelince semâvât ve arza bakıp: “Yüce Rabbim ne güzel dikmiş, ne güzel sermiş, rengârenk çiçeklerle ne güzel bezemiş.” diyerek tefekküre daldı. Cebrâil (a.s) Rasûlullah (s.a.v)’a gelip az bir tefekküre altmış senelik ibadet karşılığı sevap aldığını beyanla, Hz. Ebû Bekir’i müjdeleyiniz, buyurdu. Rasûlullah (s.a.v) efendimiz, Hz. Ebû Bekir (r.a)’in evine kadar gelerek:

“Ya Ebâ Bekir, ne amel işledin?” diye sual etti. Hz. Ebû Bekir (r.a) cevaben dedi ki:

“Ya Rasûlallah, her şeyim sana feda olsun. Bu gün ben ne bir köle azat ettim, ne bir fakir doyurdum, ne de bir sadaka verdim. Az önce hatırıma Cenâb-ı Hakk’ın azameti geldi. Rabbimin azametini düşündüm.” (Kenzu’l-Ummâl, h.5711; Keşfü’l-Hafâ, h.1004)

HZ ÖMER’İN HASSASİYETİ

"Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırırsa bir koyunu, Adl-i İlahi gelir sorar Ömer'den onu."

EBU ZER EL ĞIFARİNİN TEFEKKÜR SAATİ

Ebû Zerr (r.a.), ashâb tarafindan "ilim deryasi" sifatiyla vasiflandirIlmisti. Çünkü bilgi edinmek için Hz. Peygamber'e sık sık sorular sorardı. Vefatından sonra annesine gelip soruyorlar: “Onun ibadetlerinde bize haber ver” Annesi: “Normal bizim gibi ibadetlerini yerine getirirdi.” “Ayrıca farklı ibadetleri var mıydı?” diye sorduklarında; “Günün bir kısmında odanın bir köşesine çekiler, sırtını duvara yaslar, ellerini başına koyar, dakikalarca düşünür, bazen hıçkırıkları yan odaya kadar gelir beni uyandırırdı. Onun değişik bir ibadetini soruyorsanız işte bu tefekkür halidir.”

İBRAHİM B. ETHEM HAZRETLERİNİN TEFEKKÜRÜ

İbrahim B. Ethem’e “Niçin bu kadar çok tefekkür ediyorsun” diye sorduklarında

اَلْفِكْرَةُ مُخُّ الْعَقْلِ

“Tefekkür, aklın özüdür.” Diyerek önemini ifade eder.  Bir başka seferde de “Tefekkür, aklın sadakasıdır,” cevabını vermiştir.

EBU’D-DERDÂ

Ebu’d-Derdâ’nın annesine “Ebu’d-Derdâ’nın en üstün ameli ne idi?” diye sordum. Bana:

-Devamlı tefekkür eder; Allah’ın kudret ve azametini, büyüklüğünü düşünür ve her şeyden ibret alırdı, diye cevap vermiştir.dedi

  1. TEFEKKÜR UNSURLARI NELERDİR? NELER HAKKINDA DAHA ÇOK TEFEKKÜRDE BULUNMALIYIZ?

a. YARATILANLARDAN HAREKETLE YARATANI DÜŞÜNMEK

b. YER, GÖK, GEZEGENLERDEKİ İHTİŞAM VE İNSİCAM “GÜNEŞ ÖRNEKLİĞİ”

c. İNSANIN YARATILIŞI VE HAKİKATİ

d. KIYAMET VE AHİRET AHVALİ “TOPLUMSAL ŞUUR, MAHALLE BASKISI”

e. KUR’AN-I KERİMİ İBRET NAZARIYLA OKUMAK

f. İBADETLERDE TEFEKKÜR “NAMAZ ÖRNEKLİĞİNDE”

g. NİMETLERDE TEFEKKÜR “EKMEK ÜRETİMİNİN SERÜVENİ”

h. “BANA HER ŞEY SENİ HATIRLATIYOR

  1. YARATILANLARDAN HAREKETLE YARATANI DÜŞÜNMEK

Dağlar, taşlar, denizler, canlı varlıklar, bitkiler nasıl bir büyük kudret sayesinde meydana gelebilmekte, gelişmekte ve türlü özellikler göstermektedir. Hayvanların bir kısmı toprak üstünde yürürken, bir kısmı havada uçar ve bir kısmı da su içinde yaşar.

اَلَّذٖى خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًا مَا تَرٰى فٖى خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ
ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِپًا وَهُوَ حَسٖيرٌ

“Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir”. ( 67.4 ) “O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?” ( 67.3 )

Baktığın her şeyde, kokladığın her raihada, her varlıkta, düşen yaprak tanesinde, esen rüzgârda, gökten inen damlalarda vel hâsıl her şeyde yaratanı düşünebilmek… O kudret ve kuvvet sahibinin sanatını, estetiğini, gücünü, büyüklüğünü, esmasını, zikrini müşahede edebilmek gerekir. Tefekkür işte bu anlamda kendisini gösterir. Her şeyde Allah’ı bulmak ve düşünmek…

Allahü teâlânın yarattıkları üzerinde düşünün, zatı hakkında düşünmeyin!” [Beyheki]

Kur’an’da وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖ  “Allah’ı yeterince büyüklüğüne yaraşır şekilde takdir edemediler.”  (Zümer 67; Enam 91) denmektedir. Allah’ı tanımanın yolu O’nun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmekten geçer.

Düşünce sistemimiz doğru olmalı. Aksi taktirde mücessime ve müşebbihe gibi tarihte düşülen bazı hatalara düşmüş oluruz.

Tefekkür Allah’ı anmak, o’nunla olmak, o’na yönelmek, Allah’tan başka her şeyi terk etmektir.  

Tefekküre dayanan bir iman insanı taklitçilikten, nefse dayalı boş bir hayat yaşamaktan kurtarır. Her şey anlam bulur. Tefekkür her şeye anlamını vermek ve asıl veçheleriyle bilmektir.

Tefekkür ihsan şuuruna ermektir. Hayatın her anını bu şuur ve zikirle geçirmektir. Kainatta Allah’ı fikretmeyen, zikretmeyen hiçbir varlık yoktur.

Hasan-ı Basri (R.a.): “Nerede hangi şartlar altında olursan ol Allah’ı aziz tut. Zira n nerede hangi şartlar altında olursan ol Allah seni aziz tutar.” İşte bunun şartı tefekkürdür.

Allahü teâlânın azametini düşünen insan, Ona isyan edemez.” (Bişr-i Hafi)

  1. YER, GÖK, GEZEGENLERDEKİ İHTİŞAM VE İNSİCAM “GÜNEŞ ÖRNEKLİĞİ”

وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِهٖ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

“O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.” (Nahl 12)

Gündüzümüzü aydınlatan, bizleri ısıtan Samanyolu galaksisinde yer alan 200 milyar gezegen/yıldızdan biri olan güneşi düşünelim. Bir dakikalık dönüş hızı 720 bin km olup bir günde 17 milyon 280 bin km yol alan, dünyadan 1 milyar 300 milyon kat büyük olup dünyaya uzaklığı 150 milyon km olan bir gezeğeni düşünün. Güneşin yüzey sıcaklığı 6 bin santigrat derecedir.

Şimdi düşünelim böyle bir kütle ve sıcaklığı. Dünyada suyun kaynama noktası 100 santigrat derecede kaynamaktadır. Kaynar suya elimizi sokarsak ne olur. Elimiz aşikar olarak yanar ve derisi kavrulur. Oysa efendimizin bildirdiği bir hadisi düşünelim:

Hz. Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:

سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمْ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَوْمَ لَا ظِلَّ إِلَّا ظِلُّهُ

"Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı Kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler: Adil imam, Allah'a ibadet içinde yetişen genç, Tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse, Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için bir araya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi, Güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde; "Ben Allah'tan korkarım" de(yip icabet etmey)en kimse, Allah'ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse.Sağ elinin verdiği sadakayı sol eli görmeyen; verdiğini gizli veren kimse" (Nesâi, Kudât 2)

  1. İNSANIN YARATILIŞI VE HAKİKATİ

Niçin yaratıldın? Nasıl yaratıldın? Niçin her şey senin istifadene sunuldu? Neden en seçkin varlık sensin? Allah niçin peygamber ve kitapları sana gönderdi?

  • Allah’ın en güzel şekilde yarattığı ve bütün organlarını tastamam yaptığı,
  • Tertemiz rızıklar verdiği, ruhundan üfleyerek şereflendirdiği,
  • Muhatap aldığı, yeryüzünde halifesi kabul ettiği,
  • Yaratılmışlara üstün kıldığı, şan şeref sahibi yaptığı,
  • Yaratılan her şeyi istifadesine sunduğu,
  • Akıl, irade ve özgürlük verdiği,
  • Vahiy, peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle doğru yolu gösterdiği,
  • İradeli ve bilinçli olarak iman ve ibadet etmesini istediği,
  • İyilik yapanları mükâfatlandırıp kötülük yapanları cezalandıracağı ve sorumlu kıldığı varlıktır İnsan.
  • İnsan, kendi vücudunun ne muazzam bir fabrika ve laboratuvar olduğunun farkında değildir. Hâlbuki yalnız nefes alıp vermek bile büyük bir kimya olayıdır. Havadan alınan oksijen, vücutta yakıldıktan sonra, karbondioksit halinde dışarı çıkarılır.
  • Sindirim sistemi ise sanki bir fabrikadır. Ağızla alınan gıda maddeleri ve içecekler, mide ve bağırsaklarda parçalanıp öğütüldükten sonra, vücuda faydalı kısmı, ince bağırsaklarda süzülerek kana karışmakta ve posası dışarı atılmaktadır.
  • Allah’ın bizlere verdiği böbreği düşünelim. Karaciğeri düşünelim.
  • Yumruk kadar olan beynimizi düşünelim.
  • Kalb ise, hiç durmadan işleyen muazzam bir pompadır. Kan dolaşımını düşünelim.
  • İnsan eline/parmaklarına bakmalı. Milyarlarca insandan farklı olan parmak izini düşünmeli.
  • İnsan kavak gibi büyüyüp gitseydi, ne olurdu?
  • Ruhlar âleminde öldük, annemizin vücudunda dirildik. Annemizin vücudunda öldük. Dünyada dirildik. Dünyada ölüp ahirette dirileceğiz.
  • Hayatsız cisim yoktur. Mesela demir cansızdır. Fakat demir yüklü vitaminler, anemi, kansızlık hastalığına dermandır. Bakınız bir yanda cansız demir, öte yanda derman olan demir. Hayatsız cisim yok.
  • Her gün ölü gıdalar yeriz diri diri gezeriz. Çünkü ölü gıdalardaki vitaminler hayattır. Ölmüş gıdaları midemizde dirilten Allah, ölmüş insanları da diriltir.

“Vücudunuzdan bir parçayı vermek zorunda kalsanız, Allah muhafaza, ne verebilirsiniz? Hepsi birbirinden gerekli ve değerli olan azalarımızdan hangisini feda edebiliriz?”

“Gözler, dil, ayaklar, burun, eller...” Ne dersiniz?

Görmemeyi mi, konuşamamayı mı, yürüyememeyi mi, hiçbir koku ve tat duymayışı mı, yoksa dokunamamayı mı kabul edersiniz?

  اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ“İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya getiremeyeceğimizi mi  sanıyor?”

  بَلى قَادِرينَ عَلى اَنْ نُسَوِّىَ بَنَانَهُ   “Evet! (Bir araya getiririz!) (Biz) onun parmak uçlarını (parmak izlerine varıncaya kadar) düzenlemeye (eski haline getirmeye) gücü yetenleriz” ( Kıyame, 75/1-6)

Yani elimiz olmasaydı neler olurdu? Çoğumuzun hiç aklına gelmez elimizin ne kadar çok iş gördüğü. Günlük hayatta ne çok kullanırız oysaki… Düşünün bakalım… Yazı yazarken, su içerken, tırnak keserken, giyinirken, bilgisayar tuşlarına basarken, telefonla konuşurken, ütü yaparken, meyve doğrarken, ip atlarken, voleybol oynarken, saatimizi takıp çıkarırken, çantamızı taşırken, paramızı cüzdana koyarken hep ellerimizin birini yahut her ikisini kullanırız. Birinin olmadığını bir hayal edelim. Ne büyük zorluklarla karşılaşırız hayatta.

  1. KIYAMET VE AHİRET AHVALİ “TOPLUMSAL ŞUUR, MAHALLE BASKISI”

Kabir, kabirden diriliş, mahşer meydanına varış, kitabı eline alış, hesap ve mizan, sırat köprüsü, ya cennet yada cehennem…

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فٖيهَا رَبَّنَا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذٖى كُنَّا نَعْمَلُ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فٖيهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَاءَكُمُ النَّذٖيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ نَصٖيرٍ

“Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine iyi işler yapalım! diye feryad ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.” (fatır 37)

Çocukluğumda dinlediğim bir hikâyeden çok etkilenmiştim. Doğru olup olmadığını bilmiyorum. Ancak ibret nazarıyla düşünmeye ve tefekküre sevketmesi açısından burada zikredeceğim

Reklamların Hikâyesi

Adamın biri rüyasında öldüğünü ve cennete gittiğini görür. Dünya gözüyle bakıp cennete giren insanları kimini ibadetle meşgul, kimini kuranla meşgul, kimini sohbetle meşgul, kimini yardımla meşgul görür ve biraz durduktan sonra cehennemi merak eder. Cennetten çıkar ve cehennemin önüne gelir, bakar ki dev ekranlar kurulmuş, Allahın haram kıldığı her tür zevk ve lezzetler, eğlencelerle ekran şenlenmiş. Adam içinden geçirir ve der ki: şuraya girip biraz eğleneyim. Nasılsa cennet garanti.” Adımını içeri atınca zebaninel adamı baş aşağı gayya kuyusuna atacaklar. Adam feryat figan bağırır: “Dışarda o kadar eğlence vardı” meleklerin verdiği cevap müthiştir: “O reklamlardı”

“(Ey insanlar! İbret almıyorsanız) Alev alev yanan bir ateşle sizi uyardım. O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren kötüler girer.” ( 92.14-16 )

Allah bizleri ateşten kurkutmak suretiyle tefekkür etmeye davet ediyor. Biz belki bu ayetlerden çok etkilenmiyoruz. Ancak ömer B. Abdülaziz çok etkileniyor. Yatsı namazında bu ayetler okununca düşüp bayılıyor ve sabahlara kadar ayıltamıyorlar. Ayıldığında dilinde bu ayetleri tekrar edip durur. İşte dehşetli bir günün korkusu, İşte tefekkür edip düşünen için ibret sahnesi.

İmam-ı Azam hz. Bir gün yatsı namazından sonra bir ayet okur ve tefekküre dalar. Cemaat camiyi terk edip gider. Sabahleyin müezzin camiye gelince imamı görüp yanına gidiyor “üstat bugün erken gelmişsiniz” der. İmam ona bakıyor, etrafa bakıyor ve “herkes gitti mi” diye soruyor. Müezzin “hocam ben sabah namazı için geldim” imamı azam “sabah mı oldu?” diyor. “Ben yatsı namazında bir ayet okumuştum onu düşünüyordum” diye cevap veriyor.
İmam Gazali (ra), Müslüman olduğu halde, islama ısınamamış, bazen camiye-cemaate gelse bile, vaziyetinde bir çekingenlik, ürkeklik olan bir adamdan bahseder.

Fakat birden bire bu adamda bir değişiklik olur, vaziyeti güzelleşir, camiye, cemaate ısınır, cami için bir ev adamı gibi olur.

İmam Gazali, bu işin farkında olunca, adamın hayatını takibe alır, bakar ki adam her gün şu üç yeri (mezarlık, hastane, hapishane) ziyaret etmeyi ihmal etmiyor. Öyle ki, bu adam önce mezarlığa gidiyor

-“Aman Allah’ım! Bakıyorum da sıfır yaşından, yüz küsür yaşına kadar, ölen insanlar var mezarlıkta. Ben şu anda ölmüş olabilirdim. İbadet ve istiğfar hakkımı kaybetmiş olabilirdim. Ama şimdi hayattayım, sana şükür ya Rabbi.

Oradan hastahaneye geçer, türlü türlü hastalıklara maruz kalmış kimselerle görüştükçe: “Ya Rabbi, şu anda ben de bir hasta olabilirdim hatta aklımı kaybetmiş olabilirdim o zaman benim halim ne olurdu.. demek aklımız sayesinde kazandığımız şeyler senin lütfündur. O halde varlığımızdan dolayı kuruntuya kapılmaya hiç hakkımız yoktur.

Oradan hapishaneye gider. “Aman ya Rabbi, bu nefis insana neler yaptırmış. Bunların içinde tek tük masum olanlar varsa da çoğu bir anlık çılgınlıkları yüzünden buraya gelmiş, hürriyetlerini kaybetmiş.

Ya Rabbi, sana sonsuz şükürler olsun, şu anda, ölü, hasta, hapis değilim bundan sonraki hayatımda saniyeler, dakikalar üzerinde titreyecek, hayatımı sana kulluk uğrunda harcamaktan başka bir şey düşünmeyeceğim.

İşte bu ziyaretler ve bu dualar bu zatın manevi olarak gelişmesine sebep olmuştur.

  1. KUR’AN-I KERİMİ İBRET NAZARIYLA OKUMAK

Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” ( 59.21 )

اَفَلَا تَعْقِلُونَ “Siz hiç düşünmez misiniz? “ (Ali İmran 65) لَوْ تَشْعُرُونَ  “ Bir düşünebilseniz!..” (Şuara 113) ayetlerinden de anlaşılacağı gibi düşünmek, inanan herkes için farzdır.

كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا اٰيَاتِهٖ وَلِيَتَذَكَّرَ اُولُوا الْاَلْبَابِ

“(Resûlüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” (Sad 23)

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا

“Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed 24, bakınız Müminun 68)

MEVLANA HAZRETLERİ GÜZEL BİR KISSA ANLATIR:

Güzel sesli bir hafiz Kur'an okuyordu. Kulağına gelen bu güzel sesten etkilenen Hz. Mevlana da gözyaşıyla dinliyordu. Bu sırada elini ağzına kapayarak esneyen bir adam, Mevlana’nın bu gözyaşlarına bir mana veremeyerek sordu:-Efendi Hazretleri niçin ağlıyorsunuz, ağlanacak bir şey mi var ortada?

Mevlana esneyen adama anlayacağı dilden cevap verdi:-Güzel sesli hafızlardan gelen Kuran sesi bana, cennet kapısının açılısı sesi gibi geliyor da onun için...

Esnemeyen devam adam da başını sallayarak:-Bana da cennet kapılarının açılış sesi gibi geliyor, dedi.

Mevlana küçük bir düzeltme yaptı:- Aramızda ince bir fark var, dedi. Senin duyduğun ses, cennet kapısının açılış sesi değil kapanış sesi olmalıdır. Çünkü dedi, açılış sesi gözyaşı döktürür, kapanış sesi ise uyku getirir...

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ

“(Ey Muhammed) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.” ( Zümer, 39/9.)

إِنَّ اللّٰهَ يَرْفَعُ بِهٰذَا لْقُرْآنِ الْكِتَابِ اَقْوَامًا وَيَضَعُ بِهِ اٰخَرِينَ

“Allah bu kitapla (Kuran) bazı kavimleri yüceltir, diğer bazılarını da alçaltır.” (Safvet’üt Tefasir 3/345)

  1. İBADETLERDE TEFEKKÜR “NAMAZ ÖRNEKLİĞİNDE”

Rabbimizin emrettiği günde 5 vakit ve 40 rekat olarak kıldığımız namazımızı bir kez olsun düşünelim ve düşünerek tefekkür ederek yerine getirelim.

Önce abdest için ön hazırlıklarımızı yerine getirelim. Ardından efendimizin aldığı gibi güzelce abdest almaya başlayalım. Ancak aldığımız abdestin azalarımızdan akacak damlalarıyla Mevlamızın bizlerin günahlarını da döktüğünü hissederek, organlarımızla günahlardan uzak duracağımıza söz vererek, şuuruna ererek alalım.

Sonra namaz kılacağımız yere doğru hareket ederken her adımımızın Mevlaya yakınlaşmak adına olduğunu hatırda tutarken, sağ adımımızla bir sevap elde ederken sol adımımızla da bir günahımızın silindiğini düşünelim.

Kıblegaha vardığımızda “kiminle konuşacağız, kimin huzuruna kabul edileceğiz” iyice düşünerek niyetimizi gerçekleştireceğiz. “Ya rabbi! Niyet ettim senin rızan için sabah namazının farzını kılmaya” ama aslında şunu düşünebilmeliyiz: “Allah’ım ben geldim, ben kulun idris. Günahlarımla kavrulmuş bedenimle, affına mazhar olmaya, geldim. Kulluk biatımı yenilemeye geldim. Bütün dünyayı ellerimin tersiyle itip kalbi selim ile sana geldim. İhsana ermeye, sana secdeye geldim, halimi arz etmeye geldim. Beni kabul eyle. Bir kez olsun “Kulum bana geldi” de. Ben bu kulluğumun şerefini her daim yüreğimde hissedeyim.

Bu duygularla tekbir alıyoruz ve “Allah’ü Ekber” derken yüreğimizde bu coşkuyu hissediyoruz. E’uzü besmele ile gerçek anlamda Allaha sığınıyoruz. Sonra hamdimize başlıyoruz Fatiha suresiyle.

Ama anlamak ve anlaşılmak için geldiği halde, kolaylaştırıldığı halde anlamıyoruz ne dediğimizi. Fatihayı okurken ne dediğimizi anlamıyoruz. E’uzü besmele ile kimden kime sığınıyoruz. Zammı surelerle ne söylüyoruz. Rüku ve secdelerdeki tesbihatımızda ne diyoruz bilmiyoruz. Anlamadığımız için namazlarda diyar diyar dolaşıyoruz. Her birimizin sırtında yüklerle namaza duruyor, kurtuluşa, kurbiyete eremiyoruz.

“Namazı yük olarak görmüyorum”, “namaz benim beratım, huzur kaynağım ve miracımdır” diyerek Allahın huzuruna durmayı Mevlam hepimize nasip etsin.

Kıldığımız namaz miracımız olamıyorsa, bizleri günahlardan alıkoyamıyorsa tefekkürsüzlüğümüzdendir.

İbn Abbas (RA) şöyle demiştir:

“Tefekkür içinde kılınan normal iki rek'at namaz, tefekkürsüz bütün bir geceyi ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır!”

Tefekkür, insanı bilgili eder. Bilgili olan da amel eder. (Vehb bin Münebbih)

Günde 40 Rekât Namaz Kılıyoruz.

Bu 40 rek'atın 17'si farz, 3'ü vâcib, 20'si sünnettir. Bir senede 14.600 rek'at namaz kılıyoruz. Ramazan'da 600 rek'at teravih namazı kılıyoruz. Toplam bir yılda 15.200 rek'at namaz kılmış oluyoruz.

Namaz kılan bir mü'min bir günlük namazında neyi ne kadar zikrediyor; hiç düşündünüz mü?

Namaz Kılan Bir Mü'min Bir Günde En Az

– 15 def'a Euzübillâhimineşşeytânirrâcîym diyerek şeytanın şerrinden Allah'a sığınıyor.

– 40 def'a Besmele çekiyor.

– 40 def'a Fatiha sûresini okuyor.

– 80 def'a Rabb'imizin er-Rahman ismini söylüyor. – 80 def'a er-Rahim ismini söylüyor.

– 213 def'a Allah-u Ekber diyor.

– 120 def'a Sübhane Rabb'iye'l-Azim, diyor.  – 240 def'a Sübhane Rabbiye'l-Âlâ, diyor.

– 40 def'a Semi Allahu limen hamideh diyor. – 40 def'a Rabbena ve leke'l-hamd diyor.

– 21 def'a Ettahiyyatü'yü okuyarak Peygamberimize selâm gönderiyor. – 21 def'a Kelime-i Şehadet'i söylüyor.

– 26 def'a omuzundaki meleklere ve yanlarındaki Müslümanlara Selâm veriyor.

– 15 def'a Allahümme Salli selâvatını okuyor. – 15 def'a Allahümme bârik selavatını okuyor.

Bu zikrettiklerimiz sadece namazın içinde okunanlardır. Namazdan önce ve sonra okunanlar ve tesbihatlar bu rakamların dışındadır. 60 yıl yaşayıp da kulluğunun gereklerini yerine getiren bir mü'minin yaptıklarını ve söylediklerini bu kadar yıl hesabıyla hesaplayın bakalım, ne çıkacak karşınıza.

İşte hakkıyla kılınan Namaz insanı cennete götürür. Rabbim namazı dosdoğru kılanlardan eylesin...

  1. NİMETLERDE TEFEKKÜR “EKMEK ÜRETİMİNİN SERÜVENİ”

يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخٖيلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

“Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır.” (Nahl suresi 11)

Tarladan sofraya ekmek nasıl gelir: İlk önce tarla sürülür. Sonbahar yağmurlarıyla ıslanıp tohum ekilecek hale gelir. Tohum ekilir gübrelenir, suyla ve minerallerle birleşerek filizlenir ve yeşerir. İlkbaharda etrafındaki zararlı otlardan temizleme işlemi yapılır ki iyice gelişip büyüsün. Başaklar sararıp iyice olgunlaştığında hasat zamanı gelmiş demektir. Sonra tarlaya biçerdöver girer. Buğday tohumları ayıklanır, kurutulur. Öğütülüp un yapılmak üzere fabrikalara gönderilir. Bu unları fırınlar satın alır. Hamur yapılır pişirilir ekmek olur. Ve soframızın vazgeçilmez baş öğünü olarak yerini alır.

İşte buğdayın ekmeğe dönüşme serüveni özetle bu şekildedir. Ancak insan emeği ve alın terinin sembolü olan ekmek bize bir tefekkür penceresi açıyor aslında. Bizim hikayemizi bize anlatıyor.  

Ömer B. Abdülaziz: “Allah tealanın nimetleri üzerinde düşünmek en makbul ibadetlerdendir.”

  1. BANA HER ŞEY SENİ HATIRLATIYOR
  2. TEFEKKÜRÜN NETİCESİ
    1. KAMİL BİR İMAN VE ALLAH SEVGİSİ
    2. KURANİ BİR HAYAT VE AHLAK ANLAYIŞI
    3. İLİMDE TEKAMÜL
    4. ŞEFKAT VE MERHAMETE DAYANAN KARDEŞLİK HUKUKU
    5.  “SEN” OLUP “BİZ”LİĞE ERMEK
    6. DÜNYA VE AHİRET SAADETİNE ERMEK
    7. KORKTUKLARINDAN EMİN UMDUKLARINA NAİL OLMAK

Mevlana Mesnevi’sinde bir hikâye anlatır: 

Bir adam, dostunun kapısına gelip, kapısını çalar. İçeriden gelen ses: -Kapıyı çalan da kim, diye sorar. Adam: “-BEN’im” diye cevap verince, dostu: -“Git, şimdi zamanı değil, sonra gel” der.

Adam, kapıdan ayrılır ve bir yıl dostunun hasretiyle yanıp tutuşur. Bir yılın sonunda dostunun kapısına tekrar gelir. Reddedilme korkusuyla kapıyı çalar.

İçeriden gelen ses:-“Kim o” diye sorar. Adam:-“SEN’im” diye cevap verir.

Dost, adamı içeri davet eder:-“Madem ki BEN’sin, içeri gir. Ev dar iki kişi sığmıyor” der.

HZ. Ali'nin ağabeyi Cafer b. Ebu Talib'in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti. Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü. Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi.

Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü. Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu: "Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?" Köle sıkılarak cevap verdi: - "Işte bu üç parça ekmek." "O halde neden kendine hiç ayırmadın?" "Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim." "Peki sen ne yiyeceksin şimdi?" "Oruç tutacağım."

Bunun üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu. Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi:

"Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum." Cömertliğiyle meşhur Abdullah b.. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve: "Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin" dediklerinde, şu karşılığı verirdi: "Ama o elindeki herşeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını...

  1. KORKTUKLARINDAN EMİN UMDUKLARINA NAİL OLMAK

Öncelikle ve özellikle tefekkür ettiğimiz değer hayatımıza anlam katan bir değer olacaktır. Bunun için:

  • Allahü teâlânın mahlûklarındaki güzellik ve faydaları düşünmek, Ona inanıp Onu sevmeye sebep olur.
  • Onun vaat ettiği sevapları düşünmek, ibadet yapmaya sebep olur.
  • Onun bildirdiği azapları düşünmek, Ondan korkmaya, kötülük etmemeye, günahtan kaçmaya sebep olur.
  • Onun nimetlerine, ihsanlarına karşılık, nefsine uyarak günah işlediğini, gaflet içinde yaşadığını düşünmek, Allah’tan utanmaya sebep olur. Allahü teâlâ, yerlerde ve göklerde bulunan mahlûkları düşünerek ibret alanları sever.

Düşünen ve aklını kullanan insanlar dünyaya yön verenlerdir. Medeniyet kuranlardır. Medeniyeti başlarına yıkılanlar ise düşüncesizlik, fikirsizlik, şuursuzluk ve akılsızlık yüzünden çöküşü hak eden cahillerdir. Düşünce ve aklı kullanmak cehaletin düşmanıdır. Onların olduğu yerde cehaletin hiçbir türü barınamaz!

Nice üniversite bitirdiği halde cehaletinden kurtulamayan insan vardır. Ne yazık ki diploma sahibi olmak insan olmak için yeterli değildir! Düşünmek, akletmek, şuuruna varmakla insan olmanın ayrıcalığını ve üstünlüğünü yakalar.

  1. TEFEKKÜRSÜZ HAYAT
    1. HELAK EDİLEN KAVİMLER

Ad kavmi, Semut kavmi Nuh kavmi ve diğerleri gibi helak nedenleri , helak olmayan kavimlerin neden helak olmadığı tevhit ve küfür yolculuğu hakkında bize çok şeyler öğretir. Afet ve felaketlerin insanı Allah’ın emriyle nasıl yakalayıverdiğini Kuran bize anlatıyor. Bunlardan alınacak dersler ve ibretler vardır. Bütün bunlarda düşünen toplumlar için ibretler bulunduğu Kuranda bizlere bildirilmiştir.

Kur’an’da hikayeleştirilmiş tüm olaylar ve örnekler, düşünmemiz içindir;

وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ “ Bu misalleri insanlara, düşünsünler diye veriyoruz. “ (Hasr 21)

فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ “ Bu hikayeyi anlat ki, düşünüp taşınabilsinler!..” (Araf 176)

bret alabilmek için ise, inceden inceye düşünmek gerekir ki, işte bu bağlamda sözü edilen düşünce tefekkürdür;

اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ  “ Şüphe yok ki bunda, iyice düşünecek bir toplum için ibretler vardır. “ (Zümer 42)

  1. İSLAM DÜNYASININ İLK DÖNEMLERİNDEKİ KARGAŞALAR
  2. GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARININ İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM
  3. İLİM, FEN VE TEKNOLOJİDE GERİLEME
  4. GÜNAHIN HAYATI KUŞATMASI

اِنَّ اللّهَ لَا يَخْفى عَلَيْهِ شَىْءٌ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَاءِ

“Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte, hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” (Ali-İmran, ¾.)

-Tasavvuf büyüklerinden Cüneyd-i Bağdadi, sonradan gelen bir müridini diğerlerinden daha çok severdi. Diğerleri bu hale gıpta eder ve aynı zamanda merak ederlerdi. Bir gün her birine bir kuş verip onları kimsenin görmediği bir yerde kesmelerini istedi. Hepsi tenha bir yerde kuşlarını kesip gelmişlerdi. Ancak o müridi, ihsan ve murakabe şuuruna sahip bir insandı, kendisine verilen kuşu kesmeden gelmişti. Hocası niçin kesmedin diye sorunca:

“Ben kimsenin görmediği gizli bir yer bulamadım. Nereye gittiysem yüce Allah’ı beni görüyor buldum” der.

  • Tefekkür etmeyenler hidayeti yaşayamazlar. İmanın lezzetini tadamazlar.
  • İbadetlerden şevk, haz ve huzur duyamazlar.
  • Allahın kudret ve kuvvetinden acziyetlerini yaşayamazlar.
  • Kurbiyeti yaşayamazlar. Kul olamazlar.
  • İnsanlığın gereğini yerine getiremezler.
  • Kur’an’ı anlayamazlar.
  • Günahları terk edemezler.
  • İhsan mertebesine eremezler.
  • Şükrü hakikiyi yerine getiremezler.
  • Arşın gölgesinde gölgelenemezler.
  • Şefaate nail olamazlar.
  • Kalplerini gafletten, dillerini boş lakırdılardan kurtaramazlar.

Düşünmeme yolu seçildiğinde, insanın aklı önemini ve fonksiyonunu yitirir ve insan ile hayvan arasındaki fark ortadan kalkar ;

اَمْ تَحْسَبُ اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَ اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَبٖيلًا

“Yoksa sen onların gerçekten dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidirler. Hatta onlar, yolca daha da sapıktırlar!” (Furkan 44)

اِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذٖينَ لَا يَعْقِلُونَ

“ Şüphesiz, Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağır ve dilsizlerdir!..” (Enfal 22)

Bu ayetlerde dikkat çeken şey, düşünmeyen insanın hayvandan da aşağı olarak tanımlanmasıdır. Hayvanlar düşünemezler.

İnsanlar, düşünebilme yetisi ile yaratıldıkları halde, kendi iradeleri ile düşünmemeyi seçerek, Allah’ın kendileri için verdiği nimete sırt çevirmiş olurlar.

Düşünen insanlar önce kendilerini, sonra da düşünmeyenleri yönetirler. Düşünmeyen insanlar ise, her düşünen tarafından yönetilirler. Bunun sonucunda da, ne yazık ki bir çoban tarafından güdülmeye mahkum hale gelirler.

Düşünenler için, yaratılan her şeyde Allah’ın mucizesini görmek ve O’nun büyüklüğünü idrak etmek mümkündür. Düşünmeyenler ise gözlerinin önündekini bile görmekten acizdirler;

وَكَاَيِّنْ مِنْ اٰيَةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ

“ Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.” (Yusuf 105)

Kur’an’ın işaret ettiği gibi düşünmek; gönül gözü ile görüp, nefsin isteklerinden bağımsız bir akıl ve mantık ile algılamanın sonucudur. Kur’an bu gerçeği, olağanüstü bir anlatım ile vermektedir;

اَفَلَمْ يَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا اَوْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلٰـكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتٖى فِى الصُّدُورِ

“(Seni yalanlayanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.” (Hac 46)

Düşünen ile düşünmeyen arasındaki fark da kör ile gören, sağır ile duyan arasındaki fark kadar açık ve nettir;

قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الْاَعْمٰى وَالْبَصٖيرُ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ

De ki; Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” (Enam 50)

“Akıl, rızıktandır” diyor Hz. Ali. Bu bağlamda düşünmemek ; öncelikle Allah’ın insana verdiği rızkı yani aklı haramlaştırmaktır!..

وَلَقَدْ ذَرَاْنَا لِجَهَنَّمَ كَثٖيرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا اُولٰـئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ اُولٰـئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (A'RAF 179)

 

  1. SONUÇ

Üç ayları fırsat bilerek hayatımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Önce kendi geçmişimize, geleceğimize, kendimize doğru, Tefekkür seyahatine çıkmalıyız. Ardından nereden geldiğimize, niçin geldiğimize, bu amacımızı gerçekleştirebileceğimize daha doğrusu rabbimize doğrul tefekkür yolculuğuna çıkalım. Kuran’dan ilham alıp Hz. Muhammed Mustafa’yı rehber ve önder edinip, ilme ve bilgiye sarılıp, tefekkür deryasından, akıl havuzundan düşünce sermayesinden istifade ederek iman yolculuğuna, ibadet yolculuğuna, hakikat yolculuğuna, insanlık yolculuğuna çıkalım ve Nasibimizi arayalım.

Yaşamın anlamını kavramak için dünyayı dolaşmaya çıkan bir genç, gezdiği ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gitmişti. Gezgin genç, bilgenin yaşadığı evde, tüm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu gördü.

Fakat evi dikkatle gözden geçirdikten sonra , yerde bir kilim, duvar dibinde yatak olarak kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa ve sandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını gördü ve merakla sordu: "Neden hiç eşyanız yok?" dedi. "Koltuklarınız, kanepeleriniz, büfeleriniz.. .. Onlar nerede?"

Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gezgin gence; "Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın küçük bir çantan var, yavrum" dedi. "Peki, senin eşyaların nerede?" Gezgin genç, kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu: "Ama görüyorsunuz.. .. Ben yolcuyum." Ünlü bilge, hak verircesine güldü: "Ben de öyle, yavrum" dedi. "Ben de öyle....."

Tefekkürle işlerimize, hayatımıza, ve ibadetlerimize daha derin anlamlar kazandırmalıyız. Verdiği akıl nimetine karşılık, Cenab-ı Mevla’ya tefekkürle teşekkür etmeliyiz.

Arının bal yapışında, gülün renginde, çiçeklerin kokusunda, kainatın sonsuzluğunda, yağmurun yağışında, mevsimlerin değişiminde, zerreden küreye kadar her şeyde Allah’ın varlığını ve birliğini, kudret ve kuvvetini görebilmeyi rabbim bizlere nasip etsin.

TEFEKKÜR

  1. TEFEKKÜR NEDİR?
  2. TEFEKKÜRÜN ÖNEMİ NEREDEN GELMEKTEDİR?
    1. FARZ BİR İBADETTİR
    2. TEKÂMÜLÜN ÖNCÜSÜDÜR
    3. İBADETLERİN ÖZÜDÜR
    4. AKLIN FİLTRESİDİR
    5. BİLGİNİN KAYNAĞIDIR
    6. GELECEĞİN İNŞASIDIR
    7. AHİRETİN MUTLULUK ANAHTARIDIR
    8. KURAN AYETLERİNDE TEFEKKÜR
    9. HADİS-İ ŞERİFLERDE VE EFENDİMİZİN HAYATINDA TEFEKKÜR
    10. SAHABE-İ KİRAMIN HAYATINDA TEFEKKÜR
    11. İSLAM ALİMLERİ TEFEKKÜR HAKKINDA ÖNEMLİ SÖZLER İFADE ETMİŞLER
    12. TEFEKKÜR UNSURLARI NELERDİR? NELER HAKKINDA DAHA ÇOK TEFEKKÜRDE BULUNMALIYIZ?
      1. YARATILANLARDAN HAREKETLE YARATANI DÜŞÜNMEK
      2. YER, GÖK, GEZEGENLERDEKİ İHTİŞAM VE İNSİCAM “GÜNEŞ ÖRNEKLİĞİ”
      3. İNSANIN YARATILIŞI VE HAKİKATİ
      4. KIYAMET VE AHİRET AHVALİ “TOPLUMSAL ŞUUR, MAHALLE BASKISI”
      5. KUR’AN-I KERİMİ İBRET NAZARIYLA OKUMAK
      6. İBADETLERDE TEFEKKÜR “NAMAZ ÖRNEKLİĞİNDE”
      7. NİMETLERDE TEFEKKÜR “EKMEK ÜRETİMİNİN SERÜVENİ”
      8.  “BANA HER ŞEY SENİ HATIRLATIYOR
      9. TEFEKKÜRÜN NETİCESİ
        1. KAMİL BİR İMAN VE ALLAH SEVGİSİ
        2. KURANİ BİR HAYAT VE AHLAK ANLAYIŞI
        3. İLİMDE TEKAMÜL
        4. ŞEFKAT VE MERHAMETE DAYANAN KARDEŞLİK HUKUKU
        5.  “SEN” OLUP “BİZ”LİĞE ERMEK
        6. DÜNYA VE AHİRET SAADETİNE ERMEK
        7. KORKTUKLARINDAN EMİN UMDUKLARINA NAİL OLMAK
        8. TEFEKKÜRSÜZ HAYAT
          1. HELAK EDİLEN KAVİMLER
          2. İSLAM DÜNYASININ İLK DÖNEMLERİNDEKİ KARGAŞALAR
          3. GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARININ İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM
          4. TOPLUMSAL HASSASİYETLERİN, MİLLİ MANEVİ DEĞERLERİN ZEDELENMESİ
          5. İLİM, FEN VE TEKNOLOJİDE GERİLEME
          6. AHLAKİ YAŞANTIDA GERİLEME VE BOZULMA
          7. GÜNAHLARDA ZAAFİYET



 


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret77799
SEÇME YAZILAR