• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

KUL HAKKI

KUL HAKKI


Yeryüzündeki varlıkların en mükemmeli insandır.

Çünkü o; en güzel bir şekilde yaratılmış, akıl nimetiyle donatılmıştır. İnsan için başka insanlarla tanışmak, yardımlaşmak, onlarla bir arada yaşamak, en tabii bir ihtiyaçtır. Yeryüzünde huzur içerisinde bir hayat sürdürmek, Allah’ın sayısız nimetlerinden meşru ölçüler içerisinde yararlanmak, neslinin devamını sağlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak, toplu halde yaşamaya bağlıdır.

 

Cemiyet halinde yaşamak, karşılıklı hak ve sorumlulukları da beraberinde getirmektedir.

 

Günümüzde insan hakları kavramı Batı kökenlidir. Kaynağını XVI. yüzyılda batıda doğup gelişen ve 1950 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi adı altında imzalanan tabi hukuk düşüncesinden alır. Bu haliyle insan hakları fertlerin elde ettikleri kazanımları ifade eder. İslam dünyasında ise bu haklar kişiler tarafından kazanılmış haklardan ziyade Yaratanın kullarına tanıdığı haklardır. Bu sebeple İslam dünyasında bu hakların kazanılması için batıda gösterilen mücadeleler olmamıştır.

İnsan hakları, diline, dinine, ırkına cinsiyetine, milliyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın insana insan olduğu için tanınan hakların genel adına denmektedir. İslam dünyasında ise, İnsan hakları kavramı, ferdin insan olarak yaratılmış olmaktan doğan asli hakları olarak kabul edilmektedir.

Allah  Kuran’da şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ.

"Ey insanlar, doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat, 49/13.)

İnsanların doğuştan eşit olduklarını ifade eden bu ayet, ashaptan Sabit b. Kays hakkında nazil olmuştur.                                                                                  

Sabit, bir defasında Efendimizin meclisine gelmişti. Orada yanında oturmak istediği kişi, Sabit’e yer açıp, göstermedi. Buna içerleyen Sabit,     

-Ey filan kadının oğlu, diye hakaret etti. Bunun üzerine Efendimizin: -Ey Sabit, mecliste olanların yüzlerine bak, buyurdu. O da orada oturanlara birer birer baktı. Efendimizin: -Ne gördün? diye sordu. Sabit:       -Ak, kara, kırmızı çehreler gördüm, deyince, Efendimiz:                             

-Ey Sabit, sen bunları, bu siyahtır, Arap’tır; bu beyazdır, Acemdir diye birbirine üstün kılamazsın. İnsanlar dine bağlılıkları ve takvaları ile faziletlidirler diyebilirsin, buyurdu ve bu ayet nazil oldu. ( Ayni, Umdetü’l-Kari, 16, 66)

 

Sevgili Peygamberimizde Veda Hutbesinde bu konuya şöyle vurgu yapmaktadır. "Ey insanlar! "Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahin da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır.”

Efendimizin şöyle buyuruyor:

إن الله لا ينظر إلى صوركم وأموالكم ولكن ينظر إلى قلوبكم وأعمالكم.

“Allah Teâlâ sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Sizin kalplerinize ve işlerinize bakar" (İbn Mace, Zühd, 9)

Bir başka hadisi şerif de şöyledir:

الناس كأسنان المُشْطِ.

"İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir. Hiç kimsenin başkası üzerinde -Allah korkusu hariç- bir üstünlüğü yoktur." (Keşfü’l-Hafa, 2846)

 

İslâm dininde çok özel bir yeri olan hak kavramı geniş anlamı ile Bir sözü, bir işi, yerinde zamanında ve gerektiği kadar söylemek veya yapmaktır diye ifade edilmiştir. Özel anlamıyla ise, “Hak, hukukun koruduğu menfaattir” şeklinde tarif edilmiştir. Demek ki, her hak, bir takım sorumlulukları da beraberinde getirir.

Her insanın üzerinde bir çok hak ve sorumluluk bulunmaktadır. İnsan üzerindeki bu haklar, Hukukullah dediğimiz Allah’ın hakları ve hakku’l-ibad denilen yaratılmışların hakları diye iki kısımda özetlenebilir.

 

  1. 1.      Allah’ın üzerimizdeki hakları, O’nun  varlığına ve birliğine  inanmak, hiçbir şeyi ortak koşmadan  O’na ibâdet edip emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktır.

 

  1. 2.      Hakkul ibad, yaratılmışların hakkıdır.
  2. İnsan hakları: İnsanlar arasındaki bütün ilişkiler, “fertlerin karşılıklı hakları” içerisinde yer almaktadır. Ana-baba, evlat, eş, komşu, akraba, arkadaş, yetim, işçi-işveren hakları bu tür kul haklarındandır.
  3. Canlı varlıkların da gözetmemiz gereken hakları vardır. Bu haklar da onları incitmemek, aç ve susuz bırakmamak, yuvalarını yıkmamak ve yavrularını öldürmemektir. Diğer varlıklardan, meşrû bir çerçevede faydalanıp israf etmemektir. Doğal çevreyi, evimiz gibi korumak, doğal dengeyi bozacak işler yapmamaktır.

 

  1. Ayrıca kamu hakları denilen haklar da vardır ki, hem “Hukukullah” hem de hakku’l-ibad, yani kul hakları  kapsamında değerlendirilmektedir.

  

Müslüman, herkesin hak ve hukukuna saygılı olur. Kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmaktan sakınır. Kul ve kamu hakkını, hak sahibi bağışlamadıkça Allah’ın bağışlamayacağını bilir. Dünyadaki bir çok kötülük, kavga ve cinayetlerin, insanlar arasındaki huzursuzlukların, kul haklarına saygı göstermemekten meydana geldiğini asla unutmaz. 

O halde; Müslüman, kul ve kamu  haklarına son derece titizlik göstermelidir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını alan kimse, o hakkı ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır. Haksızlık edip de, hak sahibine hakkını vermeyenler; Ahirette pişmanlık duyacaklar ve çetin bir azaba uğrayacaklardır

 


  • Kul haklarının en önemlisi yaşam hakkıdır nisa 93
  • Hırsızlık, kamu arazilerini gasbetmek, ormanlık alanları yakıp sonradan işgal etmek
  • Kişilerin iffet ve namuslarına iftira, dedikodu, kötü lakap takmak, alay etmek, kitle iletişim araçlarıyla yalan haber yapıp yaymak
  • İnsanları aldatmak, hile yapmak, özellikle kamu görevi yapanların görevlerini kötüye kullanması, mesaisini verimsiz kullanması
  • Okul eşyalarına, kütüphanelere, toplu ulaşım araçlarına, kamu malına zarar vermek
  • Havayı,  suyu, toprağı kirletmek,  Çevreye  zararlı atıkları bırakmak, çöpleri ulu orta bir yere atmak
  • Yerlere tükürmek,
  • Trafik kurallarına uymamak,
  • Yüksek sesle müzik dinleyerek komşu ve çevreyi rahatsız etmek,
  • Kamu malını zimmetine geçirmek,
  • Kaçak su ve elektrik kullanmak
  • Kamu hizmeti verirken insanlar arsında ayrım yapmak,
  • Rüşvet alıp vermek,
  • Haksız bir mevki elde etmek için torpil yapmak veya yaptırmak,
  • Vergi vermemek veya kaçırmak,
  • Müslümanlar’a  selam vermemek,
  • Emanetlere riayet etmemek,
  • Komşu haklarına riayet etmemek,
  • Akraba haklarına riayet etmemek,
  • Ana-baba ve çocuk haklarına riayet etmemek,
  • Başkasının malını haksız yere alıp yemek,
  • Fakir ve yoksulları görüp gözetmemek,
  • Başkasının mülk edinme hakkına mani olmak,
  • İnanç, fikir ve teşebbüs hürriyetine engel olmak,
  • Gözleri namus gözetmeden kadınların bir yerlerine bakmak,

 

 

 


وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ   وَالْفِتْنَةُ اَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ 
(BAKARA suresi 191. Ve 217. ayet)

وَاَنْفِقُوا فى سَبيلِ اللّٰهِ وَلَا تُلْقُوا بِاَيْديكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِ وَاَحْسِنُوا اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنينَ

“Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel yapanları sever”. (BAKARA suresi 195. ayet)

 

Hiç şüphesiz bu dünya hayatı aldatıcıdır, geçicidir, bir oyundan ibarettir. Nitekim Cenab-ı Allah Hadid suresi 20. ayetinde şöyle buyuruyor:

اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ   يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

 

  Bilin ki, dünya hayati oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır. Allah’ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayati ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.”   (Hadid, 57/20)

 

Bir gün fani hayat son bulacak, gerçek olan Ahiret hayatı başlayacak ve herkes dünyadaki hayatından hesaba çekilecektir. Akıllı ve basiretli insan; Allah’a ve O’nun kullarına karşı vazifelerini yapan, hak ve hukuka saygı gösterip, hesap gününe borçsuz ve günahsız olarak gitmeye çalışandır.

Kim iyilik ve kötülük olarak ne yapmışsa; mutlaka karşılığını görecektir.

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَه    وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَه

 “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür”( Zilzal, 99/7-8.) buyurmaktadır.

 

Sevgili Peygamberimiz ise;

قَالَ رَسُولُ اللّهِ # مَنْ كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ ﻷخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أوْ شَىْءٍ مِنْهُ فَلْيَتَحَلِّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ مِنْ قَبْلِ أنْ َ يَكُونَ دِينارٌ وَ دِرْهَمٌ، إنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وإنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ

“Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa, (Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine, yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa,)dinar ve dirhemin bulunmadığı (altın ve gümüşün geçmediği) hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde o gün,- salih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde (yaptığı haksızlık ölçüsünde)-  kendinden alınır. Eğer hasenatı (iyiliği) yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir”." [Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2, (2421).] buyurmaktadır.

 

 

Efendimizin şu uyarısı ne kadar düşündürücüdür:

لَتُؤَدُّنَّ الحقوقُ الى اهلها حتى يقاد للشاة الجلجاء من الشاة القَرناء.

Kıyamet gününde mutlaka haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü bile alınacaktır."( Müslim, Birr, 15)

عن ابى هريرة ان رسول الله قال: اتدرون ما المفلس؟ قالوا: المفلس فينا مَن لا درهم له ولا متاع. فقال: إن المفلس من امتى ياتى يوم القيامة بصلاة وصيام وزكاة وياتى قد شتم هذا وفذف هذا واكل مال هذا وسفك دم هذا وضرب هذا فيُعطى هذا من حسناته, فان فنيت حسناته قبل ان يُقضى ما عليه اُخذ من خطياهم فطُرحت عليه ثم طُرح فى النار.

Ashab-ı kiram'dan Ebû Hureyre (r.a.)anlatıyor: Peygamberimiz:

Müflis (iflas etmiş) kimdir, bilir misiniz?diye sordu. Orada bulunanlar:

– Bize göre müflis, parası ve malı kalmayan kimsedir, dediler. Peygamberimiz:

Benim ümmetimden iflas etmiş olan o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz ve zekât ile (yani bu ibadetleri yapmış olarak) gelir. Fakat şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş, bundan dolayı onun iyiliklerinden sözü geçenlerin her birine verilir. Üzerindeki kul hakları ödenmeden iyilikleri tükenirse hak sahiplerinin günahları o kimseye yükletilir, sonra o kimse cehenneme atılır. (işte gerçekten iflas etmiş bu kimsedir.) (Müslim, Birr, 15)

Bu hadis, insan haklarının ne kadar önem taşıdığını, insan haklarına saygı duymayan kimsenin, kıyamet gününde dünyada kazanmış olduğu iyilikleri de kaybederek, çok kötü duruma düşeceğini açık bir şekilde ifade etmektedir.

Azîz kardeşlerim!

İslâm dinine göre, başkasının hak ve hürriyetlerine zarar vermemek kaydıyla, her insanın bu dünyada yaşama, çeşitli nimetlerden yararlanma, mal-mülk edinme, neslini devâm ettirme, seyahat etme, öğrenme, düşünme ve düşündüklerini ifade etme, ticaret yapma, çalışma ve kazandığını koruma, inanma ve inancının gereğini yerine getirme gibi, Allah vergisi olan hak ve hürriyetleri vardır.

 

Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biri olan “hak” kelimesinin çoğulu olan hukukun gayesi, hakların kime âit olduğunun belirlenmesi, hakların korunması ve haklara yapılan tecavüzün, zorbalıkların ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla insanın kanı akıtılmaz, canına kıyılmaz, dini inancına, namusuna, toprağına, mesleğine, meskenine ve cinsiyetine dokunulmaz. İslam dininin gerçekleştirmeyi hedeflediği beş temel husus, insanlar arası ilişkilerin tamamını kapsar.  Bu hususlar temel ve tabii haklar kapsamındadır.

Irkı, rengi, dili, dini ve cinsiyeti ne olursa olsun, bütün insanlar, kanun önünde eşittirler. Yerde ve gökte bulunan canlı ve cansız  varlıklar, insanların faydalanması için yaratılmışlardır. İnsanlar ise,

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِي

“Ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”(Zariyat, 51/56) meâlindeki âyetin beyânıyla yalnız Allah’a kulluk etmekle görevlidirler.

 

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنى اٰدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلٰى كَثيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضيلًا

Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık. (İSRÂ suresi 70. ayet)

 

Bir insanın hakkını yemek,  onun sosyal hayattaki itibârını düşürücü, onurunu kırıcı  sözler sarf etmek veya aynı anlama gelen  davranışlarda bulunmak haramdır. Onlar, Yüce Allah’ın üstün yetkilerle donattığı, özel görevler verdiği seçkin varlıklardır. Her insan, Allah’a hesap verecektir.

 

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ اِنَّا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِمينَ نَارًا اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا

“Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepe çevre kuşatmıştır.” (KEHF suresi 29. ayet)

O halde insan, kendi sorumluluk sınırlarını aşmamalıdır. Çünkü Yüce Allah,

 

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn,23/115.)

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى

İnsan,  başıboş bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyame,75/36.)diye buyurmuştur.

 

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى  وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰى ثُمَّ يُجْزٰیهُ الْجَزَاءَ الْاَوْفٰى

“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve çalışması da ileride görülecektir. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.” (NECM 39.40,41. ayetler)

Değerli Müminler!

Toplum halinde yaşamaya muhtaç olan insanlar, anlaşma, yardımlaşma ve dayanışmayı esâs almalıdırlar. Çünkü insanlar, çeşitli ihtiyaçlarını, ancak karşılıklı rızaya dayanan alış-veriş, sözleşme ve anlaşmalarla karşılayabilirler. Öyle ise, aramızdaki sözleşmelere sâdık kalmamız, bunlardan doğan  haklara saygılı olmamız ve kul hakkını gözetmemiz gerekir.

 

İş verdiğimiz insanların sosyal güvenliklerini sağlayacak önlemleri almamızın, bu konuda gereken işlemleri zamanında yapmamızın, insanî ve İslâmî bir görev ve aynı zamanda  bir kul hakkı olduğunu unutmamalıyız.

 

Allah huzuruna kul hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebâl olduğunu bilmeliyiz. Çünkü  böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına  bağlanmıştır. Hak sahibi, ondan hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin günahını  affetmemektedir. Çünkü İlâhî adâlet, bunu gerektirir.

 

Öyleyse değerli mü’minler!

Üzerinde kul hakkı bulunan bir insan, muhatabını bulup helâllık dilemek mecburiyetindedir. Bu hâk, gıybet, iftira, yalan isnadı... vs. gibi manevî boyutlu haklar ise, ancak hak sahibiyle açık-seçik konuşularak helâl ettirilebilir.

 

Eğer hakkın borç-alacak gibi maddî boyutu varsa, bunları hemen ödeme cihetine gidilmelidir. Kişi, hem kul hakkından dem vuruyor, hem de imkânı olduğu halde borcunu ödemiyorsa, böylelerinin yalancı olduğu muhakkaktır.

Kul hakkı, insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. İnsana yönelik tecavüz ve haksızlıklar haram ya da mekruh eylemler içinde yer alır. Bu nedenle günah, dolayısıyla ceza konusudur. Kul hakkından doğan günahların ve cezaların Allah ya da devlet tarafından bağışlanması söz konusu değildir. Kul hakkı, ancak hak sahibi kulun bağışlaması ile ortadan kalkabilir.

 

Aziz Mü’minler!

Müslüman Allah'a teslim olmuş kişidir. Allah'ın bir adı da el-Hakk'tır. Hak, ayrıca gerçekliği, doğruluğu ve adaleti, başka bir deyişle her şeyi yerli yerine koymayı, her şeyi yerli yerinde yapmayı da belirtir. Bunun karşısında temelsizlik ve zulüm vardır. Hakk'a teslim olan kişi O'nun gösterdiği biçimde doğruluk ve adalete yönelir, batılın ve zulmün karşısında yeralır. Bu nedenle müslüman Hz. Peygamber (s.a.s)'in buyurduğu gibi

 

المسلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُؤمِنُ مَنْ أمِنهُ الناسُ على دمائهم وأمْوَالِهِمْ.

"Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Mü'min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir." (Buhari, İman, 4,5;Tirmizî, İman 12, (2629); Nesâî, İman 8, (8, 104, 105).)

إنَّ الْحَﻻلَ بَيِّنٌ وَإنَّ الْحَرامَ بَيِّنٌ، وَبيْنَهُمَا أُمُورٌ مُشْتَبِهَاتٌ َ يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النّاسِ، فَمَنِ اتّقى الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ، وَمَنْ وَقَعَ في الشُّبُهَاتِ وقَعَ في الْحَرَامِ، كَالرَّاعِي

يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى، يُوشِكُ أنْ يَقَعَ فيهِ. أَ وَإنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمَى، وإنَّ حِمَى اللّهِ مَحَارِمُهُ. أَ وإنَّ في الْجَسَدِ مُضْغَةً إذَا صَلَحَتْ صَلحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وإذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، أَﻻ وهِيَ الْقَلْبُ

“Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu  ikisi arasında (haram veya helal olduğu)  şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her hükümdarın bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur,  eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir." [Buharî, İman 39, Büyû 2; Müslim, Müsakat 107, (1599); Ebu Davud, Büyû 3, (3329,  3330); Tirmizî, Büyû 1, (1205); Nesâî, Büyû 2, (7, 241).]

 

Hadisin ana uyarısı, sürüyü çit kenarında otlatmama, yani nefsi, haram sınırında veya şüpheli şeyler arasında dolaştırmama noktasında toplanıyor.

 

Bir insandan gıyabında beğenmeyeceği biçimde bahsetmek anlamına gelen “gıybet”, “ölmüş kardeşin etini yemek” olarak nitelenmiş Kur’an’da...

 

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اجْتَنِبُوا كَثيرًا مِنَ الظَّنِّ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ تَوَّابٌ رَحيمٌ.

“Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Hucurat, 49/12)

 

Bir insanın elindeki nimet’i kıskanmak “hased” olarak nitelenmiş ve “Allah’ın takdirine razı olmamak” gibi Mü’mine yakışmayacak bir davranış olarak görülmüş. Mü’minler arasındaki hukukun dışında mütalaa edilmiş, kin, hased, gıybet, yalan, sui-zan, lakap takma, ayıp araştırma...

إيَّاكُمْ والحسدَ ، فإنَّ الحسدَ يأكُلُ الحسناتِ كَما تَأْكُلُ النًارُ الحطبَ ، أوْ قال العُشْبَ

Haset etmekten sakının. Zira, ateşin odunu (veya otları) yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir.”

وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ.

Yalnızca iki kimseye gıpta edileceğini peygamberimiz bizlere bildiriyor.

 

 

لا حَسَدَ اِلَّا عَلى اثْنَتَيْنِ: رَجُل آتَاهُ اللّهُ القُرآنَ، فَهُوَ يَقُومُ

بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَآنَاءَ النَّهَارِ، وَرَجُل أعْطَاهُ اللّهُ تَعَالى مَاًلَّا فَهُوَ يُنْفِقُهُ آناءَ اللَّيْلِ وَآنَاءَ النَّهَارِ

 

 İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "İki kişiye karşı hased caizdir: Birincisi o kimsedir ki, Allah kendisine Kur'ân-ı Kerim'i nasib etmiştir, o da onu, gece ve gündüz boyu ikame eder. İkincisi de o kimsedir ki, Allah Teâla ona mal vermiştir de o da gece ve gündüz (hak yolda) infak eder." [Buhârî, Fedâilu'l-Kur'ân 20, Tevhid 45; Müslim, Müsâfirin 266 (815); Tirmizî, Birr 24, (1937).]

 

Biz biliyoruz ki, yaptığımız her şey bizim için tahsis edilen bir hayat kitabına yazılıyor.

Biz biliyoruz ki, inanıyoruz ki, ahiret var ve yaptığımız her şeyin bir hesabı var.

Biz biliyoruz ki, o ebedi alemdeki hesaplaşma günü olan mahşer gününde, ilahi adalet divanının huzurunda, insanın uzuvları yaptıkları işler hakkında, bu dünyada hayatını nasıl geçirdiği, nasıl rızkını temin ettiği, kimleri dolandırdığı, kimin hak ve hukukuna tecavüz ettiği gibi konularda şahitlik yapacak... Eller, ayaklar, gözler, kulaklar,... Söylediğimiz, yazdığımız, dinlediğimiz, gittiğimiz yerleri söyleyecek uzuvlarımız.

 

الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

 “İste o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.”

(Yasin, 36/65)

 

حَتّٰى اِذَا مَا جَاؤُهَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir.” (FUSSİLET suresi 20. ayet)

 

Biz biliyoruz ki, Habibullah, yani Allah’ın sevgilisi, “Âlemlere rahmet olarak gönderilen”  Muhammed Mustafa (s.a.)’nın Amr ibn Ümmi Mektum’a yönelik bir anlık davranışı, 

عَبَسَ وَتَوَلَّى  أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَى

 “Âma yanına gelince yüzünü ekşitip, çevirdi” ifadesiyle (Abese, 80/1-2) Kur’an’a geçti. Bir anlık bir Peygamber davranışı evrensel bir ilâhî mesajda yer aldı. Buna bakıp, “Ya bizim kaba saba, teammüden, bilerek gönül kırmalarımız? Tahribatlarımız?” diye sormak gerekmez mi?

 

Biz biliyoruz ki, iyi Müslüman kulluğu-ibadeti, İHSAN şuuruyla yapar

Allah’ı görüyormuş gibi yani ihsan kıvamında yapan, Allah’ı görmese bile O’nun tarafından görüldüğü bilinci içinde yaşayan insandır.

 

Bu, külli bir hayat disiplini getiriyor Müslüman’a... Aklını, duygularını, iradesini aynı odakta buluşturan bir hassasiyet... Allah görüyorken O’nun hukukunu, hududunu çiğnemek... Allah’ın gördüğünü bile bile, O’nun koru alanında nefs otlatmak... Bu, gerçek bir haddini bilmezlik olmalı.

 

Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmak”, bu konuda hassasiyet göstermek İslâm ıstılahında “vera” olarak niteleniyor.

“Vera ehli” olmak, bir mü’min için elde edilmesi iştiyakla arzu edilen bir ufuk.

İslâm geleneğinde “vera” konusunda, yıldızlaşmış örnekler var.

 

Hazreti Peygamber, İşte sırtım, diyor, hakkı olan gelsin vursun.” Bu, günahsızlığı Allah Teâlâ’nın kefaletinde olan bir insan... Bize, Ahiret’e kul hakkı ile gitmeme duyarlılığını örnekliyor.

Hazreti Ebubekir, hizmetçisinin getirdiği kaynağı belli olmayan bir sütü bilmeden içtikten sonra farkına varınca, istifra ediyor.

 

Hazreti Ömer’in özel işini görürken, devlete ait mumu söndürüp, kendisine ait mumu yaktığını biliyoruz. Bir devlet başkanı ki, hayat defterine en küçük bir kara çizgi girmesine razı olmuyor.

 

Ömer bin Abdülaziz, yanına ganimet malından misk getirildiğinde burnunu tıkıyor ve “Bunun faydası kokusudur, bu ise Müslümanların hakkıdır” diyor.

 

Allah dostları, kaynağını bilmedikleri bir şeyi yememeye itina etmişler. Nehirden gelen bir elmayı dişlemenin tevbesini yapmışlar.

 

Komşunun bahçesinden otlayan koyunlarının sütünü, ot koyunun bünyesinde değişim geçireceği süre içinde komşuya götürmüşler.

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Huneyn (savaşı) günü ganimet malından bir devenin yanında bize namaz kıldırdı. Namazdan sonra deveden bir tüy alıp mübarek iki parmağı arasına koydu. Sonra (cemaate hitaben) :«Ey insanlar! Şüphesiz bu (tüy taneciği bile) sizin ganîmetlerinizdendir. (Artık) ipliği, iğneyi, bundan değerli olanı ve bundan değerce düşük olanı ödeyiniz (yâni bana teslim ediniz). Çünkü ganimet malından bir şey çalmak kıyamet günü sahibine şüphesiz bîr utançtır, bîr ayıptır ve bir ateştir», buyurdu."

المسلمُ أَخــو المسلم لا  يَظلِمُه ولا يُسْلِمُهُ . ومَنْ كَانَ فِي حاجةِ أَخِيهِ كانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ، ومنْ فَرَّجَ عنْ مُسلمٍ كُرْبةً فَرَّجَ اللَّهُ عنه بها كُرْبةً من كُرَبِ يومَ القيامةِ ، ومن سَتَرَ مُسْلماً سَتَرَهُ اللَّهُ يَومَ الْقِيامَةِ

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslüman’ın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.”

Kur’an mü’mine “وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا... “ “kalbimizde diğer mü’minler için bir kin bırakma” (Haşr, 59/10) diye dua etmeyi öğütlüyor. Kalb safhasında bile bir kul hakkı ihlâlini yakıştırmıyor mü’mine Kur’an.

 

Bu yüzden “Gönül yıkma”yı “Kabe’yi yıkmak” gibi anlıyor Allah dostları...

Kur’an’a, Rasûlullah’ın hayatına ve ikazlarına ve bunlardan yola çıkarak Allah dostlarının kendi hayatları için oluşturdukları hukuka bakınca mü’minler arasındaki ilişki, bir gergef nezaketinde dokunan nakışı andırıyor.

 

Her hak ihlâli ahirete taşınan ve orada hesabı verilecek bir yük gibi görünüyor. Hatta yüreğe yüklenen bir yük gibi...

Bir ateşi avuçlamak gibi.

Allah’ın huzurunda utanmak gibi.

 

Kul hakkı duyarlılığı, gerçekte bir âhiret duyarlılığıdır. Bir vadi dolusu haram malı yutmak, bir yerde cehennemi yutmaya talip olmaktır. Bu çılgınlıktır, ama insanoğlu da aldanmaya açıktır.

İnsanlar birbirinin ayaklarına basıyor da, af dilemiyor.

Yetim malını fütursuzca yiyor da, içinde bir ürküntü oluşmuyor.

 

وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا اِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فى ظُلُمَاتِ الْاَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا فى كِتَابٍ مُبينٍ

 

Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. (EN'ÂM suresi 59. ayet)

 

Şu halde diyebiliriz ki; Müslüman, kul haklarına son derece titizlik göstermelidir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını alan kimse, o hakkı ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır. Haksızlık edip de, hak sahibine hakkını vermeyenler; Ahirette pişmanlık duyacaklar ve çetin bir azaba uğrayacaklardır.

 

Yaşama Hakkı

Bu dünyada hayat alanı bulan bütün canlıların elde ettiği en temel hakların başında yaşam hakkı gelmektedir. Çünkü en değerli varlığımız bize verilen hayattır.

Eşitlik

Her varlık iki ayrı cinsten var edilmiştir: Erkek ve dişi. Yaratılan her varlık farklı farklı özelliklerde yaratılmıştır. Farklılıklar ise, eşitsizliğin sebebi değildir. Her türlü hakkı elde etmek ve o hakkı kullanmak açısından kadın ve erkek arasında mutlak manada eşitlik vardır. Kadında erkek gibi hayatı, şerefi, namusu, haysiyeti, malı dokunulmazdır.

Din ve Vicdan Özgürlüğü

Kişinin kendi inandığı dinine zorla diğer insanları sokmak istemesi hem Yüce Dinimizin hem de insanların kabul etmeyeceği bir husustur. Nitekim Kuran-ı Kerimin değişik ayetlerinde (Bakara, 2/256; Yunus, 10/99; Hud, 11/28) dinde zorlamanın olmadığı vurgulanmaktadır. 

Hürriyet Hakkı ve Köleliğin Yasaklanması

İnsanca yaşam sürmenin en temelinde hürriyet yatmaktadır. Her insan hür doğar hür yaşar.

Adalet

Adalet, herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk,[11] anlamlarına gelmektedir. Kuran-ı Kerim’de ve hadislerde ise, düzen, denge, denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hükmetme, doğru yolu izleme, takvaya yönelme, dürüstlük, tarafsızlık[12] anlamarlına gelmektedir. Adalet hayatımızın olmazsa olmazlarındandır.

Özel Hayatın Gizliliği ve Konut Dokunulmazlığı

İnsanların özel hayatlarıyla ilgili gizli kalmasını istedikleri şeyleri araştırmak ve öğrenip başkalarına aktarmak toplumumuzda ayıp sayıldığı gibi dinimizin de yasakladığı şeydir.

İşkence ve Kötü Muamelenin Yasak Olması

Suçu ve yanlışlığı ne olursa olsun bir kimseyi suçlamak, ona hataları dolayısıyla işkence yapmak ve kötü muamelede bulunmak insan olana yakışmayacak bir durumdur. İslam Dinide sadece insanlara değil bütün yaratılanlara işkence yapılmasını yasaklamış,

Sosyal Güvenlik Hakkı

Bir ülkede yaşayan insanların hepsi cinsi, dili, dini, ırkı, rengi, kültür seviyesi, mesleği vb. ne olursa olsun asgari hayat şartlarını temin etme bakımından güvence altında olmalıdır. Sosyal güvenlik terimi, herkese, özelliklede dar gelirli ve yoksul kimselere, ekonomik ve sosyal durumlarını düzeltici ve güven altına alıcı imkanların sunulması, ayrıca sağlık hizmetlerinin sunulması olarak anlaşılabilir. İslam Dininde zekat, sadaka, adak, vakıf, ödünç verme vb. birçok prensipler getirilmiş, insanların sosyal güvenliklerini sağlayıcı tedbirler alınmıştır.

Eğitim ve Öğretim Hakkı

İnsanoğlunun, kendisine, ailesine, yaşadığı topluma ve bütün dünyaya faydalı bir yaşam sürdürebilmesi için en gerekli olan şeylerin başında ilim gelmektedir. İslam Dini ilk olarak “Oku” emrini kendisine inananlara bildirmiş, pek çok ayette ilim ve alim övülmüştür. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) İlmi kadın, erkek her kişiye farz olduğunu bildirmiştir.

Mülkiyet Hakkı

Her bireyin çalışıp meşru yollardan kazandığı malına sahip çıkma ve kazandığı malını tasarruf etme hakkı vardır. Kişi gayri meşru yollar olmamak kaydıyla kazandığını ister biriktirir, ister tüketir ister satarak gelirinden fayda elde eder. Mülkiyet kazancı, meşrû yolla olur. Çalmak, gasp, yağma gibi gayr-i meşru kazançlar haramdır.

Aile Kurma Hakkı

İşte insanoğlunun birbirini tamamladığı en güzel ortam aile yuvasıdır. Her insanın aile yuvası oluşturma hakkı vardır. Aile yuvasının en sağlam kurulma şekli nikah iledir.

Çocuk Hakları

Her çocuk tertemiz bir yaratılışa sahiptir ve üzerinde hiçbir leke bulunmayan bir sayfa gibidir. Çocuklar son derece meraklı, hevesli, saf, temiz ve iyi niyetlidir.  Çocuklar bizlere emanet olarak verilmişlerdir. Her bir çocuğun, düzgün bir yaşam, eğitim ve öğretim, işkenceye maruz kalmama, kötü ortamlarda bulundurulmama, küçük yaşlarda ve zor şartlarda çalıştırılmama, sıcak bir aile ortamında hayat sürme ve erkek kız ayrımı gözetilmeksizin kendilerine karşı adaletli davranılma gibi hakkı vardır.

 

 

Engelli Hakları

Dünyada yaşayan insanlar, bazen doğuştan bazen de sonradan oluşan birçok sıkıntılara maruz kalabilmektedir. Gözlerin görmemesi, kulakların duymaması veya herhangi bir organın eksik olması bu hususlardandır. Başa gelen bu durumlardan dolayı isyan edilmemeli, karamsarlığa kapılmamalı ve sabır gösterilmelidir.

Konumuzu izah etmeye çalışırken sizlere aktardığımız bir çok ayet ve hadis ışığında şunu ifade edelim ki, yaşadığımız insanların hakkına riayet etmek hem insanlığımızın gereği hem de Dinimizin isteğidir. Nitekim ayetlerde Yüce Rabbimiz, hadislerde Sevgili Peygamberimiz kendisinden razı olunacak hayatın sadece ibadetleri yerine getirmekle elde edilemeyeceğini, ibadetlerin yanında ve daha da önemlisi yaşadığımız toplumdaki insanlarla olan ilişkimizde hak ve hukuka uygun bir yaşam sürdürmemiz gerektiğini ifade etmektedirler. Nitekim mensubu olmakla şeref duyduğumuz İslam Dini insan hakları konusunda gerekli hükümleri getirmiş ve inananlardan da bu haklara gerekli hassasiyeti göstermeyi istemiştir. Bu hakların çiğnenmesi neticesinde kul hakkına girileceği ve kul hakkını ihlal edenlerin ise dünya ve ahirette zarara uğrayacakları bildirilmiştir.[30]

Konumuza Sevgili Peygamberimizin çağlar öncesinden çağlara hitap eden şu tavsiyeleriyle son veriyorum.

"Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuştuklarını dinlemeyin, ayıplarını araştırmayın, birbirinize karşı öğünüp böbürlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın, kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Allah'ın size emrettiği gibi kardeş olun.

“Müslüman müslümanın kardeşidir: Ona haksızlık etmez, onu yardımsız bırakmaz, küçük görmez. (Göğsüne işâret ederek) Takvâ buradadır, takvâ buradadır!”

"Kişiye, Müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter. Müslüman’ın her şeyi, kanı, namusu ve malı Müslüman’a haramdır.”

"Şüphesiz ki Allah, sizin bedenlerinize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalplerinize kıymet verir."

"Birbirinize haset etmeyin, kin tutmayın. Başkalarının ayıplarını araştırmayın, konuştuklarını dinlemeyin, müşteri kızıştırmayın. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun."

"Birbirinizle alâkayı kesmeyin! Birbirinize sırt dönmeyin! Birbirinize kin tutmayın! Haset etmeyin. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun!

 

Allah’ın Emir Ve Yasaklarının Hemen Hemen Dörrte Üçü Kul Hakkı İle İlgilidir. Bu Sebeple, Allah’a Kulluk, Yalnızca Belli İbadetleri Yerine Getirmek Değil, Aynı Zamanda İnsan Haklarına Da Büyük Saygı Duymaktır. Aksi Takdirde İnsanların Birarada Kardeşçe Yaşamaları, Devletler Kurmaları Mümkün Olmaz.

İhanet Etmek, Utandırmak, Küçümseme, Mala Ve Cana Zarar Vermek, Alış Verişte Aldatmak, Dargın Durmak, İftira Etmek, Arkasından Konuşmak, Laf Taşımak,
Dedikodu Yapmak, Anarşi Çıkarmak, Dini Ve Milli Değerlere Saygısız Davranmak Kul Hakkını Zedeleyen Davranışlardandır.
Peygamberimiz: “İnsanlara Merhamet Etmeyen Kimseye Allah Da Merhamet Etmez.” Buyurur.


1. Anne Hakkı
2. Baba Hakkı
3. Kardeş Hakkı
4. Akraba Hakkı
5. Arkadaş Hakkı
6. Komşu Hakkı
7. Öğretmen Hakkı
8. Yoksul Ve Yetim Hakkı

9. Diğer İnsanların Hakları

10. Hayvanların Ve Diğer Canlıların Hakkı

11. Çevrenin Hakkı

12. Allah Hakkı

Kul hakkı beş türlüdür:
1- Mali [Parasal]
2- Nefsi [hayati yönden]
3- Irzi [Haysiyetle ilgili]
4- Mahremi [Namusla ilgili]
5- Dini.


1- Mali olan kul hakları:
Hırsızlık, gasp, aldatarak, yalan söyleyerek mal satmak, sahte para vermek, başkasının malına zarar vermek, yalancı şahitlik, rüşvet almak gibi.

Bu haklar için sahibi ile helalleşmek gerekir. Dünyada helalleşmezse, ahirette sevapları ona verilerek helalleştirilecektir. Mal sahibi ölmüş ise, vârisine ödenir. Vârisi yoksa veya mal sahibi bilinmiyorsa, salih bir fakire hediye olarak verilip, sevabı sahibine gönderilir. Salih fakir yoksa, İslamiyet’e hizmet eden hayır kurumlarına, vakıflara verilir. Bunları yapmak imkanını bulamazsa, mal sahibinin ve kendisinin af olunmaları için dua eder. Kâfirin hakkı için de, onunla helalleşmek gerekir. Gönlü alınmazsa, ahirette af olunması, çok güç olur.

2- Nefsi, yani hayati günah olan kul hakları:
Adam öldürmek, bir uzvunu kesmek, sakat bırakmak gibi şeylerdir.

Önce tevbe eder. Adam ölmüş ise, velisi ile helalleşmek gerekir. Velisi isterse af eder. İsterse belli bir mal ister. İsterse, mahkemeye verip, hakimden cezalandırılmasını ister. İslamiyet’te kan davası yoktur.

3- Irza dokunan kul hakları:
Dedikodu, iftira, alay, sövmek gibi haysiyetle, şerefle ilgili şeylerdir.
Tevbe etmek ve helalleşmek lazımdır. Bunlarda vârisleri ile helalleşmek olmaz.

4- Mahremi olan kul hakları:
Başkasının çoluk çocuğuna hıyanet etmek gibi şeylerdir.

Tevbe ve istiğfar eder. Fitne çıkmak ihtimali yoksa, sahibi ile helalleşir. Fitne ihtimali varsa helalleşmek yerine, ona dua eder ve onun için sadaka verir. Yaptığı ibadetlerin sevaplarını ona bağışlar. Fitne ihtimali olunca, helalleşirken işlediği günahları bildirmeyip, bendeki bütün haklarını af et demekle yetinir.

5- Dini olan kul hakları:
Akrabasına ve emri altında olanlara doğru din bilgisi vermeyi terk etmek, insanların din bilgisi öğrenmelerine ve ibadetlerine mani olmak, onlara kâfir, fasık demek. Bid’at çıkarıp veya mevcut bid’atleri savunup Müslümanların yanlış inanmalarına ve yanlış ibadet etmelerine sebep olmak. Açıktan oruç yiyerek veya açıktan başka haram işleyerek kötü örnek olmak. Bu günahlar için de tevbe etmek, hak sahipleri ile helalleşmek gerekir.

Üzerinde kul hakkı olan ne yapmalı?
Üzerinde kul hakkı olan buna tevbe için, kul hakkını hemen ödemeli, onunla helalleşmeli, ona iyilik ve dua etmeli. Mal sahibi, hakkı olan ölmüş ise, ona dua, istiğfar edip vârislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları, vârisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine bağışlamalıdır.

Kıyamet günü, hak sahibi, hakkından vazgeçmezse, bir dank [yarım gram gümüş] hak için, cemaat ile kılınmış, kabul olmuş yediyüz namazı alınıp, hak sahibine verilecektir. (Dürr-ül Muhtar)

Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azapları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sahipleri ile helalleşmedikçe affa uğramaz. Yani üzerinde kul veya hayvan hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezalarını çekeceklerdir. (Hadika)

 (Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.) [Nesai]

(Kul hakkı, müminin aybı, kusurudur.) [Ebu Nuaym]

Üzerinde kul hakkı ile ölen kimse, Cennete giremez mi?
Kul hakkı kâfirlik değildir. Sevaplarından bir kısmını vererek kul hakkını öderse, Cehenneme girmez. Sevapları yoksa, kul hakkı olanın günahlarının bir kısmını yüklenir. Cezasını çektikten sonra Cennete gider. Cennete yalnız kâfir girmez. Ne kadar çok günahkâr olursa olsun, müslüman, günahlarının cezasını çektikten sonra muhakkak Cennete girer. Fakat Cehennemde ceza çekmek öyle kolay değildir.

NOT: Bu vaaz, hasenat4 kuran araştırma programı, diyanet dergileri ve www.vaazsitesi.com, www.islamdahayat.com, www.güncelvaaz.com, diyanet vaaz projeleri  ve nden istifade edilerek hazırlanmıştır

İdris YAVUZYİĞİT


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam56
Toplam Ziyaret77522
SEÇME YAZILAR