• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

KÖTÜLÜĞE İYİLİKLE KARŞILIK VERMEK

KÖTÜLÜĞE İYİLİKLE KARŞILIK VERMEK

 

وَلَا تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذٖى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَمٖيمٌ

لَيْسَ الْواصِلُ بِالمُكافئ وَلكِنَّ الواصِلَ الَّذي إِذا قَطَعتْ رَحِمُهُ وصلَهَا

 

اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ فِى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمٖينَ الْغَيْظَ وَالْعَافٖينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَ

“O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Âl-i İmrân sûresi (3), 134) Öfkesini yutmak aynı zamanda insanlardan gelen sıkıntılara katlanmak anlamı taşımaktadır.

 

İnsan dünyada tek başına yaşayamaz. Hayatını diğer insanlarla beraber sürdürmek zorundadır. Böyle olunca da anlayışsız bazı kimselerle karşılaşmak, onlar tarafından rahatsız edilip incitilmek tabiidir. İşte o zaman insanın içinden kabarıp gelen öfkeyi tutması, mümkünse onu büsbütün yutması ve hatta yapabiliyorsa kalbindeki öfke izlerini silip atması onun iyi bir müslüman olduğunu gösterir. Bu zor davranışın mükâfatı Allah’ın sevgi ve takdirini kazanmaktır.

 

وَلَمَنْ صَبَرَ وَغَفَرَ اِنَّ ذٰلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ

“Kim sabredip bağışlarsa, bu ancak büyüklerin yapabileceği değerli bir davranıştır.” (Şûrâ sûresi (42), 43)

İnsan kendi şahsiyetine büyük değer verir. Onurunun kırılmasına göz yummaz. Kendisini aşağılayan davranışlara karşılık vermek ister. Ama bu sırada ölçüyü kaçırdığı, gururunu inciten kimseye fazlasıyla karşılık verdiği olur. Böylece, belki de farkına varmadan muhâtabına haksızlık eder.

Yapılan fenalığa karşılık vermek kolay bir iştir. Bunu herkes yapabilir. Nitekim etrafımızdakilerin öyle yaptığını görüp durmaktayız. Can düşmanımız olan nefis, fazilete erişmemize, Cenâb-ı Hakk’ın takdir ettiği iyi kimseler safına geçmemize devamlı surette engel olmaktadır. Fakat nefsine söz geçiren büyük ruhlu insanlar bu engeli aşan yüksek şahsiyetlerdir. Onlar kendilerine yapılan kötülüklere mertçe direnirler, kötülüğe karşılık vermezler; vermeye kalksalar bile haddi aşmazlar. Kendilerine fena davranan insanları çoğu zaman affederler.

لَيْسَ الْواصِلُ بِالمُكافئ وَلكِنَّ الواصِلَ الَّذي إِذا قَطَعتْ رَحِمُهُ وصلَهَا

Abdullah İbni Amr İbni Âs’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten adam, kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devam edendir.” (Riyazü’s Salihin, C.2, S.439, Hadis:324)

İyilik etmenin başlıca üç şekli vardır:

Birincisi, iyiliğe iyiliktir. Yapılan bir iyiliğe en azından teşekkür etmek, insanın en tabii görevidir. Bundan daha değerlisi, iyiliğe benzeri bir iyilikle karşılık vermektir.

İkincisi, karşılık beklemeden iyilik etmektir. Böyle davrananlar birinci basamaktakilerden daha üstün kimselerdir.

Üçüncüsü de kötülük edene iyilik etmektir. İyiliklerin en değerlisi budur. Zira:

İyiliğe iyilik her kişinin kârıdır. Kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır.

Er kişinin kârı olduğu için de, kötülük edene iyilik edenler pek azdır.

Efendimiz bu hadîs-i şerîfte, akrabalık bağlarına değer vermeyen kimselerle ilgiyi büsbütün kesmemeyi tavsiye ediyor. Böyle bir akrabanın kötülüğüne iyilikle, kabalığına incelikle, hayırsızlığına hayırlı ve faydalı olmakla cevap vermek gerektiğini belirtiyor.

Akraba olmanın gereği onlara daha iyi davranmak, iyiliklerine fazlasıyla karşılık vermektir. Onlar bizim nezâketimize kabalıkla, candan davranışımıza ilgisizlikle cevap verseler bile, akrabalık bağını koparmamaya gayret etmeliyiz. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in bizden istediği budur.

Kabalıklara aynı davranışla cevap verenler, kaba dedikleri kimselerden farklı olmadıklarını göstermiş olurlar. Halbuki Allah Teâlâ bu gibi durumlarda bizden farklı davranış beklediğini şöyle belirtiyor:

وَلَا تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذٖى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَمٖيمٌ

“İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel davranışla önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur” (Fussilet sûresi (41), 34).

Resûl-i Ekrem Efendimiz Ukbe İbni Âmir’e bazı ahlâk esasları tavsiye etmişti. Bunlardan konumuzla ilgili olanları alalım ve iyi insanın bazı özelliklerini görelim:

“Seninle ilgisini kesenden sen ilgini kesme! Sana vermeyene sen ver! Sana kötülük edeni bağışla!” (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, IV, 148, 158).

« الرَّحمُ مَعَلَّقَةٌ بِالعَرْشِ تَقُولُ : مَنْ وصلني وَصَلَهُ اللَّه ، وَمَن قَطَعَني ، قَطَعَهُ اللَّه »

Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Akrabalık bağı Arş-ı âlâ’ya tutunarak şöyle demiştir: Beni koruyup gözeteni, Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini kesenden Allah rahmetini kessin.” (Riyazü’s Salihin, C.2, S.440, Hadis:325)

 

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre bir adam:

- Yâ Resûlallah! Benim akrabam var. Ben kendilerini ziyaret ediyorum, onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlarsa bana kaba davranıyorlar, dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- “Eğer dediğin gibi isen, onlara sıcak kül yutturmuş oluyorsun. Sen böyle davrandıkça, Allah’ın yardımı seninle beraberdir.” (Riyazü’s Salihin, C.4, S.7, Hadis:649)

Kül yiyen kimse çok geçmeden korkunç bir ıstırap çekmeye başlar. Midesi yanar, bağırsakları kavrulur, aşırı derecede susuzluk duyar. Ne kadar su içerse içsin harareti bir türlü sönmez.

Akrabasına kötü davranan, onlarla görüşüp konuşmayan kimseler, yaptıkları bu insanlık dışı davranışlardan dolayı bir müddet sonra pişman olup elem ve ıstırap çekerken, onların kabalıklarına katlanan, kötülüklerine iyilikle karşılık veren akrabaları ise, insanca davranmanın derin huzurunu tadarlar. Bu konudaki dinî buyruklara uymanın mânevî zevkini yaşarlar. Onların bu asil davranışı kadir bilmez akrabalarını daha fazla ezer, yerin dibine geçirir.

Akrabasıyla ilgisini kesenlere sıcak kül yedirmek teşbihini, onların yüzüne sıcak kül serpmek, yüzlerini kül rengine boyamak, böylece kendilerini mahcup ve perişan etmek şeklinde de anlamak mümkündür.

Gelmeyen akrabasına giden, onların kabalıklarına tahammül eden, maddî ve mânevî yardımlarıyla onları görüp gözeten kimsenin yaptığı bu iyilik ve ikramlar, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını kazanmaya vesile olur.

“Kişiye kötülük olarak, kendisine yakınlık duyan kimseye öfke duyması yeter” (Hadis)

 

Aramızı düzeltecek reçete Hz. peygamberdedir

 

لَا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا أَوَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ

        

            "Allah'a yemin ederim ki; sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek iman etmiş olamazsınız. Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey öğreteyim mi? Aranızda selamı yayınız." (Müslim, İman,  81)

 

Sana kötülük yapana iyilik yap bakalım ne olacak

كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ وَإِنَّ مِنَ الْمَعْرُوفِ أَنْ تَلْقَى أَخَاكَ بِوَجْهٍ طَلْقٍ وَأَنْ تُفْرِغَ مِنْ دَلْوِكَ فِى إِنَاءِ أَخِيكَ

         “Her iyilik bir sadakadır. Kardeşini güler yüzle karşılaman,  kovandan ihtiyacı olan bir şeyi kardeşinin kovasna boşaltman da bu tür iyiliklerdendir.”   (Tirmizi, “Birr”, 45)

 

Cehenneme girmek istemeyiz

 

« أَلا أَخْبرُكُمْ بِمَنْ يَحْرُمُ عَلى النَّارِ أَوْ بِمَنْ تَحْرُمُ عَلَيْهِ النَّارُ ؟ تَحْرُمُ على كُلِّ قَرِيبٍ هَيِّنٍ ليِّنٍ سَهْلٍ».

            İbni Mes’ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

         “Cehenneme kimin girmeyeceğini veya cehennemin kimi yakmayacağını size haber vereyim mi? Cana yakın olan, herkesle iyi geçinen, yumuşak başlı olup insanlara kolaylık gösteren kimseleri cehennem yakmaz.” (Riyazüss salihin 643; Tirmizî, Kıyâmet 45)

 

            “Hoşgörülü Ol Ki, Sende Hoş Görülesin” (Hadis)

         “Yumuşak Kalpli Ol Ki Sevilesin” (Hadis)

“Güler yüz, kesintisiz iyiliktir.” (Hz. Ali)

         “Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine bir köle azat etmiş sevabı yazılır.” (Hadis)

 

 

 

 

 

 

Öyleyse kötülüğü düzelme peşinde ol

 

« مَنْ رَأَى مِنْكُم مُنْكراً فَلْيغيِّرْهُ بِيَدهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطعْ فبِلِسَانِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبقَلبهِ وَذَلَكَ أَضْعَفُ الإِيمانِ »

            “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.”  (Müslim, Îmân 78)

 

Ayrılığa düşmemeliyiz, düşmanlarımızın yapmak istediğini biz birbirimize yapmamalıyız

وَاَطيعُوا اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلَاتَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ريحُكُمْ وَاصْبِرُوا اِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرينَ

         “Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46)

 

Aramızı bozmak isteyenlere fırsat vermemeliyiz

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا اَنْ تُصيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلى مَافَعَلْتُمْ نَادِمينَ

         “Ey iman edenler! Eğer fasığın biri size bir haber getirirsen onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.” (Hucurat, 49/6)

 

            Gerçek mümin olmaya çalışmalıyız

Gerçek mümin, içinde yaşadığı toplumun birlik ve beraberliğini bozacak, huzurunu kaçıracak, mutluluğunu sarsacak, dedikodudan, yalandan, gıybetten, iftiradan, hasetten, fesattan, dargınlıktan, içkiden, kumardan, rüşvetten, fuhuş ve zinadan,  başkasına haksızlık etmekten şiddetle kaçınan, etrafındakilere iyilik yapmak isteyen, hayır ve fazilet yarışında devamlı önde giden ve başkalarını da teşvik eden, vatanını-milletini seven, onların yücelmesi, güzelliklere ulaşması için çalışan, kendi varlık ve şöhretini başkasının zararında aramayan, herkesle iyi geçinen ve kendisi ile iyi geçinilen kimsedir.

 

Kötü durumda olan kardeşlerimize yardımcı olmalıyız

 

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ

         “…O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.”  (Enfâl suresi 1. ayet)

           

            İnsan, yüz kapılı bir saraya benzer.99 kapısı kapalı olsa da sadece bir kapısı açıksa, o saraya girilir. Önemli olan bu açık kapıyı bulmak için enerji sarf etmek ve neticede o sarayı fethetmektir.

 

         Kardeşlerimize, komşularımıza, arkadaşlarımıza, eşlerimize, çocuklarımıza küsmemeliyiz 

وَكُونُوا عِبَادِ اللّه إِخْوَانًا. وَ لا َ يَحِلُّ لْمُسْلِمِ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاثٍ.

         “…Ey Allah'ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl olmaz." (Buharî, Nikâh 45)

 

« لا يحِلُّ لمسْلِمٍ أنْ يهْجُرَ أخَاه فوْقَ ثَلاثٍ ، فمنْ هَجر فَوْقَ ثلاثٍ فمات دخَل النَار »

            "Müslüman’ın din kardeşine üç günden fazla küs durması helâl olmaz. Kim müslüman kardeşini üç günden fazla terkeder ve o hal üzere ölürse cehenneme girer."(Riyazüss salihin 1599)

 

“…Allah Teâlâ affeden kulunun değerini artırır. Allah rızâsı için alçak gönüllü olanı Allah yüceltir.” (Riyazüss salihin 604,Müslim, Birr 69)

Muaz b. Cebel’den rivayetle efendimiz şöyle buyurdular:

مَنْ عَيَّرَ اَخَاه بِذَنْبٍ لَمْ يَمُتْ حَتَّى يَعْمَلَهُ

            “Bir kimse kardeşini bir kusur ile ayıplarsa, o kusuru işlemeden, o kimse ölmez.” (Seçme Hadisler, s. 239)

 

Küstüğümüz, birbirimizi kırdığımız hususlar bir ceviz kabuğunu doldursa bari:

 

Hz. Ebu Bekir bir gün sokakta çocukların kavgasına şahit olur. Neden kavga ettiklerini sorunca bir ceviz yüzünden olduğunu anlar ve cevizi onlardan alıp pay etmek ister. Cevizi kırar ve içi boştur. Der ki: işte kavgasını ettiğimiz şu dünya da böyle boştur.

 

Kardeşlerin seni, Hz. İbrahim (a.s.) gibi ateşe mi attılar? Ki küsüyorsun…

Hz. Zekeriyya (a.s) gibi testereyle mi kestiler? Ki darılıyorsun…

Hz. Yusuf (as) gibi kuyuya mı attılar? Ki Uzak duruyorsun…

Hz. Yunus peygamber (as) gibi denize mi attılar? Ki dargınsın…

Hz. Muhammed (sav) gibi Taif’te mi taşladılar? Başına namaz kılarken işkembe mi koydular? Dişini mi kırdılar? Yüzüne tükürük mü attılar? Yurdundan kovarak Hicrete mi zorladılar? Sevdiklerinden mi ayrı bıraktılar? Ki en küçük ezalarına, sözlerine tahammül edemiyorsun…

 Ya da Kardeşlerin senin, Hz. Hamza (r.a) gibi burnunu kulağını mı kestiler? Ki selam vermiyorsun…

Musab bin Umeyr (r.a) gibi kollarını mı kopardılar? Ki kin, nefret, öfke kusuyorsun…

Cafer bin Ebu talip (r.a) gibi ok, mızrak ve kılıç darbeleriyle mi yaraladılar? Ki derdine derman olmuyorsun…

Ammar, Sümeyye, Yasir (r.a) gibi işkence yaptılar?

Bilal (r.a) gibi kızgın kumlara yatırıp, üzerine taşlar mı koydular dininden vaz geçmen için?

 

Niçin be kardeşim bu kin, öfke,

kaç günlük dünyada yaşıyoruz Allah aşkına.

Değer mi bütün bunlara, değer mi bir fındık tanesine,

Değer mi bir metre karelik yere, bir ağaca, bir meyveye, bir söze, bir kem göze…

Değer mi Allahın kullarını incitmeye…

Değer mi cehennemde odun olmaya…

Değer mi allah’a isyan eden bir kul olmaya…

 

Kadınları dövmeyin onulara yumuşaklıkla muamelede bulunun

« لاَ تَضْربُوا إِمَاءَ اللَّهِ » « لَقَدْ أَطَافَ بآلِ بَيْت مُحمَّدٍ نِساءٌ كَثيرِ يشْكُونَ أَزْوَاجَهُنَّ لَيْسَ أُولِئك بخيارِكُمْ »

İyâs İbni Abdullah İbni Ebû Zübâb radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Kadınları dövmeyiniz” buyurmuştu.

Hz. Ömer Peygamber aleyhisselâm’ın huzuruna çıkarak: - Kadınlar kocalarını dinlemez oldular, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber kadınların dövülmesine izin verdi.

Bu defa birçok kadın Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımlarına gelerek kocalarını şikâyete başladılar.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

-”Birçok kadın Muhammed ailesine gelerek kocalarını şikâyet ediyorlar. Kadınlarını döven o kimseler, sizin hayırlınız değildir.” (Riyazü’s Salihin, C.2, S.333, Hadis:281)

 

Başka dinden olanların kötü sözlerine dahi güzel karşılık vermek

« إذَا سَلَّمَ عَلَيكُم أهلُ الكتاب فَقٍُولُوا : وعَلَيْكُمْ »

 “Kitap ehli olanlar size selâm verdiklerinde, onlara: Ve aleyküm, deyiniz.” (Riyazü’s Salihin, C.4, S.450, Hadis:869)

Yine bir rivayetten öğrendiğimize göre, yahudilerden bazıları Peygamberimiz’in yanına gelerek selâm verdiler ve:

– Es-Sâmü aleyke, yâ Ebe’l-Kâsım,  “Ölüm sizin üzerinize olsun” dediler. Peygamberimiz:

– “Ve aleyküm” buyurdu. Buna çok öfkelenen Hz.Âişe hiddetli bir şekilde:

– Aleykümü’s-sâmü ve’l-la’netü, dedi. Bunun üzerine Efendimiz:

– “Yâ Âişe! Şüphesiz ki Allah her işte yumuşaklığı sever” buyurdu. Âişe:

– Ne söylediklerini işitmedin mi? deyince de:

– “Ben ‘ve aleyküm’ dedim” buyurdu (Müslim, Selâm 11).

 

Örnek bazı olaylar

Kötülere iyilik kalbi yumuşatır…

 

Münafıkların ileri gelenlerinden ABDULLAH BİN ÜBEY VE imanlı OĞLU ABDULLAH

ABDULLAH BİN ÜBEY’in ömrü peygamberimizi kötülemekle, İslam düşmanlığıyla geçmiş, Müslümanların sırlarını sürekli düşmanlara ifşa etmişti. Onun gerçek yüzünü bilen Müslümanlar, “Ey Allahın peygamberi! Bırakın da onun hakkından gelelim” diyorlardı. Peygamberimiz “hayır” diyordu. “ona yumuşak davranınız, aramızda olduğu sürece onunla iyi arkadaş olunuz” diyordu. Uzun yıllar sonra ABDULLAH BİN ÜBEY’in akıllı bir oğlu vardı. Güçlü bir imana sahipti ve peygamberimiz için canını verecek samimiyette idi. Küçük Abdullah’ın peygambere olan bağlılığını ve samimiyetini görenler babasına payggamberin gösterdiği sabrın mükafatının ne kadar büyük olduğunu anlıyorlardı. Babasını engellemek için çok uğraşmasına rağmen tesir edememişti. Bir gün ABDULLAH BİN ÜBEY ölüm haberi duyulur Medine sokaklarında. Oğlu Abdullah peygamberimize gelerek babasının affını ister. Peygamberimiz affeder. Oğlunun ricası üzerine hırkasını ona kefen yapar bununla da yetinmez kendine sadık bir Müslüman olan Abdullah babasının yaptıkları yüzünden eksiklik duymasın ezik olmasın cenaze namazını da kıldırır.

Bunun iki yönü vardır. Birincisi Müslüman görünümünde olan insanlara Müslüman muamelesi yapıp kalplaerini yumuşatmak; ikincisi bu durumda olan diğerlerine ders vermek ve tevbe kapısının daima açık olduğunu hatırlatmak; üçüncüsü ise Müslümanlara merhamet örneği olmaktır.

 

BEDİR ESİRLERİNE YAPILAN MUAMELE BU KONUYA ÖRNEKTİR

Esirler Müslümanlar tarafında iyi muamele görmüş, onlardan incitici söz dahi işitmemişler, önce ellerini ve ayaklarnı bağladıkları esirlerin ellerinin çözülmesini, onlara güzel muamelede bulunulmasını, onlara yediklerinden yedirmelerini peygamber efendimiz emretmiştir.

 

MEKKE KITLIK ÇEKİYORKEN

Hayber fethinden sonra Müslümanların eline pek çok ganimet geçmişti. Ancak mekke’de kıtlık vardı, açlık, susuzluk, hastalık kol geziyordu. Durumu haber alan peygamber efendimiz kendisine savaş açmış olan bu insanları o çaresiz halleriyle baş başa bırakmamış onlara yardım elini uzarmış ve develere arpa, altın ve hurmalar yükletip hz. amr ile mekkeye yollamış ve ebu süfyan bunları Mekke halkından sıkıntı çekenlere dağıtmıştır.

 

 

MEKKENİN FETHİ VE YAPILAN MUAMELELER

Mekkeli müşriklerin Mekke fethinden sonra affedilmeleri hep iyilikle karşılık görmelerine ve Müslüman olmalarına sebep olmuştur

Zira Mekke’den bir avuç Müslüman’la ayrılan peygamber bir Cuma sabahı dilinde fethi müjdeleyen ayetlerle Mekkeye 10bin civarında bir orduyla giriyordu. “Kimseye dokunmayın, size dokunulmadıkça kimseye zarar vermeyin, kimseyi öldürmeyin, kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin, nefret ettirmeyin” sözleri bütün askerlere verilen bir talimattı.

 

Ebu cehilin oğlu ikrimenin yemene kaçışı ve eşinin onun affını peygamberden isyteyişi ve affedilmesi ve Müslümanlığı kabul etmesi

Vahşinin yaptığı olay karşısında Müslüman olunca affedilmesi

Vahşiyi Hamza’yı öldürmesi için tutan Hind’in Müslüman olunca affedilmesi

 


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret77717
SEÇME YAZILAR