• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

MİRAÇ KANDİLİ

MİRAÇ KANDİLİ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM



سُبْحَانَالَّذٖىاَسْرٰىبِعَبْدِهٖلَيْلًامِنَالْمَسْجِدِالْحَرَامِاِلَىالْمَسْجِدِالْاَقْصَاالَّذٖىبَارَكْنَاحَوْلَهُلِنُرِيَهُمِنْاٰيَاتِنَااِنَّهُهُوَالسَّمٖيعُالْبَصٖيرُ
«Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescidi Haram dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksa 'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.» (İsra suresi 1)


MİRAÇ; MESCİD-İ HARAMDAN 
MESCİD-İ AKSAYA YOLCULUK VE ORADAN SİDRETÜL MÜNTEHAYA ÇIKIŞ

MİRAÇ MUCİZESİ İKİ BASAMAKTAN OLUŞUR: 

1) İSRA: 
sözlükte gece yürümek demektir.
Din dilinde: Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in hicretten bir buçuk sene önce, Recep ayının 27. gecesinde Mekke de ki Mescidi Haramdan mescidi aksaya, bir mucize olarak geceleyin götürülmesi olayına denir. Bu husus Kuran-ı Kerimde açıkça bildirilmiş olup Kuran’ın 17. süresinin adı isra olmuştur.

2. MİRAÇ MUCİZESİ:
Cebrail (A.S.) Hz. Muhammed (S.A.V.)’i Burak adında bir binitle Mescidi-i Haramdan Mescidi Aksaya götürmüş, oradan da birlikte semalara yükselmişlerdir ve Peygamber (S.A.V.) Sidretül Müntehaya ulaşmış olup Miraç mucizesi gerçekleşmiştir. Bu konu Hadis-i şeriflerde zikredilmiştir.
MİRAÇ NE ZAMAN VUKU BULMUŞTUR
Ünlü alim ve tarihçi İbnKuteybe (H.213-267) ile allâme İbnAbdülberr (H.368-463), Mirac’ın, kamerî aylardan Recep ayında olduğunu söylerler. İmam Nevevi (H.631-676) bu tarihi gerçeğe daha yakın bulur. Ayrıca hadis alimi Abdülgani el-Makdisi (H.659)’de bu tarihi kabul eder, hatta Mi’rac’ın Recep ayının 27’nci Cuma gününde vuku bulduğunu söyledikten sonra: “Müslümanlar bu tarihi benimsemiş bulunuyor ve bunu en doğru rivâyet kabul ediyorlar”der. (Zurkânî, c. I, s. 307-308. )

MİRACI HAZIRLAYAN SEBEPLER
1) Efendimiz (S.A.V.)’in eşi H.z. Hatice anamızın vefatı
2) Efendimiz (S.A.V.)’in amcası Ebu Talibin vefatı
3) Efendimiz (S.A.V.)’in taifte taşlanması,
4) Müslümanlara işkencelerin artması ve Peygamberimiz (S.A.V.) çok sıkıntılar çekmesi üzerine miraç mucizesi gerçekleşmiştir.
-Miraç; Miladi 621 yılında Recep ayının 27. Cuma gecesi vuku bulmuştur. Efendimiz (S.A.V.) miraç mucizesinde 52 yaşındadır.

ŞEHR-İ SADR NEDİR VE NASIL OLMUŞTUR

Buhârî ve Müslim’de yer alan rivayetlere göre olay şöyle olmuştur:
Peygamberimiz Mekke’de, evinde iken veya Kâbe’de bulunduğu sırada Cebrail (A.S.) bazı meleklerle birlikte gelerek Peygamberimizin göğsünü açmışlar, içini zemzem ile yıkadıktan sonra hikmet ve iman nuru doldurmuşlardır. Peygamberimizle ilgili göğüs açma (şerh-i sadr) denilen olay budur.
Ancak bu olay ne zaman ve nerede olmuştur? Bu, ihtilaflıdır. Bazıları bunun, sütannesi Halime’nin yanında iken çocukluğunda olduğunu söylerken, diğer bazıları ise bir defa Halime yanında, bir defa da Mi’rac’tan önce olmak üzere iki defa olduğunu söylerler.

Şah Veliyyullahed-Dehlevî, bu olayı yani göğüs açma olayını manevî bir operasyon olarak değerlendirir ve: “Peygamberimizin ruhunda meleklik ruhunun üstün gelmesi, tabiat özelliklerinin yok olması, tabiatın, kutsiyet
âleminin ilhamlarına tabi olması” ile yorumlamaktadır. Bir gün Peygamberimize soruldu:
—Ey Allah’ın Resulü, göğüs açılır mı? Peygamberimiz.
—Evet, açılır, buyurdu.
—Nasıl olur? diye sorduklarında, Peygamberimiz:
—Bir nurdur ki Allah onu mü 'minin kalbine atar, o da onunla ferahlanır, açılır, buyurdu.
—Onun alâmeti nedir? dediler. Peygamberimiz:
—Aldanma yurdu (dünyadan) uzaklaşmak, ebediyet yurduna (ahirete) yönelmek ve gelmeden önce ölüm için hazırlanmaktır, buyurdu.» (Hüccetüllahi’l-Baliğa, c. II, s. 866.)

İSRA (GECE) YÜRÜYÜŞÜ
MİRAÇTA SELAMLAŞMA TAHİYYAT DUASI
EFENDİMİZ (S.A.V) et- Tahiyyâtülillahi: Senâ, selam ve merhaba sana ey yüce Allah'ım!
Ve's-salevâtü: Niyaz, dua, yalvarış sana ey yüce Allah'ım!
Ve't-tayyibât: Arınmışlığın ve güzelliğin en hoşusun. Senden güzel, senden hoş ve arınmış olamaz.
ALLAH (C.C.): es-Selâmüaleykeeyyühe'n-nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh: Bu selâm, rahmetim ve bereketim ilâvesiyle senin üzerine olsun ey sevgili Peygamberimiz!
EFENDİMİZ (S.A.V.):es-Selâmüaleynâ ve lâ ibâdillahi's-sâlihin: Yâ rabbi! Bu selâm bizim ve salih kullarının üzerine de olsun.
BU MUHABBET ÜZERİNE CEBRAİL (A.S): Eşhedüella ilahe illellah ve eşhedüennemuhammedenabdühuveresülüh dedi.
EFENMİZ (S.A.V.) MİRAÇTA ALLAH’I GÖRDÜMÜ?
Hz. Mesrûk (ra.), Hz. Aişe (R.A)’ya şöyle demiştir. 
—Vâlide, Muhammed (s.a.v.) Rabbini gördü mü? dedim. O:
—Söylediğin sözlerden tüylerim diken diken oldu. Nasıl oluyor da bunu bilmiyorsun. Üç şey vardır ki, onları her kim sana söylerse yalan söylemiş olur:
—Her kim Muhammed (sas.) Rabbini gördü derse yalan söylemiş olur, dedi ve sonra:

لَاتُدْرِكُهُالْاَبْصَارُوَهُوَيُدْرِكُالْاَبْصَارَوَهُوَاللَّطٖيفُالْخَبٖيرُ
Gözler O'nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.» (Enam suresi 103)

وَمَاكَانَلِبَشَرٍاَنْيُكَلِّمَهُاللّٰهُاِلَّاوَحْيًااَوْمِنْوَرَائِحِجَابٍاَوْيُرْسِلَرَسُولًافَيُوحِىَبِاِذْنِهٖمَايَشَاءُاِنَّهُعَلِىٌّحَكٖيمٌ
«Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.(Şura suresi 51)

Âyetlerini okudu.
Sana her kim yarın ne olacağını bildiğini söylerse yalan söylemiş olur dedi ve:

اِنَّاللّٰهَعِنْدَهُعِلْمُالسَّاعَةِوَيُنَزِّلُالْغَيْثَوَيَعْلَمُمَافِىالْاَرْحَامِوَمَاتَدْرٖىنَفْسٌمَاذَاتَكْسِبُغَدًاوَمَاتَدْرٖىنَفْسٌبِاَىِّاَرْضٍتَمُوتُاِنَّاللّٰهَعَلٖيمٌخَبٖيرٌ
«Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.» (Lokman suresi 34) ayetini okudu

Her kim sana Peygamberin bir şey sakladığını söylerse yalan söylemiş olur, dedi ve:

يَااَيُّهَاالرَّسُولُبَلِّغْمَااُنْزِلَاِلَيْكَمِنْرَبِّكَوَاِنْلَمْتَفْعَلْفَمَابَلَّغْتَرِسَالَتَهُ
«Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun.» (Maide suresi 67) Ayetini okudu.
(Hz. Aişe devamla) Fakat Peygamberimiz Cebrâil (as.)’i kendi suretinde
iki defa gördü, dedi.» 
(Buhârî, “Tefsîru’l-Kur’an, Sûre ve’n-Necm”, 1; Müslim, “İman”, 77)
İbnMes’ûd (ra.) da Hz. Aişe’nin görüşündedir.» (Askalânî, Fethu’l-Bârî, Mısır, 1948, c. IX, s. 493.)
Ebû Zer (R.A.) da şöyle demiştir: 
“Peygamberimize sordum:
—Ey Allah’ın Resulü, Rabbini gördün mü?dedim. Peygamberimiz:
—O, bir nur, O’nu nasıl göreyim, buyurdu.» (Müslim İman 78)


EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN PEYGAMBERLER İLE GÖRÜŞMESİ VE BEŞ VAKİT NAMAZ
Hz. Enes (RA.) Mâlik İbnuSa'sa'a (R.A.)'tan naklen anlatıyor: "Resûlullah (S.A.V.), onlara, Mirac'a götürüldüğü geceden anlatarak demiştir ki: 
"Ben Ka'be'nin avlusunda Hatîm kısmında -belki de Hıcr'da demişti- yatıyordum. -Bir rivayette şu ziyade var: Uyku ile uyanıklık arasında idim.- Derken bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. -Bu sözüyle boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı kasdetti.- Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi imanla (ve hikmetle) dolu, altından bir kab getirildi. Kalbim (çıkarılıp su ve zemzem ile) yıkandı. Sonra içerisi (imanla) doldurulup tekrar yerine kondu. Sonra merkepten büyük katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak'tı. Ön ayağını gözünün gittiği en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibril aleyhisselâm beni götürdü. Dünya semasına kadar geldik. Kapının açılmasını istedi. 
"Gelen kim?" denildi. 
"Cibril!" dedi. 
"Beraberindeki kim?" denildi. 
"Muhammed aleyhissalâtu vesselâm!" dedi. 
"Ona Mirac daveti gönderildi mi?" denildi. 
"Evet!" dedi. 
"Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir!" denildi.

Derken kapı açıldı. Kapıdan geçince, orada Hz. Ademaleyhisselam'ı gördüm. 
"Bu babanız Adem'dir! Selam ver O'na!" dendi. Ben de selam verdim. Selamıma mukabele etti. Sonra bana: 
"Salih evlat hoş gelmiş, Salih peygamber hoş gelmiş!" dedi. Sonra Hz. Cebrail beni yükseltti ve ikinci semaya geldik. Kapıyı çaldı. 
"Bu gelen kim?" denildi. 
"Ben Cibril'im!" dedi. 
"Beraberindeki kim?" denildi. 
"Muhammed!" dedi. 
"Ona Miraç daveti gönderildi mi?" denildi. 
"Evet!" dedi. 
"Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" dediler. Derken bize kapı açıldı. İçeri girince, Hz. Yahya ve Hz. İsa (A.S.) ile karşılaştım. Onlar teyze oğullarıydı.

Hz. Cebrail: 
"Bunlar Hz. Yahya ve Hz. İsa'dırlar, onlara selam ver!" dedi. Ben de selam verdim. Onlar da selamıma mukabelede bulundular. Sonra: 
"Hoş geldin Salih kardeş, hoş geldin Salih peygamber" dediler. Sonra Cebrail beni üçüncü semaya çıkardı. Kapıyı çaldı. 
"Bu gelen kim?" denildi. 
"Cibril'im!" dedi. 
"Yanındaki kim?" denildi. 
"Muhammed'dir!" dedi. 
"Ona Miraç daveti gitti mi?" denildi.
"Evet!" dedi. 
"Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" denildi. Kapı bize açıldı. İçeri girince Hz. Yusuf (A.S.)'la karşılaştık. Cebrail: 
"Bu Yusuf'tur! Ona selam ver!" dedi. Ben de selam verdim. Selamıma mukabele etti..

Sonra: 
"Salih kardeş hoş gelmiş, Salih peygamber hoş gelmiş!" dedi. Sonra Cebrail beni dördüncü semaya çıkardı. Kapıyı çaldı. 
"Bu gelen kim?" denildi. 
"Cibril'im!" dedi. 
"Beraberindeki kim?" denildi. 
"Muhammed!" dedi. 
"Ona Miraç davetiyesi indi mi?" denildi. 
"Evet!" dedi

"Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" dediler. Kapı açıldı. İçeri girdiğimizde, Hz. İdris (A.S.) ile karşılaştık. Hz. Cebrail: 
"Bu İdris'tir, ona selam ver!" dedi. Ben selam verdim. O da selamıma mukabele etti. Sonra bana: 
"Salih kardeş hoş geldin, Salih peygamber hoş geldin!" dedi. Sonra Hz. Cebrail beni yükseltti. Beşinci semaya geldik. Kapıyı çaldı. 
"Kim bu gelen?" denildi. 
"Ben Cibril'im!" dedi. 
"Beraberindeki kim?" denildi. 
"Muhammed!" dedi. 
"Ona Miraç daveti indirildi mi?" denildi. 
"Evet!" dedi. 
"Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" denildi. Kapı açıldı. İçeri girince, Hârun (A.S.)ile karşılaştık. Cebrail (A.S.):

"Bu Hârun (A.S.)'dır. Ona selam ver!" dedi. Ben selam verdim, o da selamıma mukabelede bulundu ve: 
"Salih kardeş hoş geldin, Salih peygamber hoş geldin!" dedi. Sonra Cebrail beni yükseltti ve altıncı semaya geldik. Kapıyı çaldı. 
"Bu gelen kim?" denildi. 
"Ben Cibril!" dedi. 
"Beraberindeki kim?" denildi. 
"Muhammed!" dedi. 
"Ona Miraç daveti indirildi mi?" denildi. 
"Evet!" dedi. 
"Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" dendi. Kapı açıldı. İçeri girince, Hz. Musa (A.S.) ile karşılaştık. Hz. Cebrail: 
"Bu Hz. Musa'dır! Ona selam ver!" dedi. Ben selam verdim, o da selamıma mukabelede bulundu. Sonra:

"Salih kardeş hoş geldin, Salih peygamber hoş geldin!" dedi. Ben onu geçince ağladı. Kendine: "Niye ağlıyorsun?" denildi. 
"Çünkü dedi, benden sonra bir delikanlı peygamber oldu. Onun ümmetinden cennete gidecekler benim ümmetimden cennete gideceklerden daha çok!" dedi. Sonra beni yedinci semaya çıkardı ve kapıyı çaldı. 
"Bu gelen kim?" denildi. 
"Cibril'im!" dedi. 
"Beraberindeki kim?" denildi. 
"Muhammed!" dedi. 
"Ona Miraç daveti indirildi mi?" denildi. 
"Evet!" dedi. 
"Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" denildi. İçeri girince, Hz. İbrahim aleyhisselam ile karşılaştık. Cebrail: 
"Bu baban İbrahim'dir, ona selam ver!" dedi. ben selam verdim. O da selamıma mukabele etti. Sonra: 
"Salih oğlum hoş geldin, salih peygamber hoş geldin!" dedi.

Sonra Sidretü'l-Müntehâ'ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen'in) Hacer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi. Cebrail aleyhisselâm bana: 
"İşte bu Sidretü'l-Müntehâ'dır!" dedi. 
Burada dört nehir vardı: İkisi bâtıni nehir, ikisi zahirî nehir. 
"Bunlar nedir, ey Cibrîl?" diye sordum. Hz. Cebrail: 
"Şu iki batıni nehir cennetin iki nehridir. Zahiri olanların biri Nil, diğeri Fırat'tır!" dedi. Sonra bana el-Beytü'l-Ma'mur yükseltildi. Sonra bana bir kabta şarap, bir kapta süt, bir kapta da bal getirildi. Ben sütü aldım. Cebrail aleyhisselâm: 
"Bu (aldığın), fıtrat(a uygun olan)dır, sen ve ümmetin bu fıtrat (yaratılış) üzerindesiniz!" dedi.

Resûlullah devamla dedi ki: "Sonra bana, her günde elli vakit olmak üzere namaz farz kılındı. Oradan geri döndüm. Hz. Musa aleyhisselâm'a uğradım. Bana: 
"Ne ile emr olundun?" dedi. 
"Gece ve gündüzde elli vakit namazla!" dedim. 
"Ümmetin, her gün elli vakit namaza muktedir olamaz. Vallahi ben, senden önce insanları tecrübe ettim. Benî İsrail'e muamelelerin en şiddetlisini uyguladım (muvaffak olamadım). Sen çabuk Rabbine dön, bunda ümmetine hafifletme talep et!" dedi. Ben de hemen döndüm (hafifletme istedim, Rabbim) benden on vakit namaz indirdi. Musa aleyhisselâm'a tekrar uğradım. Yine:

"Ne ile emr olundun?" dedi. 
"Benden on vakit namazı kaldırdı!" dedim. 
"Rabbine dön! Ümmetin için daha da azaltmasını iste!" dedi. Ben döndüm. Rabbim benden on vakit daha kaldırdı. Dönüşte yine Musa aleyhisselam'a uğradım. Aynı şeyi söyledi. Ben, beş vakitle emr olunmama kadar bu şekilde Hz. Musa ile Rabbim arasında gidip gelmeye devam ettim. Bu sonuncu defa da Hz. Musa'ya uğradım. Yine: 
"Ne ile emredildin?" dedi.
"Her gün beş vakit namazla!" dedim. 
"senin ümmetin her gün beş vakit namaza da takat getiremez. Rabbine dön, hafifletme talep et!" dedi.

"Rabbimden çok istedim. Artık utanıyorum, daha da hafifletmesini isteyemem! Ben beş vakte razıyım. Allah'ın emrine teslim oluyorum!" dedim. Musa (A.S.)'ı geçer geçmez bir münadi (Allah adına) nida etti: 
"Farzımı kesinleştirdim, kullarımdan hafiflettim de!"

Bir rivayette şu ziyade geldi: "Namazlar (günde) beştir. Ve onlar ellidir de. İndimde hüküm değişmez artık!
("Buhari, bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menâkıbu'l-Ensâr 42; Müslim, İman 264 (164); Tirmizi, Tefsir, İnşirah, (3343); Nesâî, Salât 1, (1, 217-218))

SÜLEYMAN ÇELEBİ MİRAÇ OLAYINI ŞÖYLE ŞİİRLEŞTİRMİŞTİR
Süleyman Çelebi bu anı tarif ederken: 
- "SöyleşürkenCebrâil ile kelâm, 
Geldi Refref önüne verdi selâm, 
Aldı ol şâh-ı cihanı ol zaman 
Sidreden gitti ve götürdü heman.

MİRACIN ESRARI: NECM SURESİ 

وَالنَّجْمِاِذَاهَوٰىۙ﴿١﴾مَاضَلَّصَاحِبُكُمْوَمَاغَوٰىۚ﴿٢﴾وَمَايَنْطِقُعَنِالْهَوٰىۜ﴿٣﴾اِنْهُوَاِلَّاوَحْيٌيُوحٰىۙ﴿٤﴾عَلَّمَهُشَد۪يدُالْقُوٰىۙ﴿٥﴾ذُومِرَّةٍۜفَاسْتَوٰىۙ﴿٦﴾وَهُوَبِالْاُفُقِالْاَعْلٰىۜ﴿٧﴾ثُمَّدَنَافَتَدَلّٰىۙ﴿٨﴾فَكَانَقَابَقَوْسَيْنِاَوْاَدْنٰىۚ﴿٩﴾فَاَوْحٰٓىاِلٰىعَبْدِه۪مَٓااَوْحٰىۜ﴿١٠﴾مَاكَذَبَالْفُؤٰ۬ادُمَارَاٰى﴿١١﴾اَفَتُمَارُونَهُعَلٰىمَايَرٰى﴿١٢﴾وَلَقَدْرَاٰهُنَزْلَةًاُخْرٰىۙ﴿١٣﴾عِنْدَسِدْرَةِالْمُنْتَهٰى﴿١٤﴾عِنْدَهَاجَنَّةُالْمَأْوٰىۜ﴿١٥﴾اِذْيَغْشَىالسِّدْرَةَمَايَغْشٰىۙ﴿١٦﴾مَازَاغَالْبَصَرُوَمَاطَغٰى﴿١٧﴾لَقَدْرَاٰىمِنْاٰيَاتِرَبِّهِالْـكُبْرٰى﴿١٨﴾

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
«Battığı zaman yıldıza and olsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. ﴾1-2) 
O, nefis arzusu ile konuşmaz. ﴾3﴿
(Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir. ﴾4﴿
(Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî suretine girip) doğruldu. ﴾5-7﴿
Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu. ﴾8)
(Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu. ﴾9﴿
Böylece Allah kuluna vahy edeceğini vahy etti. ﴾10)

Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı. ﴾11﴿
(Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz? ﴾12﴿
And olsun ki, o, Cebrail'i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü. ﴾13﴿
Sidretü'lMüntehâ'nın yanında. ﴾14)
Me'va cenneti onun (Sidre'nin) yanındadır. ﴾15)
O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. ﴾16﴿
Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı. ﴾17﴿
Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü. ﴾18﴿»

YUNUS EMRENİN DİLİNDEN MİRAÇ

YEDİ KAT GÖKLERİ SEYRAN EYLEYEN
KÜRSÜNÜN ÜSTÜNDE CEVLAN EYLEYEN
MİRAÇ’DA HAK’TAN ÜMMETİNİ DİLEYEN
ADI GÜZEL KENDİ GÜZEL MUHAMMED
MİRAÇ’TA EFENDİMİZ S.A.V.)’E CENNETİN GÖSTERİLİŞİ
Yüce Allah, Peygamberimize (S.A.V.) vahy yedeceğini vahy yettikten sonra, Peygamberimiz (S.A.V.), Cebrail (A.S.) tarafından cennete götürüldü.» (Buhârî, Sahihi c. 1 , s. 93)
Cennetin eni, göklerle (altlarındaki) yer kadar olup Peygamberimiz (S.A.V.) orada: İnciden, yakuttan, zebercetten,..köşkler,(İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.) cennetin toprağını da, misk kokar bir halde buldu.(Müslim, c. 1, s. 149) Peygamberimiz (S.A.V.), cennette; iki yanında içi boş inciden yapılmış kubbeler (kubbeli evler) dizili bir ırmak da gördü (Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 92) ki, inci, yakut çakılları ve misk üzerinde akıp gidiyordu.(İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.)
Peygamberimiz (S.A.V.): "Ey Cebrail! Nedir bu?" diye sordu. Cebrail (as): "Bu, sana Yüce Allah'ın vermiş olduğu Kevser ırmağıdır!" dedi. Kevser ırmağının suyu da, baldan daha tatlı ve sütten daha ak idi.(Buhârî, c. 6, s. 92)

MİRAÇ’TA EFENDİMİZ (S.A.V.)’E CEHENNEMİM GÖSTERİLMESİ
Peygamberimiz (S.A.V.); dünya semasında kendisini güler yüzle karşılayan melekler arasında, yüzü hiç gülmeyen, cehennemin bekçisi Malik adındaki bir melekle de karşılaşmıştı.

Peygamberimiz (S.A.V.), onun kim olduğunu Cebrail (as)’dan sorup öğrenince, Cebrail (as)’a:
"Cehennemi bana göstermesini ona emretmez misin?" diye sormuştu.
Cebrail (as) da:
"Olur!" diyerek, cehennemin bekçisi Malik'e: "Ey Malik! Muhammed’e (S.A.V.) cehennemi göster!" demişti.
Malik; cehennemin üzerinden örtüsünü açınca, cehennem öyle kaynamaya ve kabarmaya başladı ki, Peygamberimiz (S.A.V.) onun gördüğü her şeyi yakalayıp yakıvereceğini sandı. Hemen, Cebrail (as)’a:
"Ey Cebrail! Malik'e emret de, onu yerine geri çevirsin!" buyurdu.

Cebrail (as) da, cehennemi yerine çevirmesi için, Malik'e emretti. O da, cehenneme:
"Sakin ol!" dedi.
Cehennem, çıkmış olduğu yerine girince, Malik onun üzerine örtüsünü tekrar örttü.(İbn İshak. İbnHişam, Sîre, c.2, s. 45-46.)
Peygamberimiz (S.A.V.); cehennemdeki susuzluk azaplarını, azap zincirlerini, azap yılan ve akreplerini, oradaki azaplardan daha bazılarını da gördü.(Buhari, Sahih, c. 5, s. 190)
Peygamberimiz (S.A.V.), bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
"Eğer benim bildiğimi sizler de bilmiş olsaydınız, muhakkak ki, pek az güler ve çok ağlardınız!» (İbnSa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 214-215)

CEHENNEMLİKLERİN FİİLLERİ VE AZAPLARI EFENDİMİZE GÖSTERİLİŞİ

1) Faiz yiyenlerin,
2) Zina edenlerin,
3) Dedikodu edenlerin,
4) Namazı kılmayanların,
5) Emanete hıyanet edenlerin,
6) İnsanları fitneye çağıranların,
7) Hak yiyenlerin,
8) Helal eşleri bırakıp harama yönelenlerin
9) Kuran okuyup amel etmeyenlerin,
10) Gıybet edenlerin vs ibretlik azap halleri Efendimiz (S.A.V.)’e miraçta gösterildi. Bu halleri sizlere aktaralım:

EFENDİMİZ (S.A.V.)’E GÖSTERİLEN CEHENNEMLİKLERİN HALLERİ 
Semûreİbn’uCündeb(R.A.) şöyle anlatır:
Bir sabah Allah Resulü her zaman sorduğu gibi:
– Sizden rüya gören yok mu? diye sordu. Kendisinin rüyasını anlattı:
“Bana iki kişi geldi, “yürü” dedi, yürüdük. Yatan bir adamın yanına geldik. Yanında da elinde kocaman bir taş olan adam duruyordu. Adam o taşı o adamın başına vuruyordu. Böyle devam edip gidiyordu. Ben:
“Suphanallah, nedir bu hal?” dedim.
– Yürü! Yürü! dediler. Yürüdük, sırtüstü yatan birinin yanına geldik. Onun yanında da elinde kancalar bulunan bir adam duruyordu. Bu demir çengelle yüzünün bir tarafını parçalıyordu. Sonra diğer yüzünü parçalıyordu. İyileşince tekrar bu işi yapıyordu. Ben:
– Suphanallah, nedir bu hal? dedim. Yürü! Yürü! dediler.

Yürüdük. Fırın gibi bir yere geldik. Bir adam nehirde yüzüyor. Bir adamda yanındaki taşlarla o adamın her kenara gelişinde o taşları ağzına atıyordu. Bu kim dedim. “Yürü, yürü!” dediler.

Çirkin görünümlü bir adamın yanına geldik. Böyle çirkin birini görmemişsinizdir. Adam ateş yakıyor etrafında dönüyordu. Kim bu diye sordum. “Yürü” dediler. Yürüdük. Büyük bir ağacın yanına geldik. Bu ağaç büyük ve güzeldi. Beraberce ağaca çıktık. Altın ve gümüş malzeme ile yapılmış evler gördük. Bizi, bir yarısı güzel, bir yarısı çirkin insanlar karşıladı. Yanımdakiler onlara bir nehir gösterip “gidin, yıkanın” dedi. Onlar yıkandı ve çirkinlikleri yok oldu. Bana oranın cennet olduğunu söylediler. Makamını gösterdiler. Girmek istedim, sokmadılar.

Olanları sordum. Bana şöyle anlattılar:
– Taşla başı yarılan, Kur’an-ı ve namazları terk edendir.
– Yüzü parçalanan, yalan söyleyen, etrafa yalan yayan kimsedir.
– Fırındakiler, zina yapanlardır.
– Kan nehrinde yüzüp ağzına taş atılan, faiz yiyendir.
– Ateş yakıp etrafında dönen, cehennem bekçisidir.
– Bahçedeki uzun boylu adam, İbrahim (A.S.)’dır. Çocukları ise buluğa ermeden ölen çocuklarıdır. Biri:
– Müşriklerin çocukları da mı? diye sordu. Peygamber:
– Evet dedi ve anlatmaya devam etti:
– Yarısı güzel yarısı çirkin olanlar, hem iyi hem de kötü amel işleyenlerdir. (Prof.Dr.İ.Canan Hadis Ans: 3/427)

MİRAÇTA, EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN DUASI
“Ey kusurları bağışlayan, kullarına nimetleri sonsuz olan cömert Allah’ım! Günah işleyen ümmetimin hali nice olur. Kıyamet gününde senin önüne gelmek için nasıl yol bulurlar? Korkarım o günde onların yerleri pek iyi değildir. yüce katından dileğim budur ki, ümmetimden razı ol. Onları bağışla Allah’ım!”

MİRAÇTA VERİLEN HEDİYELER
Abdullah b. Mesud (R.A.) anlatıyor:
“…Miraçta Hz. Peygamber (a.s.m)’e şu üç şey verildi: Beş vakit namaz verildi, Bakara Suresinin son kısmı (Amenerresul) verildi ve bu ümmetten Allah’a şirk koşmadan ölen kimsenin günahlarının bağışlanacağı hususu (söz verildi).” (Müslim, İman, 279).

MİRAÇTA VERİLEN LUTUFLAR MADDELER HALİNDE
1) Beş vakit namaz farz kılındı
2) Bakara suresinin son iki ayeti indirildi.
3) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in ümmetinden Şirk koşmayanların muhkimat(büyük günahları) affedileceği müjdesi verildi(Ahmet Bin Hanbel)
4) İsra suresinde ki ahlakı prensipler

1) BEŞ VAKİT NAMAZ FARZ KILINDI
EFENDİMİZ (S.A.V.): 

الصلوةمعراجالمؤمن
«Namaz müminin miracıdır». buyurarak Ümmeti miraca çıkamayınca namazda mümine miracı hediye eden Peygamberimiz ümmetini namazla miraçlaştırmıştır.

2) BAKARA SURESİNİN SON İKİ AYETİ NAZİL OLDUN

اٰمَنَالرَّسُولُبِمَٓااُنْزِلَاِلَيْهِمِنْرَبِّه۪وَالْمُؤْمِنُونَۜكُلٌّاٰمَنَبِاللّٰهِوَمَلٰٓئِكَتِه۪وَكُتُبِه۪وَرُسُلِه۪ۜلَانُفَرِّقُبَيْنَاَحَدٍمِنْرُسُلِه۪۠وَقَالُواسَمِعْنَاوَاَطَعْنَاغُفْرَانَكَرَبَّنَاوَاِلَيْكَالْمَص۪يرُ﴿٢٨٥﴾لَايُكَلِّفُاللّٰهُنَفْساًاِلَّاوُسْعَهَاۜلَهَامَاكَسَبَتْوَعَلَيْهَامَااكْتَسَبَتْۜرَبَّنَالَاتُؤَاخِذْنَٓااِنْنَس۪ينَٓااَوْاَخْطَأْنَاۚرَبَّنَاوَلَاتَحْمِلْعَلَيْنَٓااِصْراًكَمَاحَمَلْتَهُعَلَىالَّذ۪ينَمِنْقَبْلِنَاۚرَبَّنَاوَلَاتُحَمِّلْنَامَالَاطَاقَةَلَنَابِه۪ۚوَاعْفُعَنَّا۠وَاغْفِرْلَنَا۠وَارْحَمْنَا۠اَنْتَمَوْلٰينَافَانْصُرْنَاعَلَىالْقَوْمِالْكَافِر۪ينَ﴿٢٨٦﴾

Amenerresulü diye bildiğimiz Bakara suresinin bu iki ayeti Allah’tan lütuf olarak nazil olmuş ve Muhammed ümmetine müjdedir.

«Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır." ﴾Bakara suresi 285﴿ Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): "Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.» ﴾ Bakara suresi 286)

3) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in ümmetinden Şirk koşmayanların muhkimat (büyük günahları) affedileceği müjdesi verildi(Ahmet Bin Hanbel)
Abdullah b. Mesud anlatıyor:
«…bu ümmetten Allah’a şirk koşmadan ölen kimsenin günahlarının bağışlanacağı hususu (söz verildi).” (Müslim, İman, 279).

4) İSRA SURESİNDE Kİ AHLAKİ YAŞAM PRENSİPLER
Sadece Allah'a ibadet etmeli, O'na hiçbir şeyi ortak koşulmaması, Anne-babaya iyi davranılması zorunlu olduğu
Hısım akrabaya, fakir ve yoksullara yardım etmeli
İsraf ve cimrilikten sakınmak ve kazancı helal yerlerde harcamalı, 
Çocukların öldürülmemesi

5) Toplumu, aileyi ve fertleri temelinden sarsan zinayı ve ona teşvik eden sebeplere yaklaşılmamalı
6) İnsan hayatı değerlidir ve saygı gösterilmelidir,
7) Yetimlere iyi davranılmalı ve onların haklarını korumalı, verilen söze mutlaka riayet edilmeli,
8) Ölçü ve tartıda hile yapılmaması, her söz ve davranışlarımız da doğru olunmaya dikkat etmeli

9) Bilinmeyen bir şeyin ardına körü körüne düşmemeli ve onun peşinden gitmemeliyiz,
10) Yeryüzünde kibir ve gururla yürünmemeli ve kibir, gurur taslamamalıdır.
İsra suresindeki bu ahlaki prensipleri ayet ayet görelim

1) Sadece Allah'a ibadet etmeli, O'na hiçbir şeyi ortak koşulmaması,
Anne-babaya iyi davranılması zorunlu olduğu,

وَقَضٰىرَبُّكَاَلَّاتَعْبُدُوااِلَّااِيَّاهُوَبِالْوَالِدَيْنِاِحْسَانًااِمَّايَبْلُغَنَّعِنْدَكَالْكِبَرَاَحَدُهُمَااَوْكِلَاهُمَافَلَاتَقُلْلَهُمَااُفٍّوَلَاتَنْهَرْهُمَاوَقُلْلَهُمَاقَوْلًاكَرٖيمًا
«Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara "öf!" bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.» (Bakara suresi 23)

وَاخْفِضْلَهُمَاجَنَاحَالذُّلِّمِنَالرَّحْمَةِوَقُلْرَبِّارْحَمْهُمَاكَمَارَبَّيَانٖىصَغٖيرًا
«Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: "Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.» (İsra suresi 24)

رَبُّكُمْاَعْلَمُبِمَافٖىنُفُوسِكُمْاِنْتَكُونُواصَالِحٖينَفَاِنَّهُكَانَلِلْاَوَّابٖينَغَفُورًا

«Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.» (İsra suresi 25)

2) Hısım akrabaya, fakir ve yoksullara yardım etmeli

وَاٰتِذَاالْقُرْبٰىحَقَّهُوَالْمِسْكٖينَوَابْنَالسَّبٖيلِوَلَاتُبَذِّرْتَبْذٖيرًا
«Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.» (İsra suresi
26)

اِنَّالْمُبَذِّرٖينَكَانُوااِخْوَانَالشَّيَاطٖينِوَكَانَالشَّيْطَانُلِرَبِّهٖكَفُورًا
«Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.» (İsra suresi 27)

وَاِمَّاتُعْرِضَنَّعَنْهُمُابْتِغَاءَرَحْمَةٍمِنْرَبِّكَتَرْجُوهَافَقُلْلَهُمْقَوْلًامَيْسُورًا
«Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle.» (İsra suresi
28)

3) İsraf ve cimrilikten sakımak ve kazancı helal yerlerde harcamalı,
وَلَاتَجْعَلْيَدَكَمَغْلُولَةًاِلٰىعُنُقِكَوَلَاتَبْسُطْهَاكُلَّالْبَسْطِفَتَقْعُدَمَلُومًامَحْسُورًا
«Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.» (İsra suresi 29)

اِنَّرَبَّكَيَبْسُطُالرِّزْقَلِمَنْيَشَاءُوَيَقْدِرُاِنَّهُكَانَبِعِبَادِهٖخَبٖيرًابَصٖيرًا
«Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.» (İsra suresi 30)

4) Çocukların öldürülmemesi

وَلَاتَقْتُلُوااَوْلَادَكُمْخَشْيَةَاِمْلَاقٍنَحْنُنَرْزُقُهُمْوَاِیَّاكُمْاِنَّقَتْلَهُمْكَانَخِطْاًكَبٖيرًا
«Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.» (İsra suresi 31)

5) Toplumu, aileyi ve fertleri temelinden sarsan zinayı ve ona teşvik eden sebeplere yaklaşılmamalı
وَلَاتَقْرَبُواالزِّنٰىاِنَّهُكَانَفَاحِشَةً
وَسَاءَسَبٖيلًا
«Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.» (İsra suresi 32)

6) İnsan hayatı değerlidir ve saygı gösterilmelidir,

وَلَاتَقْتُلُواالنَّفْسَالَّتٖىحَرَّمَاللّٰهُاِلَّابِالْحَقِّوَمَنْقُتِلَمَظْلُومًافَقَدْجَعَلْنَالِوَلِيِّهٖسُلْطَانًافَلَايُسْرِفْفِىالْقَتْلِاِنَّهُكَانَمَنْصُورًا
«Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.» (İsra suresi 33)

7) Yetimlere iyi davranılmalı ve onların haklarını korumalı, verilen söze mutlaka riayet edilmeli,

وَلَاتَقْرَبُوامَالَالْيَتٖيمِاِلَّابِالَّتٖىهِىَاَحْسَنُحَتّٰىيَبْلُغَاَشُدَّهُوَاَوْفُوابِالْعَهْدِاِنَّالْعَهْدَكَانَمَسْؤُلًا

«Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.» (İsra suresi 34)

8) Ölçü ve tartıda hile yapılmaması, her söz ve davranışlarımız da doğru olunmaya dikkat etmeli

وَاَوْفُواالْكَيْلَاِذَاكِلْتُمْوَزِنُوابِالْقِسْطَاسِ
الْمُسْتَقٖيمِذٰلِكَخَيْرٌوَاَحْسَنُتَاْوٖيلًا

«Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.» (İsra suresi 35)

9) Bilinmeyen bir şeyin ardına körü körüne düşmemeli ve onun peşinden gitmemeliyiz,

وَلَاتَقْفُمَالَيْسَلَكَبِهٖعِلْمٌاِنَّالسَّمْعَوَالْبَصَرَوَالْفُؤَادَكُلُّاُولٰئِكَكَانَعَنْهُمَسْؤُلًا

«Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.» (İsra suresi 36)

10) Yeryüzünde kibir ve gururla yürünmemeli ve kibir, gurur taslamamalıdır.

وَلَاتَمْشِفِىالْاَرْضِمَرَحًااِنَّكَلَنْ
تَخْرِقَالْاَرْضَوَلَنْتَبْلُغَالْجِبَالَطُولًا

«Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.» (İsra suresi 37)

كُلُّذٰلِكَكَانَسَيِّئُهُعِنْدَرَبِّكَمَكْرُوهًا

«Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir.» (İsra suresi 38)

ذٰلِكَمِمَّااَوْحٰىاِلَيْكَرَبُّكَمِنَالْحِكْمَةِوَلَاتَجْعَلْمَعَاللّٰهِاِلٰهًااٰخَرَفَتُلْقٰىفٖىجَهَنَّمَمَلُومًامَدْحُورًا

«Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.» (İsra suresi 39)

HZ MUHAMMED S.A.V. EFENDİMİZİN MEKKEYE DÖNÜŞÜ VE YAŞANAN HADİSELER

Peygamberimiz (S.A.V.), Mekke'ye dönmek üzere, Beytü'l-Makdis mescidinin kapısına bağladığı Burak'a binip Mekke'ye döndü. Peygamberimiz (S.A.V.) İsrâ ve Miracı, bir gece içinde, yatsı namazı ile sabah namazı arasında vuku buldu.» (İbnSa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 214-215)

Abdulmuttalib oğulları, İsrâ ve Mirac gecesinde, Peygamberimiz (asm)’ı bulamayınca, ara­maya çıkmışlardı.

Hatta, Hz. Abbas, Zîtuvâ'ya kadar gitti. Oralarda, yüksek sesle:
"Yâ Muhammed! Yâ Muhammed!" diyerek bağırdı.
Peygamberimiz (asm): "Lebbeyk! = Buyur!" diye karşılık verince, Hz. Abbas:
"Ey kardeşimin oğlu! Sen kavmini geceden beri zahmet ve meşakkate soktun!? Nerede idin?" dedi. Peygamberimiz (asm):
"Beytü'l-Makdis'e gittim." buyurunca, Hz. Abbas:
"Bu gecenin içinde mi?" diye sordu. Peygamberimiz (asm):
"Evet. Bu gecenin içinde gidip geldim!" buyurunca, Hz. Abbas:
"Her halde, senin başına ancak hayır gelmiş olmalıdır!" dedi. Peygamberimiz (a.s.):
"Benim başıma hayırdan başka bir şey gelmemiştir!" buyurdu» (İbnSa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s.214)

Sabah olunca Kabe'nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı.(İbnSa'd, Tabakât, c. 1 , s. 215) Onlar Peygamberimiz (asm)’den delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam da onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.» (İbnHisam, Sîre, c. 2, s. 44)

Ama yine de Peygamberimiz (asm)’den üst üste Miraç’a çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs'e, Mescid-i Aksâ'ya uğradığını anlatınca Kureyşliler,“Bir ayda gidilebilen bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?” diye itiraz ettiler; ardından da Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar, “Mescid-i Aksâ'yı bize anlatır mısın?” diye Peygamberimize (asm) soru yönelttiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:

“Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü'l-Makdis'i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, ‘Beytü'l-Makdis'in kaç kapısı var?’ diye sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü'l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.”

Bunun üzerine müşrikler:“Vallahidos doğru tarif ettin.” dediler, ama yine de iman etmediler.» (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 309)

O esnada Hz. Ebû Bekir (ra) çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir (ra), “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız şeksiz şüphesiz doğrudur.” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir (ra) “Sıddîk, tereddütsüz inanan” unvanını aldı.» (İbnHişam, c. 2, s. 39-40)

MÜBAREK ÜÇ AYLARDA, MÜBAREK GÜN VE GECELERDE YAPILACAK İBADETLER

1)Bu mübarek aylarda ve mübarek gün ve gecelerde kendimizi hesaba çekmeliyiz. Hayatımızın ahirete taalluk eden hesabını iyi yapmalıyız.

Şeddad b. Evs (r.a.)’den nakledildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Aciz kişi de, nefsini hevâsına tâbi kılan ve Allah’tan dilek(ler)de bulunup duran (bunu yeterli gören) kişidir” (2). Hz. Ömer (r.a.) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz tartılmadan önce, kendi amellerinizi tartınız. Hesaba çekilmek üzere, kıyamet günündeki en büyük arz, huzura alınma için gerekli güzel hazırlıklarınızı yapınız. O gün huzura alınırsınız, öyle ki size ait hiçbir sır gizli kalmayacak, bütün sırlar meydana çıkacak” (3). Çünkü Allah; “Rabb’ineandolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız” (Hicr, 15/92-93) buyurmaktadır.

Ey mümin! Ahiret hesabına hazırlıklı mısın?

2)Kulluk bilincimizi oluşturmalı ve Allah’a kul olma yolunda gayret göstermeliyiz. Allah kulluk bilincinin nasıl olması gerektiğini şöyle buyurmaktadır: “…Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük mükâfat vardır” (Âl-i İmrân, 3/179). Yine Kur’an-ı Kerim’de: “Rabb’imiz! ‘Rabb’inize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik hemen iman ettik. Rabb’imiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle birlikte al” (Âl-i İmrân, 3/193) buyurulmaktadır.

Ey mümin! Acaba Allah’a kul olma yolunda gayretin nasıldır?

3)Takva bilinci oluşturmalıyız. Allah takva hususunda; “…Allah katında en değerliniz en fazla takva sahibi olanınızdır…” (Hucurat, 49/13), “Allah muttakiler ve iyilik yapanlarla beraberdir” (Nahl, 16/128), “…Allah muttakilerin dostudur” (Casiye, 45/19), “Muhakkak muttakiler için Rableri katında naim cennetleri vardır” (Kalem, 68/34) buyurmaktadır.

Ey mümin! Takva sahibi olmak için neler yapmaktasın?

4) Çokça dua edilmelidir. Allah şöyle buyurmaktadır: “De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?...” (Furkan, 25/77) ve Allah başka bir ayette dua etmemizi bizden istiyor ve kabul edeceğini bizlere beyan buyuruyor: “…Bana dua edin, kabul edeyim…” (Mü’min, 40/60).

Ey mümin! Acaba her daim duada mısın?

5)Kur’an okumalı veya Kur’an dinlemeliyiz ve bu aylarda daha da artırarak devam etmeliyiz. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir” (4).

Ey mümin! Kur’an’ı ne kadar okuyorsun?

6)Farzları aksatmamaya özen gösterdiğimiz gibi, varsa kaza namazlarımızı kılmaya gayret etmeli, teheccüd namazına ve nafile ibadetlere de azami gayret sarf etmeliyiz.

Kaza namazı;
Kutsi hadiste Allah şöyle buyurmaktadır: “…Kulum kendisine farz kıldıklarımdan bana göre daha sevimli hiçbir şeyle Zatıma yaklaşmamıştır…” buyuruyor (5). 
Teheccüd namazı;
Ebu Hureyre ve Ebu Saîd el-Hudrî (r.a.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: “Kim geceleyin uyanır ve karısını da uyandırarak beraberce iki rekât namaz kılarlarsa, Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlardan yazılırlar” (6). Yine Hz. Âişe validemizin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Gece namazını terk etme. Çünkü Resulullah (s.a.v.) onu terk etmezdi. Hasta ve yorgun olduğun zaman oturarak kılardı” (7). 
Nafile namaz;
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü önce namaza bakılır. O tamamsa, diğer hesaplara geçilir. Namazlar bir insanın kurtuluşu için yeterli olmazsa Allah: “Bakın bakalım kulumun nafile namazları var mı?” der eksikler nafilelerle tamamlanır” (8).

Ey mümin! Kaza namazların var mı, teheccüd kılıyor musun, nafile ibadetler ile aran nasıl?

7)Zikir ehli olmamız gerekir ve daima zikir üzere hayat sürmenin gayretinde olmalıyız. Zikir kalbin huzura ermesine ve manevi hazza vesile olur. Allah Kuran-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: “Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabb’imiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” (Âl-i İmrân, 3/191). Allah, kalbin tatmininin zikir ile olduğunu bizlere şöyle beyan buyurmaktadır: “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur” (Ra’d, 13/28).

Ey mümin! Allah’ı acaba ne kadar zikrediyorsun?

8)Anaya babaya ve yakınlarımıza iyilikle muamele etmeli ve Allah’ın emri olan sıla-i rahimi gözetmeliyiz. Allah şöyle buyurmaktadır: “Rabb’in sadece kendisine ibadet etmenizi, anne-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi sizin yanınızda yaşlanırsa kendilerine “öf” bile deme; onları azarlama ikisine de güzel söz söyle” (İsra, 17/23). Sıla-i Rahimle ilgili Allah şöyle buyurmaktadır: “…Allah akrabaya yardımı emreder…” (Nahl, 16/90).


Emin YAVUZYİĞİT UZMAN İMAM HATİP
Facebook grup: VAAZ DOSYALARI


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret77717
SEÇME YAZILAR