• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

İSLAMDA SILA VE AKRABALIK

İSLAMDA SILA VE AKRABALIK İLİŞKİLERİNİN ÖNEMİ



Sıla-i Rahim Kavramı

                Sıla kelimesi "v.s.l" kökünden masdar bir kelime olup, ulaşmak, kavuşmak, bağ gibi anlamlara gelir. Rahim ise, acıma, koruma, şefkat manalarına gelmektedir. (Fîrûzâbâdî, I, 66, IV, 119; İbnü'l-Esir, II, 210)

En geniş şekliyle akrabalık hak ve hukukunun yerine getirilmesi şeklinde ifade edilen sıla-ı rahim, kişinin baba, anne, dede, nine, kardeşler, amcalar, halalar, kardeş çocukları, dayılar, teyzeler, kayın valide, kayın peder ve kayın birader  sonra da yakınlık derecesine göre nesep bağı olan akrabalarına karşı, imkan nispetinde maddi ve manevi anlamda faydalı olmak, hizmet etmek, ilgi ve alaka göstermek, yerine göre iletişim araçlarıyla da olsa onlarla irtibatı devamlı hale getirmek gibi anlamlara gelmektedir.

Sıla-i rahmin anlam itibariyle önem arz etmesinin bir yönü de şudur: Rahim kelimesi Allah'ın Rahman isminden alınmıştır. Bu konuda ki kudsî hadiste "Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: "Ben Allah'ım. Ben Rahman'ım, rahmi (akrabalığı) ben yarattım, kendi ismimden bir isim ona verdim. Artık kim yakınlarıyla ilgi kurup akrabalığın hakkını yerine getirirse ona lütuflarda bulunurum, kim de akraba ile ilişkisini keserse (ilgisiz kalırsa), ben de ondan rahmetimi keserim." (Tirmizî, Kitabu'l-Birr ve's-Sıla, 9)

İşte bu iştikak, yani, rahmin,       Rahman isminden alınmasında rahmete nasıl bir vesile edildiği açıkça ifade edilmektedir. O halde bu rahmeti, şefkat ve merhametle, hısımlık ilgi ve hakkı olan kimselere ulaştırmak, yakınlarla ve nesep sebebiyle hısım olanlarla ilgi kurmak her bakımdan rahmete yol açacaktır. Bu itibarla sıla-i rahime riayet Yaradanın merhametini celbedecek ve bir çok berekete vesile olacaktır.

Rahim kelimesinin anlamıyla ilgili olarak diğer bir rivayette bu kavram (rahim) ağaç köklerinin birbirlerine sık bir şekilde sarılmasına benzetilmiştir. (Buhârî, Edeb, 13) Bu ifade bizlere insanların hepsinin bir asıldan olup, insanlık ve soy itibariyle kardeş olduklarını hatırlatmaktadır.

       Akrabalık ilişkileri, bir elektrik bağına benzetilebilir. İlişkilerin sağlam ve devamlı olması için bu bağın daima bir takım görev addedebileceğimiz sorumluluklarla beslenmesi ve canlı tutulması gerekmektedir. Bu görev ve hakların yerine getirilebilmesi için de sağlam bir iman ve bu imanın kaynağı olan İslam dininin ortaya koymuş olduğu ferdi ve içtimai kuralların yerine getirilmesi gerekmektedir.

Konumuzla ilgili Kur'an-ı Kerim' de Cenâb-ı Allah şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيراً وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيباً

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.”[6]

 

وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئاً وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراً

“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.”[7]

وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيراً

“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.”[8]

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”[9]

 

 

وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِى اِسْرَآئِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ اِلاَّ اللهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِى الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ

 "Biz İsrail oğullarından şöyle söz almıştık, Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz…"

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) kendi akrabalarına her zaman yakın ilgi gösterdiği gibi, onlarla olan akrabalık bağlarını zayıflatıcı davranışlardan uzak durmuş, sütannesi ve onun akrabalarıyla, eşlerinin yakınlarına ilgi göstermiştir. Maddi ve manevi yardımları hiçbir zaman esirgememiştir.  Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.) her bir vesile ile kendisine emeği geçen ve iyilikte bulunan kimseleri de akrabası gibi görüp onları da gözetmiştir.

Sevgili Peygamberimizin Akraba ilişkileri ve ziyaretleriyle ilgili hadis-i şerifleri şöyledir.

لَيْسَ الْواصِلُ بِالمُكافئ وَلكِنَّ الواصِلَ الَّذي إِذا قَطَعتْ رَحِمُهُ وصلَهَا

“Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten adam, kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devam edendir.”[11]

 

الرَّحمُ مَعَلَّقَةٌ بِالعَرْشِ تَقُولُ : مَنْ وصلني وَصَلَهُ اللَّه ، وَمَن قَطَعَني ، قَطَعَهُ اللَّه

“Akrabalık bağı Arş-ı âlâ’ya tutunarak şöyle demiştir: Beni koruyup gözeteni, Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini kesenden Allah rahmetini kessin.”[12]

مَنْ أَحبَّ أَنْ يُبْسَطَ له في رِزقِهِ ، ويُنْسأَ لَهُ في أَثرِهِ ، فَلْيصِلْ رحِمهُ

“Rızkının geniş ömrünün uzun olmasını arzu eden (akrabalarını ziyaret etsin) onlarla olan bağlantısını devam ettirsin.”[13] 

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ والْيوْمِ الآخِرِ ، فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ ، وَمَنْ كانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ والْيوم الآخِر ، فَلْيصلْ رَحِمَهُ ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّه وَالْيوْمِ الآخِرِ ، فلْيقُلْ خيراً أَوْ لِيَصمُتْ

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse akrabasına iyilik etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!”[14]

 

 

Kötü akrabalarla muamelelerimiz

Akrabalarını ziyaret ettiği hâlde onlardan olumlu muamele görmeyenlerin dahi ilişkilerini kesmemeleri gerekir. Bununla birlikte, yakınları tarafından kendilerine alâka gösterilen kişilerin karşılık vermemeleri durumunda onların büyük bir mesuliyet içinde olduğu unutulmamalıdır. Nitekim Ebû Hureyre -radıyallâhu anh-'den rivayet edildiğine göre bir adam:

- Yâ Resûlallah! Benim akrabam var. Ben kendilerini ziyaret ediyorum, onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlar bana kaba davranıyorlar, dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“- Eğer dediğin gibi isen, akrabana sıcak kül yediriyor gibisin. Şayet bu şekilde davranmaya devam edersen, onlara karşı senin yanında Allah Teâlâ'nın görevlendireceği bir yardımcı dâimâ bulunacaktır.” (Müslim, Birr, 22)

Hadis-i şerifte geçen “onlara sıcak kül yediriyor gibisin” ifadesi bir teşbihtir. Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, akrabasından ilgi gördüğü halde aynı şekilde karşılık vermeyen kimselerin içinde bulunduğu hâli, sıcak kül yiyenin acı ve ıstıraplı hâline benzetmiştir.

Her ne kadar yakınları tarafından karşılık görmese bile kişinin yaptığı iyiliğe devam etmesi gerektiğini Fahr-i Kâinât -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle belirtmektedir:

“Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten adam, kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devam edendir.” buyurmuşlardır. ( Buhârî, Edeb, 15)

Diğer taraftan fakir ve güçsüz iken hayır ve hasenattan bahsedip de zengin ve güçlü duruma yükselince başka türlü davranmak Müslümana yakışmaz.

İhtiyaç içindeki akrabalara iyilik her durumda düşünülmeli ve yapılmalıdır. Kur'ân-ı Kerîm bu vasıftaki kişileri şu çarpıcı üslûbuyla yermektedir: فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِى اْلاَرْضِ وَتُقَطِّعُوآ اَرْحَامَكُمْ“(Ey münafıklar !) Siz iş başına geçecek olursanız, yeryüzünde fesat çıkarır, akrabalarla ilginizi kesersiniz, değil mi? İşte Allah'ın lânete uğrattığı, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimseler bunlardır.” (Muhammed 47/22, 23)

Akrabalık ilişkilerinin nasıl sağlanacağı hususu kişilerin konumlarına göre değişir. Mesela yakınlara karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak, selâmlaşmak, hâl hatır sormak, ziyaret etmek, mektuplaşmak, elden geldiği kadar onların sevinçlerine ve hüzünlerine ortak olmak, hediyeleşmek, ikramda bulunmak ve gerektiğinde maddî destek sağlamak iyi ilişkilerin bir gereğidir.

Hâsılı Hz. Peygamber'in sünnetinde, her hâlukârda uzak veya yakın akrabaya değer verilmesi, akrabalık bağının korunup yaşatılması teşvik ve telkin edilmektedir. Ne acıdır ki bizler bugün iki göbek sonraki akrabamızı unutmuş durumdayız. Meselâ dedemizin amcasının oğlu, ninemizin kardeşinin kızı dendiği zaman, aramızda hiçbir bağ kalmamış gibi düşünebiliyoruz. Ne onlara gitmeyi, ne de onların bize gelmesini istiyoruz. Bilhassa şehirlere doğru yaklaştıkça akraba ilişkilerinin zayıfladığını, hatta kaybolma noktasına geldiğini görmekteyiz. Bunun en önemli sebebi, modern dünyanın bizlere sunduğu hayat tarzının sonucu kendi değerlerimizden uzaklaşmamızdır. Hâlbuki bizim kültürümüzde akrabalar insanın ilk tanıdığı, sevdiği, insanî münasebetlerini geliştirdiği, şirin ve sıcak bakışlardan oluşan çevresidir. Bu çevreyi oluşturan bağlar ise tesbih tanelerini bir araya getiren ipliğe benzerler. Söz konusu ipliği koparmak uygun olmadığı gibi kuvvetlendirmek de Müslümanlığımızın gereğidir

Akrabalar arasındaki ilişkiler, hukûkî ve ahlâkı olmak üzere ikiye ayrılır:

Akrabalığın Hukukî Neticeleri

1. Evlenme yasağı; kan, süt ve evlenmeden meydana gelen her üç akrabalıkta, belli bir sınıra kadar, evliliğe manîdir. Evlenilmesi haram olan akrabaları, Kur'an şöyle sıralamaktadır:

2. Mirasçı olmak; Yakınlık derecelerine göre akrabalar birbirine mirasçı olur. Kimin kime hangi oranda mirasçı olacağı Kur'an ve Sünnetle tesbit edilmiştir.

3. Nafaka temini: Bir kimse, usûl (sulbünden geldiği kimseler) ve fürûunun (kendi sulbünden gelenlerin) nafakasını, muhtaç durumda olan yakın akrabalarının dilerlerse nafakalarını, teminle yükümlü olur. Ayrıca, erkeğin kadınına karşı yiyecek, içecek, giyecek, tedavi ve taşınma vb. gibi hususlarda İslam Dininin erkeğe yüklemiş olduğu bir mükellefiyettir. Sevgili Peygamberimiz evlendiğimiz eşlerimiz hakkında Allah’tan korkmamızı istemekte onların bizlerin üzerinde durumlarına uygun olmak şartıyla yiyecek ve giyeceklerini karşılama yönünde emirleri vardır.[3]

 

Akrabalığın Ahlâkî Neticeleri

1. Sıla-i rahim: Akrabaların birbirleri ile ilişkilerini kesmeyip devam ettirmeleri, ahlâkî ve dînî bir görevdir. Peygamberimiz (s.a.s.) buyurur ki:

“Rahim (akrabalık), Allah'ın rahmetinin eserlerindendir. Kim bu bağı korursa, Allah ona merhamet eder. Kim onu koparırsa, Allah da ondan ihsan ve rahmetini keser.”[4]

"Akrabalarıyla ilişkiyi kesen Cennet'e giremez"[5]

2. Akrabalara ikram ve ihsanda bulunmak: Yukarıda geçen hadislerden de anlaşılacağı gibi akrabalara maddî ve manevi ikramlarda bulunmak Peygamberimizin bize tavsiye ettiği hususlardandır. Malını, Allah yolunda harcanması için hibe etmek isteyen Ebu Talha'ya Peygamberimiz, onu akrabalarına harcamasını tavsiye etmiştir.

Sonuç

Yukarıda açıklamış olduğumuz bilgiler ışığında akraba ilişkileri açısından yapmamız gerekenleri şu maddeler halinde zikredebiliriz.

-Akrabalık bağında en öncelik ana-babaya aittir. Bu sebeple Rabbimizin emri ve Sevgili Peygamberimizin tavsiyeleri olan ana-babaya iyilik en temel davranış şeklimiz olmalıdır. Çünkü ana-babaya itaat farz, onlara isyan ise büyük günahlar arasında zikredilmiştir. Unutmayalım ki, ana-babaya iyilik ve itaat kişiye çok büyük sevaplar kazandıracaktır.

-Akrabayı koruyup gözetmek, arada bulunan sıla-i rahim dinin temel esaslarındandır. Cennete girebilmenin ve cehennemden kurtulmanın yollarından biridir.

-Akrabalık ne kadar uzak olursa olsun (ister ana ister baba tarafından) akrabalık bağı korunmalı ve akrabalarımıza karşı iyi davranmalıyız.

-Yapacağımız bütün güzellikleri ilk önce akrabalarımıza ulaştırmalıyız. Sadaka vereceksek önce onları tercih etmeli, himaye edeceksek önce onları himayemiz altına almalıyız. İyilikleri emretmek ve kötülükleri nehyetmeyi öncelikle akrabalarımızdan başlamalı, doğru bildiklerimiz onlarla paylaşmalı, onların yanlış yollara sapmalarına elimizden geldiği kadar yardımcı olmalıyız.

-Akrabalarımız içerisinde bizlere iyi davrananlar olabileceği, bizlere sıkıntı verebilenler de olacaktır. Akrabanın iyiliğine karşı iyilik göstermek güzel olsa da yeterli değildir. Bizlere sıkıntı çıkaranlara karşı ise affedici olmalı, onların da yapmış oldukları hataların neler olduğunu kendilerine hissettirmek suretiyle yardımcı olmalıyız.

-Ziyaretleşmek akrabalık bağının devam etmesine en büyük vesiledir. Bu sebeple aramızdaki diyalogları artırmak için ziyaretleşmeleri unutmayalım.

-Akrabalık korunacak diye haram yollara da düşülmemelidir. Alkol almak, zinaya bulaşmak, adam öldürmek gibi dinen haram kılınan bütün yollar terk edilmelidir. Haram fiiliyatta yardımlaşma, beraber olma, arada bulunan bağı gözetme diye bir husus söz konusu değildir.

Yüce Rabbim sevdiklerimizle beraber güzel bir hayat geçirmemizi, akrabalık bağlarımızı koparmamayı, birbirimizle olan diyaloglarımızı kesmemeyi nasip etsin. İyilikte ve kötülüğü engelleme adıyla bir araya gelmeyi bizlere ihsan etsin.

 

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret77799
SEÇME YAZILAR