• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

GÜNAHLA KARARAN KALPLERİMİZ

GÜNAHLA KARARAN KALPLERİMİZİ TÖVBE CİLASIYLA CİLALAMAK



     Günah: Allah'ın buyruklarına aykırı düşen, dinen suç sayılan davranışlar İslâm şerîatının ve temiz insan fıtratının yapılmamasını emrettiği hususlar. Arapça'da günâh'ın karşılığında; İsm, zenb, isyan, cürm kelimeleri kullanılır. İsm, günâhın tam karşılık anlamıdır. Zenb (cürm), insanın Allah'ın rızasını kazanmasını engelleyen; isyan, Allah'a itaat etmemek-demektir (Cürcânî, et-Ta'rifât, s. 9, 107, I51).

       İslâm, insanın günâh işlemesiyle sonuna kadar kötü kalacağını kabul etmez. İnsanın günâhının affedilmesini başkalarının tasarrufuna bırakmaz. Günahlar sahibine zarar verdiği gibi topluma da zarar veren; yasaklanan ya da sorumluluklarını yerine getirmemesinden dolayı işlenen söz ve eylemlerdir. Günahlar kişiyi Allah'tan uzaklaştırır, cehenneme yaklaştırır. Günahlar, Gönül Dünyamızı Kirleten Davranış ve Eylemlerdir.

Günah” olan söz, fiil ve davranışlar Kur'ân-ı Kerim’de “zenb” (kasıtlı ve kasıtsız işlenen günah), “ism”, (kasıtlı ve bilerek işlenen günah),”hatîe” (kasten ve bilerek işlenen günah), “fısk” (itaatsizlik), “fuhş-fahşa” (çok çirkin olan günah), “seyyie” (kötülük, günah), “isyan-ma’sıyet” (itaatsizlik) ,”vizr” (günah, ağır yük), “kebîre” (büyük günah) ...vb. kelimelerle ifade edilmiştir. (Karagöz,  s.  47-48)

Günah, temiz fıtratın üzerine çalınmış bir kara leke.. Günah, bir bozulma, bozguna uğrama.. günah, insanın kalbiyle zıtlaşması ve onu ölüme sürüklemesi.. günah, altın tepside bir leş ziyafeti.. günah, yalancı cazibesiyle bizi kendine çağıran bir şeytan kılıklı.. günah aldanmanın diğer adı.. günah insanın batışı, düşüşü.. fakat düşülen yerden kalkılırsa yükselişe vesile.. günah, iç burkan bir durum fakat aynı zamanda teyakkuza sebep.. günah insanlardan gizlemeye çalıştığımız bir fiil.. günah, rahatsızlığını içimizde duya duya yaşadığımız hal.. rahatsızlığı böyleyse, cezası nasıl olur acaba?

“Her bir günah içinden, küfre giden bir yol vardır.”

İNSANIN GÜNAH İŞLEME SEBEPLERİ

  1. İnsan günah işleyebilecek özellikte yaratılmıştır.
  2. İnsanın zayıf yaratılmış olması
  3. Nefsani arzulara düşkün olması
  4. İnsanın cahil ve zalim olması
  5. İnsanın şeytanın düşmanlığına maruz bırakılmış olması
  6. Dünya hayatının cazip kılınmış olması
  7. İnsana sorumluluk verilmiş olması
  8. İnsanın çok cimri ve hırslı olması

 

GÜNAH ÇEŞİTLERİ

  1. 1.       Açıktan ve gizli işlenen günahlar

وَذَرُوا ظَاهِرَ الْاِثْمِ وَبَاطِنَهُ اِنَّ الَّذٖينَ يَكْسِبُونَ الْاِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ

“Günahın açığını da (kamuya açık yerde,herkesin gözü önünde işlenen günahlar) bırakın, gizlisini de (riya, nifak, kibir, haset gibi kalpte/zihinde olup biten veya zina gibi insanların görmediği yerlerde işlenen günahlar). Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır”. (EN'ÂM 120)

  1. 2.       Zararı insanlara dokunan ve dokunmayan günahlar

اِنَّ الَّذٖينَ يُؤْذُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَاَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُهٖينًا

وَالَّذٖينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبٖينًا

“Şüphesiz Allah ve Resûlünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır. Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir”. (AHZÂB 57, 58)

 

Allah’ı incitmek: Allaha ortak koşmak, emrine asi olmak, iman etmemek vb.

Peygamberi incitmek: sözlü ve fiili saldırıda bulunmak, yalan isnat etmek, alaya almak, emrine itaat etmemek vb.

Müminleri incitmek: fiili ve sözlü saldırıda bulunmak, iftira atmak, inanç, ibadet ve dini duygularını alaya almak, küçümsemek, hakaret etmek, can, mal, ve ırzlarına zarar vermek vb.

 

  1. 3.       İnsanları küfre götüren ve götürmeyen günahlar

Allaha ortak koşmak, peygamberleri, dini ve ayetlerdeki hükümleri yalan saymak ve münafıklık gibi bir kısım günahlar insanın dinden çıkmasına, kafir olmasına sebep olur.

وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْاٖيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرٖينَ

“Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır”. (MÂİDE 5)

  1. 4.       Küçük, büyük ve daha büyük günahlar

اِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّپَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَرٖيمًا

“Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.” (NİSA 31)

 

وَالَّذٖينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَ

“Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar”. (ŞÛRÂ 37)

وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمٖينَ مُشْفِقٖينَ مِمَّا فٖيهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هٰـذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغٖيرَةً وَلَا كَبٖيرَةً اِلَّا اَحْصٰیهَا وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًا وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ اَحَدًا

“Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. «Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!» Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (KEHF 49)

 

 Küçük günahlar: Umumi belva kabilinden, kaçınılması mümkün olmayan, dünyada ceza (had) ve ahrette azap gerektirmeyen günahlardır.

        

Adem oğluna zinadan nasibi yazılmıştır. Bu şüphesiz her insana ulaşacaktır. Gözlerin zinası, (şehvetle) bakmak, kulakların zinası zina sözlerini dinlemek, dilin zinası zina konularını konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası zina için adım atmaktır. Kalp zinayı arzu ve temenni eder, cinsel organ da bunu doğrular veya yalanlar.” (Müslim, kader, 5)

 İbadetler küçük günahlar için tövbe makamındadır

اَلصَّلَواَتُ الْخَمْسُ والْجُمعةُ الى الجمعةِ مُكَفِّراَتٌ لِماَ بَيْنَهُنَّ اذا اجْتَنَبَتِ الْكَباَئِرَ

“Beş vakit namaz ve Cuma namazı diğer Cuma namazına kadar büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, aralarında işlenen küçük günahlara keffarettir.” (Müslim, Taharet, 14)

“Biriniz güzelce abdest alır sırf namaz kılmak için camiye gelirse camiye varıncaya kadar attığı her adım için bir sevap verilir ve bir günahı silinir.” (Ebu Davud, Salât, 49)

İbadetler ve özellikle namaz, insanda gerçek manada bir tövbe şuuru meydana getirir. Her ne kadar insan, günde beş defa kavlî olarak tövbe etmese bile, onun kılmış olduğu namazlar, fiilî bir tövbe yerine geçmektedir. Evet, namaz, hal diliyle yapılmış bir tövbedir.

Küçük günah, büyük günah işlenmediği takdirde, beş vakit namaz, Cuma namazı ve ramazan orucu gibi ibadetlerle bağışlanan, lanet, gazap ve cehennem ile tehdit edilmeyen günahlar şeklinde tanımlanmıştır. Küçük günahları önemsememek, bunlarda ısrar etmek, insanı büyük günahları işlemeye sevk eder ve günah işleme alışkanlığına neden olur.

يُهْلِكَنَّهُ حَتّى الرَّجُلِ عَلَى يَجْتَمِعْنَ فَإِنّهُنَّ الذُّنُوبِ وَمُحَقِّرَاتِ إِيَّاكُمْ

“Küçük diye önemsenmeyen günahlardan sakının. Çünkü küçük günahlar bir insanda toplanırda sonunda onu helak eder” (Ahmed b. Hanbel)

Büyük günahlar: Dünyada ceza (had) ve ahrette azap gerektiren günahlardır.

İnkar etmek, Allaha ortak koşmak, yetim malı yemek, intihar, içki içmek, kumar oynamak, zinaya yaklaşmak, Allahın rahmetinden ümit kesmek, tefecilik yapmak, iftira etmek, savaştan kaçmak ve dini terk etmek…

 

         En büyük günahlar: Peygamber efendimizin bazı hadislerinde bir takım günahlardan özellikle sakınılması gerektiğini ve bunların günahların en büyüğü olduğunu ifade etmiştir.   Allaha ortak koşmak, Ana-babaya zulmetmek, yalancı şahitlik yapmak, yalan konuşmak, Allahın haram kıldığı cana haksız yere kıymak/öldürmek, komşunun ehliyle zina etmek, büyü yapmak, yetim malı yemek, faiz parası yemek, savaştan kaçmak,iffetli ve namuslu kadınlarazina suçu isnat etmek….

 

Günahın büyüklük ve küçüklüğü izâfîdir. Bir günah diğerine nispetle küçük veya daha büyük olabilir. Meselâ bir insanın bir hayat kadını ile zina etmesi büyük günahtır, komşusunun eşini, kızını veya gelinini kandırıp zina etmesi daha büyük günahtır. Bir kişinin malını çalması büyük günahtır. Kamunun malını çalması daha büyük günahtır. İnsanın kimsenin görmediği bir yerde içki içmesi büyük günahtır, başkalarına kötü örnek olacak şekilde alenen içki içmesi daha büyük günahtır.

 

 

Abdullah ibn Abbas: “Allahın yasak ettiği her günah büyük günahtır”. “Allaha isyan olan her şey büyük günahtır”.  “Allahın cehennemle cezalandıracağı veya işleyene gazap ettiğini veya lanet ettiğini veya azap olduğunu bildirdiği her günah büyük günahtır”.

İslam âlimleri "Günâhın küçüklüğüne büyüklüğüne bakma, kime karşı suç işlediğine bak" demişlerdir. Allah'ı tanımaya ve  kulluğa engel olan, Allah ile kulun arasına perde olan her şey günâhtır.


1.1.     Büyük günahlar

1.2.     Şirk

1.3.     Küfür

1.4.     Tekzib

1.5.     Nifak

1.6.     Allaha ve peygambere karşı çıkmak ve onlara düşmanlık etmek

1.7.     Ayetlerle, dini hüküm ve değerlerle alay etmek

1.8.     İnsanları hak yoldan çıkarmak

1.9.     İnsanları günah işlemeye teşvik etmek

1.10. Günaha aracılık ve öncülük etmek

1.11. İman ve ibadet etmeye, dinin hükümlerinin uygulanmasına engel olmak

1.12. Riyakarlık etmek

1.13. İftira

1.13.1.     Allaha iftira etmek

1.13.2.     Peygambere iftira etmek

1.13.3.     İnsanlara iftira etmek

1.14. Cana kıyma ve intihar

1.15. Teröristlik ve yol kesicilik

1.16. Yasak olan cinsel ilişki

1.17. Avret yerlerini açmak

1.18. Anne babaya zulüm

1.19. Eşlerin zorunlu olan karşılıklı görevleri terk etmeleri, nüşüz ve zulüm

1.20. Şımarmak ve azmak

1.21. Sıla-i rahimi terk etmek

1.22. Komşulara eziyet etmek

1.23. Haksız kazanç

1.23.1.     Riba/Faiz

1.23.2.     Hırsızlık

1.23.3.     Soygunculuk ve gasp yapma

1.23.4.     Kamu mallarını haksız yere almak

1.23.5.     Kaçak elektrik ve su kullanmak

1.23.6.     Kumar

1.23.7.     Rüşvet

1.23.8.     Borcunu ödememek

1.23.9.     Ölçü ve tartıda hile yapmak

1.23.10. Müşteriyi kandırmak, ürünleri fahiş fiyata satmak, son kullanma tarihi geçmiş ürünleri satmak

1.23.11. Kara borsa

1.23.12. Mirasta haksızlık yapmak, hak sahibine hakkını vermemek

1.23.13. Öleninin vasiyetini yerine getirmemek

1.23.14. Sahta para basmak ve kullanmak

1.23.15. Haksız yere yetim malı yemek

1.24. Zulmetmek ve zalime destek vermek

1.25. Sihir ve kahinlik etmek

1.26. Yalan konuşmak

1.26.1.     Yalan yere şahitlik yapmak

1.26.2.     Yalan yere yemin etmek

1.27. Büyüklenmek ve kendini beğenmek

1.28. Haset, kin ve öfke

1.29. Haksız hüküm vermek

1.30. İhanet etmek

1.31. Ahde vefasızlık

1.32. Yaptığı iyiliği başa kakmak

1.33. Lanet etmek

1.34. İnsanlarla alay etmek ve lakap takmak

1.35. Gıybet etmek, sü-i zanda bulunmak ve koğuculuk yapmak

1.36. Kötü söz söylemek

1.37. Nimete nankörlük etmek

1.38. Helal ve haramlara riayet etmemek

1.38.1.     Yiyecek ve içeceklerde

1.38.2.     Giyim ve süslenmede

1.38.3.     İnanç, söz ve davranışlarda

1.39. Askerlikten kaçmak

1.40. Fitne ve fesat çıkarmak

1.41. İsraf ve tebzir

1.42. Allahın azabından emin olmak

1.43. Allahın rahmetinden ümit kesmek

1.44. Allaha ve peygamberine isyan etmek

1.45. Haddi aşmak

1.46. Irkçılık yapmak

1.47. Dövme yapmak ve yaptırmak

1.48. Hayvanlara eziyet etmek

1.49. Allahtan başkası adına kurban kesmek

1.50. İnsan ticareti yapmak

1.51. Çalıştırdığı işçinin emeğini vermemek

1.52. Cünüp gezmek

1.53. Farz namazları terk etmek

1.54. Malın ve servetin zekatını vermemek

1.55. Farz olan oruçları tutmamak

1.56.  İmkan olduğu halde hac görevini yapmamak


BÜYÜK GÜNAH İŞLEYEN KİMSELERİN DURUMU

İnsan günah işleyebilecek nitelikte yaratılmıştır. Bu sebeple peygamberler hariç bütün insanların az-çok günahı vardır. Günah işlemeseydik allah başka bir kavim getirir

لَوْ لَمْ تُذْنِبُوا لَذَهَبَ اللهُ بِكُمْ وَلَجاَءَ بِقَوْمٍ يُذْنِبُونَ فَيَسْتَغْفِرُونَ اللهَ فَيَغْفِرُ لَهُمْ

“Eğer siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder, başka bir kavim getirir, onlar günah işlerler, günahlarının bağışlanmasını Allah’tan isterler.”  (Müslim, Tevbe, 11)

Bir mümin inkar etmeden, helal ve mubah saymadan, küçümseyip hafife almadan büyük günah işlerse dinden çıkmaz, yine mümindir ancak isyankar ve fasık olur.

أُمَّتِي مِنْ الْكَبَائِرِ لِاَهْلِ شَفَاعَتِي

“Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenleriçindir” (Ebu Davud, sünnet, 23)

Mümine düşen görev; imanını korumak, farzları, sünnetleri, haramları, helalleri, küçük ve büyük bütün günahları öğrenmek, haram ve günahlardan kaçınmak, günahlarda ısrar etmemek ve bir günah işlediği vakit hemen tövbe etmektir. Çünkü işlenen günahlar insanı olumsuz yönde etkilemektedir.

 

عَلَيْهِ اسْتُكْرِهُوا وَمَا وَالنِّسْيَانَ اَلْخَطَأ اُمَّتِي عَنْ تَجَاوَزَ اللَّه إِنَّ

“Allah, ümmetimin zorla yaptırıldığı şeyler ile unutarak ve hata ile yaptığı şeylerden dolayı cezalandırmaktan vazgeçmiştir.” (İbn Mace, Talak, 16, no:2044)

Günahlarına tövbe etmeden ölen müminin hali Allah’a kalır. Allah ahrette müşrik, kafir ve münafıkları affetmez. Ancak müminlerin günahlarını affedebilir.

TEVBE NEDİR

Sözlükte “pişmanlık, dönme, nedâmet” anlamına gelen tevbe, İslâmî bir kavram olarak, kulun işlediği kötülük ve günahlara pişman olup, onları terkederek Allah’a yönelmesi, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak suretiyle Allah’a sığınarak bağışlanmasını dilemesi demektir.

Tevbe, kişinin o zamana kadar yapmış olduğu kötü­lüklerden vazgeçmesi, onlara son vermesi, onları işlediğine üzülmesi ve bir daha işlememeye kesin karar vermesidir.

Tevbe, insanın nefis ve şeytanın şerrinden ve aldatma­sından kaçıp, Yüce Allah'ın himayesine girmesidir. Tevbe, insanın maddi-manevi kirlerden, yani günah­lardan tiksinip rahatsız olması ve onlardan temizlenme ça­relerini araştırması demektir.

Tevbe, bir dönüş.. fıtrata, doğruya, aslına, Rabbimize dönüş.. tevbe, bir tamir ve onarma.. tevbe bir ıslah.. günahla bozulan kalp sarayını ıslah.. tevbe, bir arınma, temizlik yapma.. gözyaşlarıyla gönül yurdunu yıkama.. Tevbe, bir pişmanlık.. günahın ızdırabını içte duyarak pişmanlığını ortaya koyma.. Tevbe, günahın bizi kendisinden uzaklaştırdığı Biricik Sahibimize olan uzaklığımızı aşma, mesafeleri kapatma cehdi, gayreti.. Tevbe, huzura kabul edilme dilekçesi.. Tevbe, insanın kendisiyle hesaplaşması, nefsiyle yaka paça olması.. Tevbe, nefse ve günahlara isyan.. Tevbe, insanın sürekli kötülüklere açık olan kabiliyetlerini, hayra yöneltmektir.

TÖVBENİN  HÜKMÜ VE ÖNEMİ

Bütün mezheplere göre kuran, sünnet ve icma delillerinden hareketle Tevbe, bütün şahıslar hakkında farz-ı ayındır.

Yaratan yarattığı varlığı en iyi tanıyandır. Nasıl ki bir fabrika bir mamul ürettiği zaman kullanma kılavuzunu da çıkarıyor, ürün arızalanınca teknik destek veriyorsa, Allah’ta insan için kullanma kılavuzu göndermiştir. Ve bu kılavuz kuran-ı kerim ve peygamber efendimizdir.

Zaman zaman insan bilerek yada bilmeyerek hata, kusur, ve günah işleyebilir. Günah işlemek, hata etmek, belki de insanı meleklerden ayıran özelliklerin başında gelir. Zira peygamberler dışında hiç kimse masum değildir.

 

وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَابًا

Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner.” (FURKÂN 71)

 

وَاِنّٖى لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدٰى

“Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim.” (TÂHÂ 82)

 

وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّپَاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذٖى كَانُوا يَعْمَلُونَ

“İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükâfatlandıracağız.” (ANKEBÛT 7)

 

قَبْلَهُ مَا تَجُبُّ اَلتَّوْبَةُ “Tövbe, kendinden evvelki günahları kesip atar.”

Ayet ve Hadis-i Şeriflerde Günahkarlar İçin Umutsuzluk Yoktur

قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذٖينَ اَسْرَفُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمٖيعًا اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ

De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (ZÜMER 53)

وَتُوبُوا اِلَى اللّٰهِ جَمٖيعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“…Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (NÛR 31)

 

وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبّٖى رَحٖيمٌ وَدُودٌ

“Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever”. (HÛD 90)

 

Peygamberde Allaha tövbe etmekle emr olunmuştur

 

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِىِّ وَالْاِبْكَارِ

“(Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vâdi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbini hamd ile tesbîh et”. (MÜ'MİN 55)

 

‏"‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ تُوبُوا إِلَى اللَّهِ فَإِنِّي أَتُوبُ فِي الْيَوْمِ إِلَيْهِ مِائَةَ مَرَّةٍ ‏"‏ ‏.‏

"Ey insanlar Allah'a tevbe (ve O'na istiğfar) edin. Ben günde yüz defa tevbe ediyorum." (Müslim, Zikir, 12/7034)

اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّابٖينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرٖينَ

“Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.” (BAKARA 222)

 

وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

“…Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (HUCURÂT 11)

Hz. Peygamber (s.a.s.) de insanları tövbe etmeye teşvik etmiştir:

كُلُّ بَنِى آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ.

Hz.Enes (r.a) anlatıyor: Resûlullah (a.s) buyurdular ki: "Bütün insanlar hatalıdır; hatalı insanların Allah katında en makbul olanları tövbe edenleridir". (Tirmizî, Kıyâmet 50, (2501); İbnu Mâce, Zühd 30, (4251)).

 لَهُ التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لا ذَنْبَ

        “ Günahlarından tevbe eden (derece bakımından değil de, günahtan kurtuluş bakımından) günahı olmayan kimse gibidir. Günaha devam ettiği halde mağfiret dileyen de sanki Rabbi ile alay eden kimse gibidir.” ( İbn-i  Mace, Zühd, 30; Beyhaki ve İbn-i Asâkir İbn-i  Abbas’tan tahric etmişler.)

عَلَيْهِ يَقَعَ أَنْ يَخَافُ جَبَلٍ تَحْتَ قَاعِدٌ  كَأَنّهُ ذُنُوبَهُ يَرَى الْمُؤْمِنَ إِنَّ

أَنْفِهِ عَلَى مَرَّ كَذُبَابٍ ذُنُوبَهُ يَرَى الْفَاجِرَ وَإِنَ

Mümin, günahlarını sanki dağın altında duruyor gibi görür ve üzerine düşüvermesinden korkar. Yoldan çıkmış insan ise günahlarını burnunun önünden geçen sivri sinek gibi görür.” (Buhari, Deavat, 1)

Tevbe şaşmışlıktan, yoldan çıkmışlıktan sonra, tekrar dönüp-gelip sahibini bulmadır.

‏"‏ لَلَّهُ أَفْرَحُ بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ مِنْ رَجُلٍ نَزَلَ مَنْزِلاً، وَبِهِ مَهْلَكَةٌ، وَمَعَهُ رَاحِلَتُهُ عَلَيْهَا  

فَاسْتَيْقَظَ وَقَدْ ذَهَبَتْ رَاحِلَتُهُ، وَشَرَابُهُ ، فَوَضَعَ رَأْسَهُ فَنَامَ نَوْمَةً،  طَعَامُهُ

الْحَرُّ وَالْعَطَشُ أَوْ مَا شَاءَ اللَّهُ قَالَ أَرْجِعُ إِلَى مَكَانِي‏ حَتَّى اشْتَدَّ عَلَيْهِ

فَنَامَ نَوْمَةً، ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ، فَإِذَا رَاحِلَتُهُ عِنْدَهُ ‏" فَرَجَعَ

‏Hâris İbnu Süveyd anlatıyor: "Abdullah İbnu Mes'ud (r.a) bize iki hadis rivayet etti.

"Ben Rasulullah (a.s)'ın şöyle söylediğini duydum: "Allah, mü'min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: "Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir.

Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp:

"Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım" der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri.

İşte Allah'ın, mü'min kulunun tövbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden fazladır. " (Buharî, Daavât 4/6381; Müslim, Tevbe, 1 (7131);).

Tevbenin Vakti:

اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذٖينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرٖيبٍ فَاُولٰئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًا

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذٖينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّپَاتِ حَتّٰى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّٖى تُبْتُ الْپٰنَ وَلَا الَّذٖينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ اُولٰـئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا

Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.” (NİSA 18)

 

Buna göre, bilerek günah işleyen, çok geçmeden tevbe etmeyip günahları alışkanlık haline getiren ve bununla birlikte ölüm sekerâtına gelip hayattan ümit kesmeden evvel tevbe edenlerin tevbelerinin kabulü kat’î değildir. Allah’ın dilemesine kalmıştır.

Ölüm sekerâtından önce, henüz hayattan ümid kesmeden evvel küfürden tevbe ederek imana dönmek, makbuldür. İmandan sonra hayır amel yapabilecek bir zaman bulunmalıdır.

 

 

إنَّ اللّهَ يَقْبَلُ تَوبَةَ الْعَبْدِ مَا لَمْ يُغَرْغِرْ.

İbnu Ömer (r. anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki: "Son nefesini vermedikçe Allah, kulun tevbesini kabul eder." (Tirmizî, Daavât 103, (3531); İbnu Mâce, Zühd 30, (4253))

أنَّ النَّبىَّ (صعلم) قالَ: مَنْ تَابَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ مِنْ مَغْرِبِهَا تَاب اللّهُ عَلَيْهِ

 Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki: "Kim güneş batıdan doğmazdan evvel tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder." (Müslim, Zikr 43, (2703))

 

Tevbenin vakti fevrîdir. Yani günahtan dolayı  hemen tevbe edilmesi gerekir. Günahın büyük veya  küçük olması farketmez. Ayrıca tevbeyi geciktirmeden dolayı da tevbe etmek gerekir. böyle bir tevbe:

        -Ya kalb ile olur: Kalben yalvarmak  (tazarru), af dilemek ve nefsini zelil kılmak gibi.

        -Ya dil ile olur: Günahını itiraf etmek gibi.

        -Ya da âzâ ile olur: Çeşitli itaatlarda bulunmak ve sadaka vermek gibi. ( Ebu Said el-Hâdimî, Berika, 3/172)

 

Bazı alimler Her uzvun ayrı ayrı tevbesinin olduğunu söylemişlerdir:

Kalbin Tövbesi: Haram işleri yapmayı terk etmeye niyet etmek

Gözün Tövbesi: Harama (tv, gazete, internet vs. de müstehcen şeyler)bakmamak

Dilin Tövbesi: Haram olan şeyleri (iftira, yalan, yalan yere şahitlik, giybet vs.)  konuşmamak.

Kulakların Tövbesi: Haram şeyleri (Dedikodu, gıybet, iftira, küfür yalan vb.) Dinlememek.

Karnın Tövbesi: Haram yememek ve ehline yedirmemek

Ayakların Tövbesi: Harama gitmemek (Meyhane, kumar oynanan yer, Allaha isyan edilen ortamlar)

 

Genelde insan günahtan hâli olmayacağı ve zaman zaman günah işleyen bir varlık olmasından dolayı, tevbeyi geciktirmemeli ve çokça tevbe-i istiğfarda bulunmalıdır.

Abdullah b. Büsr, peygamberimizin şöyle buyurduğu rivayet etmiştir:

“  ٌكَثِير اِسْتِغْفَارٌ صَحِيفَتِهِ فِي وَجَدَ لمَنْ طُوبَي

 Cennet nimetlerinin en güzel olanları, amel defterinde çokça tevbe-i istiğfar bulunan kimseler içindir.( İbn-i Mace, Edeb, 57 (sahih isnadla))

İnsan günah işleye işleye öyle bir hale gelir ki, artık tamamen kalbi kararır, bundan sonra günahları dahi günah olarak görmez. Kalbi iyice paslandığı için, Allah korusun küfre kadar gidebilir. Ebû Hüreyre’den rivayet edilen hadis-i şerifte peygamberimiz bu konuyu veciz bir şekilde şöyle ifade etmiştir:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (صعلم)  قَالَ ‏"‏ إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا أَخْطَأَ خَطِيئَةً نُكِتَتْ فِي قَلْبِهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ فَإِذَا هُوَ نَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ وَتَابَ سُقِلَ قَلْبُهُ وَإِنْ عَادَ زِيدَ فِيهَا حَتَّى تَعْلُوَ قَلْبَهُ وَهُوَ الرَّانُ الَّذِي ذَكَرَ اللَّهُ ‏: ‏(‏ كلاَّ بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ‏)‏ ‏"‏ ‏.‏

Hz. Peygamber (a.s.):  "Kul, bir hata işlediği zaman kalbine siyah bir nokta vurulur. Şayet el çeker, mağfiret diler ve tevbe ederse kalbi cilalanır. Eğer (bunu yapmayarak) dönerse siyah nokta artırılır ve neticede bütün kalbini istila eder. İşte Allah (c.c) nun, " gerçek şu ki onların kazanmış oldukları günahlar, kalplerini örtmüştür." (Mutaffifin, 83/14) diye zikrettiği örtü budur." (Tirmizi, Tefsir, 74/3654)

Demir paslandı mı önce onu zımparalamak gerekir. Ya kalp kararırsa…

Her bir günah pencerelere asılan bir perde gibidir. Bir günah bir kat perdedir. İşlendikce perdelerin sayısı artar. Belli bir zaman sonra tuğla ile örülmüş duvar gibi olur. Tevbe geciktikce kul Allahdan uzaklaşır ve artık nasihat o kula tesir etmez olur. Sonuçta her bir günah başka günaha götürür.

 

Her bir günah başka bir günaha götürür.

Gazzâlî de  insan için tövbenin gerekliliği ve kaçınılmaz olduğunu Hz. Adem’i örnek vermek suretiyle şöyle  açıklamaktadır: “İnsanoğlunun babası bile tövbeden müstağni kalamamıştır. Babanın yaratılışına uymayan ve babanın güç yetiremeyeceği şeye, çocukları hiç güç yetiremez.”. (Gazzâlî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn, Beyrut, ty., IV, 2)

Allah Günah işleyenin tevbesini kabul etmek için bekler

أنَّ رسولَ اللّه (صعلم) قال: إنَّ اللّهَ عَزَّ وَجلّ يَبْسُطَ يَدَهُ بِاللَّيْلِ لِيَتُوبَ مُسِئُ النَّهَارِ، وَيَبْسُطُ يَدَهُ بِالنَّهَارِ لِيَتُوبَ مُسِئُ اللَّيْلِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا.

 Ebû  Musa (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s) buyurdular ki: "Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal, güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir." (Müslim, Tevbe, 32/2760))

Sahabe hayatına baktığımız zaman da bunun örneklerini çokca görmemiz mümkündür: Hz. Hamza’yı şehit eden vahşi’nin tövbesi; peygamberi öldürmeye gelirken Hz. Ömer’in Müslüman oluşunda samimi tövbeyi ve imanı görmekteyiz. Aksi olarak tevbesi kabul edilmeyen salebenin durumuna düşmemek gerekir.

Tebük seferine -mazeretleri olmadığı halde- katılmama suçu işleyen Ka’b b. Malik, Hilal b. Ümeyye ve Memare b. Rabi. Peygamberimiz Tebük seferinden dönüşünde bunları sorgulamış, mazeretsiz sefere katılmadıklarını anlayınca, haklarında Allah’ın hüküm vermesine kadar beklemelerini emretmişti. Bunlar bu bekleme süresi içinde çok bunalmışlar, tevbe ederek Allah’a sığınmışlardı. Allah tevbelerini kabul buyurduğunu ayet indirmekle bildirmiştir.

NASUH TÖVBE

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعَى بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nurları aydınlatıp gider de, "Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin" derler.” (Tahrim, 66/8)

Ayet-i kerime'de "nasuh", tevbe ile tevbe et­memiz isteniyor. Nasuh, nush kökünden mübala­ğa kipidir ve çok öğüt veren demektir. Çok öğüt verici olarak nitelenen tövbe, sahibine günahı bı­rakmasını öğütleyen, onu günahtan kurtaran sadık ve samimi bir tövbe demektir. Günahı bırakmadan yapılan tövbe, tövbe değildir. Hz. Ömer, nasuh tövbesini şöyle tanımlamıştır: "Nasuh tevbe, gü­nahtan tevbe edip o günaha bir daha dönmemek veya dönmek istememektir.'' (Alusi, 157) (Diy. Ay. Der, 131/35-36)

Tevbenin en yüce mertebesi nasuh olanıdır. Yani pak, tertemiz ve halis olan tövbedir ki onun şartı üçtür:

a. Yapılan tövbenin bütün günahları içine almasıdır, yani bütün günahlardan vazgeçmek.

b. En küçük bir tereddüt kalmaksızın günah işlememeye kesin karar vermek.

c. Tövbeyi, ihlası zedeleyici herhangi bir şaibeden veya herhangi bir illetten uzak olarak sadece Allah için yap­mak.

Böyle bir tevbe nasıl olur?

        -Kabahatlerden, başka bir sebeple değil, sırf çirkinlikleri, yani, Allah’ın rızasına muhalif bir kabahat oldukları için vicdanında pişmanlık duyarak ve onu işlemekten dolayı şiddetli bir üzüntü duyarak ve bir daha bir çirkinlik yapmamaya azmederek vazgeçmek, nefsini buna alıştırıp hiçbir sebep ve mânia karşısında dönmemeye karar vermekle olur. (M.Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur’an Dili, 7/5127)

          Peygamber efendimiz buyuruyor ki: تَابَ مَنْ عَلَى الّله وَيَتُوبُ “Allah tevbe edenlerin tevbesini kabul eder.” (buhari-Müslim)

          Muaz b. Cebel : Ya Rasulallah, tevbe-i nasûh nedir? Diye sorunca, Hz. Peygamber:

        “Kulun, yapmış olduğu günaha pişmanlık duyması, Allah’a özür beyan etmesi, sonra sağılan sütün memeye dönmediği gibi (o günaha) bir daha dönmemesidir” buyurdu. (Tirmizi, Zühd, 8; Fezailu’l- Cihad, 8; Nesai, Cihad, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/505)

İbn Mesud Ra’dan gelen bir rivayete göre Nasuh tevbe ile tevbe eden kimseye tevbe kapısı açıktır. Yaptığı tevbe makbuldür. Ancak 3 kimse hariç:

  1. Kafirlerin başı iblis ŞEYTAN
  2. Hata işleyenlerin başı kabil
  3. Peygamberlerden birini öldüren kimse

 

Tevbenin Kabul Olmasının Şartları:

Tövbenin iki yönü vardır. Bunlardan birincisi bize, ikincisi ise Cenâb-ı Hakk’a aittir. İşte bu ma’nâ içindir ki, Efendimiz: “الَّله تَابَ تَابَ مَنْ”. “Tövbe edene Allah da tövbe eder.” buyuruyor. Bizden tövbe Allah’a dönmektir. Allah’ın tövbesi ise rahmetiyle bize teveccüh buyurup, kapısını yeniden açmasıdır.

Tevbe kelimesi kuranda Allahın sıfatı olarak geçmektedir. ”tevvab” tövbeleri çokça bağışlayan, “el ğafur, el ğaffar” çok affeden çok bağışlayan, “afüvv” Allah affedicidir, “settar” kötülükleri örten,  “mucib” dualara icabet eden, “rahman, rahim” vb sıfatlar Allahın bize oaln şefkat ve merhametinin, rahmetinin delilleridir.

 

 

Günahların Çeşitleri ve Onların Tevbesi:

1-                 İşlenen günah, küfür, nifak veya irtidat ise; bunun tövbesi ancak tam bir pişmanlık ve halis bir İslam’dır, Allah'a teslimiyettir.

2-                 İşlenen günah , itikadi bir bozukluk ise; bunun tövbesi de tam bir pişmanlıkla birlikte, itikadını düzeltmekle olur.

3-                 İşlenen günah farzları terk etmek gibi bir günah ise ki; bu durumda iki günah söz konusu oluşmuştur:

a-         Geciktirmeden dolayı günah ki; bunun tevbesi de tam bir pişmanlıktır.

b-        Terk etmekten dolayı günah ki, bunun tevbesi de derhal kaza etmekle olur. Kazayı geciktirmek de ayrı bir günah o1up, bunun için de ayrıca bir tevbe etmek gerekmektedir.

4-                 Eğer işlenen günah, Allah ile kul arasında kalıp, kul hakkına ilişkin olmayan bir takım yasaklara dair ise; içki içmek, zina etmek gibi. Bu taktirde nasuh bir tevbe ile tevbe etmek gerekir. (Fakat işlediği günah cemiyete sirayet etmişse dünyadaki cezası da verilir.)

5-                 İşlenen günah Allah ile kul arasında kalıp, hayvan haklarıyla alakalı bir günah ise; hayvanı şer'i bir gereği bulunmaksızın öldürmek, dövmek, yüzüne vurmak, gibi, kapasitesinden fâzla yük yüklemek, yem ve su vermemek gibi. Böyle bir günahı işleyen kişinin hali müşkildir. Nasuh bir tevbeden, Allah'a yalvarıp ağlamadan başka yapabileceği bir şey yoktur.

 

6-                 Eğer günah kul hakları ile ilgili ise; şöylece değerlendirilir:

a-         Mali Olan Kul Hakları: Hırsızlık, adam aldatmak, düşük kalitede olanı revaçta göstermek, başkasının malını telef etmekle ilgili olarak yalancı şahitlik yapmâk suretiyle haksızlık etmek, mali konularda adaletsiz, rüşvetle vb. şeylerle hüküm vermek gibi. Bu ve benzeri durumlarda önce tevbe etmek, sonra da mal sahibiyle helalleşmek gerekir. Eğer mal sahibi ölmüşse, o hak mirasçılarınındır. Onlar da yok ise veya sahibi bilinmiyorsa, o takdirde Allah katında bir vedia (emanet) olmak niyetiyle bir fakire verir veya insanların menfaatine olacak işlere sarf edilir.

b-        Can ile İlgili Olan Kul Hakları: Bu durum şayet, cezayı gerektiren bir suç ise; önce tevbe eder, sonra hak sahibine gider. O da dilerse affeder, dilerse hakkını alır veya bir mal karşılığında sulh olurlar. Diyeti gerektiren bir suç ise, tevbe eder ve diyeti verir veya helalleşirler.

c-         İnsan Haysiyet ve Şerefiyle İlgili Olan Kul Hakları: Gıybet, bühtan (iftira), alay etmek, sövmek gibi. Böyle bir günahı işleyen kimsenin de tevbe etmesi ve helalleşmesi gerekir. Ayrıca iftira suçunu işleyen kişi, kimlerin yanında iftirada bulunmuş ise, yine onların yanında kendini tekzip etmesi gerekir. Bu cins günahlarda hak sahibinin varisleriyle helalleşmek yeterli değildir.

d-        Başkasının Aile Efradıyla İlgili Kul Hakları: Birisinin ailesine, çocuğuna vs. zulmetmek, ihanet etmek gibi. Böyle bir günahtan dolayı da tevbe edip, helalleşmek gerekir. Büyük bir fitne çıkacağından korkarsa o zaman, kendi kendine Allah'a yalvarır, haline ağlar, hak sahibi için dua edip tasaddukta bulunur.

e-         Dini Olan Günahlar: Bir müslümanı tekfir etmek veya ona fasıklık isnadında bulunmak gibi. Bundan dolayı da tevbe etmek, helalleşmek ve kimlerin yanında tekfir etmişse, yine onların yanında kendini tekzip etmek gerekir.

Eğer kişi, üzerindeki hakları yakinen bilemiyorsa, o zaman, buluğ zamanından veya mâli ehliyete sahip oluş zamanından tevbe vaktine kadar geçen süre zarfında, üzerinde ne kadar hak bulunduğunu zann-ı galibine göre hesap eder ve onların maddi-manevi muhasebesini yapar.

Özetle İnsanın işlediği günahlar iki kısımdır.

Bir kısmı içki içmek gibi kul hakkı ile ilgili olmayan, yalnız Allah’a karşı işlenmiş günahlardır . Bu gibi yalnız Allah hakkı ile ilgili olan günahlardan tevbe etmek için üç şartın yerine getirilmesi gerekir. Bunlar:

a)     Günahı terk edip halini düzeltmek

b)    Yaptığına pişmanlık duyup günahı itiraf ederek Allah’tan affını istemek

c)     Allah’ı yücelterek tevbeye başlamak

d)    Bir daha yapmamaya karar vermek.

e)     Tövbede samimi olmak

f)      Tövbeyi son nefese bırakmamak

           Günahın diğer bir kısmı da hırsızlık yapmak gibi insan hakkı ile ilgili olan günahtır. Hırsızlık yapmak günahtır, çünkü Allah bunu yasaklamıştır. Bu gibi günahlardan tevbe etmenin, yukarıdaki şartlara ilaveten bir şartı daha vardır ki, o da

g)      hak sahibine hakkını vermek veya ondan helallık almaktır.

GÜNAHI İŞLERKEN TEVBE OLMAZ;

Haram yerken, içerken, giyerken tevbe olmaz.

İçki masasında tevbe olmaz

Bankada paraya faiz işlerken tevbe olmaz.

Televizyonda müstehcen yayınlara bakarken tevbe olmaz.

Elinde okey taşları, kumar oynarken tevbe olmaz. Tevbenin tevbe olabilmesi için önce günahı terk edeceksin, sonra tevbe edeceksin ki tevben makbul olsun.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ  قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) ‏"‏ مَنْ جَلَسَ فِي مَجْلِسٍ فَكَثُرَ فِيهِ لَغَطُهُ قَبْلَ أَنْ يَقُومَ مِنْ مَجْلِسِهِ ذَلِكَ سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ فَقَالَ

إِلاَّ غُفِرَ لَهُ مَا كَانَ فِي مَجْلِسِهِ ذَلِكَ   أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) hazretleri buyurdular ki: "Kim, malâyâni konuşmaların çok olduğu bir yere oturur da, oradan kalkmazdan önce şu duayı okursa bu yerde oturmaktan hasıl olan günahından arınmış olur:

Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şehâdet ederim. Senden mağfiret diliyorum, Sana tevbe ediyor (af taleb ediyorum)". (Tirmizi, Daavât, 39/3762). 

خِيَارُكُمْ كُلُّ مُفَتَّنٍ تَوَّابٍ

 "En hayırlınız, tekrar tekrar günah işlediği halde tevbe edendir"

وعن أنس قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ(صعلم): يَقُولُ اللّهُ تَعالى: يَا ابنَ آدَمَ، إنَّكَ مَا دَعَوْتَنِي وَرَجَوْتَنِي غَفَرْتُ لَكَ عَلى مَا كَانَ مِنْكَ وَلاَ أُبَالِي، يَا ابنَ آدَمَ لَوْ بَلَغَتْ ذُنُوبُكَ عَنَانَ السَّمَاءِ ثُمَّ اسْتَغْفَرْتَنِي غَفَرْتُ لَكَ وَلاَ أُبَالِي يَاابْنَ آدَمَ إنَّكَ لَوْ أتَيْتَنِي بِقُرَابِ ا لارْضِ خَطَايَا ثُمَّ لَقَيْتَنِي لاَ تُشْرِكُ بِي شَيْئاً لاَتَيْتُكَ بِقُرَابِهَا مَغْفِرَةً.

 Hz. Enes (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki: "Allah Teâlâ Hazretleri diyor ki: "Ey âdemoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sâdır olsa, aldırmam, ben seni affederim.

Ey âdemoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim.

Ey âdemoğlu! Bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım." (Tirmizî, Daavât, 106/3534)

TÖVBENİN MAKBUL OLMASI İÇİN;

  • Abdestli olarak tövbe etmek...
  • Sadaka vermek.
  • Kutsal mekanlarda tövbe etmek.
  • Mübarek zamanlarda (mübarek gün ve gecelerde, cuma gününde, her gün seher vaktinde, farz namazların arkasında) yapmak.
  • Tövbeye salavatı şerife ile başlamak
  • Kur'an ve hadiste zikredilen tövbeler gibi tövbe etmek.

 

Suyun kiri temizlediği gibi, samimi tevbe de günahları temizler. Yeter ki insan işlediği günaha pişmanlık duyarak onu terk etmiş ve bir daha onu yapmamaya karar vermiş olsun.

Müminin günahı ne kadar çok olursa olsunAllah’ın rahmeti daha çoktur. Ancak Allah’ın rahmeti boldur, geniştir diye tevbeden imtina etmemeliyiz.

Ve unutmayalım ki iki şey insanı helak eder:

  1. Tevbe ederim diye günah işlemek
  2. Sonra yaparım diye tevbeyi geciktirmek

 

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

  Beri gel, beri !

Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik...

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol...  Mevlana

Tevbe Duası
Estağfirullâh Estağfirullâh Esteğfirullâh El-Ğazîm el-Kerîm ellezî lâ ilâhe illâ hû el-Hayyul-Gayyûmü ve etûbu ileyk Tevbete abdin zâlimin li nefsihî lâ yemlikü li nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ

Salâtü Tünciye
Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed Salâten tüncinâ bihâ min cemîğil-ehvâli ve'l-âfât ve tagdî lenâ bihâ min cemîği'l hâcât ve tüdahhirunâ biha min cemîği's-seyyiât ve terfeğunâ bihâ ğındeke eğlâ'd-Deracât ve tübelliğunâ bihâ egsâ'l-ğayât min cemîğil hayrâti fi'l-hayâti ve bağde'l-memât Bi rahmetike yâ erhamer rahimîn

Tevbe Duası
Allahümme ente Rabbi lâ ilâhe illâ ente Halegtenî ve ene ğabdüke ve ene ğalâ ahdike ve vağdike mestedağtü eğûzü bike min şerri mâ sanağtü ebûü leke bi niğmetike ğaleyye ve ebûü bi zenbî feğfirlî feinnehû lâ yeğfiruzzünûbe illâ ente Bi rahmetike yâ erhamer rahimîn

Ilâhi ya Rabbel alemin! Büluğ çağina erdiğimden bu âna gelinceye kadar bütün âzâlarımdan her nekadar günah işlemişsem, ben onların cümlesine tevbe ettim, pişman oldum, bir daha işlememek üzere söz verdim

Tevbe yâ Rabbi estağfirullah 3 kez

Amentü billâhi ve melâiketihi ve kütübihi, ve rusülihi vel yevmil âhiri, vebil kaderi, hayrihi ve şerrihi minellâhi teâlâ vel bâsü bâdel mevt Hakkun;
Eşhedü ellâ ilâhe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülüh

NOT: bu vaaz metni idris YAVUZYİĞİT tarafından “Günahlar Tevbe Ve İstiğfar” İsmail Karagöz; “Bireysel Ve Toplumsal Kazanımlar Açısından Tevbenin Değerlendirilmesi” Dr. Yaşar Yiğit;  “Günah Psikolojisi Ve Tövbeye Duyulan İhtiyaç” R. Toraman, A. Özmen; “Allah'ın Rahmet Ve Merhameti” Mehmet Eser; “Ramazan Yaklaşırken; Günah, Tevbe Ve Namaz” Rasim Haner; “Tevbe Günahların Silinmesine Sebeptir” Lütfü Şentürk; “Tevbe” Mehmet Köse; “tevbe” idris YAVUZYIĞIT; “Tövbe Ve Önemi” Mehmet Kaya Kurt; “Tövbe” Ahmet ÜNAL  Kitap, makale ve vaaz örneklerinden istifade edilerek hazırlanmıştır. Hepsine rabbim Tevvab ismiyle tecelli eylesin.


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret77717
SEÇME YAZILAR