• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

İSLAMDA ADALET ANLAYIŞI

İSLAMDA ADALET ANLAYIŞI


اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَاٖيتَاٸِ ذِى الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْیِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

« ما مِن عبدٍ يسترعِيهِ اللَّه رعيَّةً ، يَمُوتُ يومَ يَموتُ وهُوَ غَاشٌ لِرَعِيَّتِهِ ، إلاَّ حَرَّمَ اللَّه علَيهِ الجَنَّةَ »

Adalet: Düzenli ve dengeli davranma, her şeyin ve herkesin hakkını verme, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, insaf ve eşitlik anlamlarındadır.( Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 1/341) Geniş kapsamlı bir kavram olan adâletin zıttı zulüm, hıyanet ve insafsızlıktır.

Adl: Her şeyi layık olduğu yere yerleştirmek, hakkı yerine koymaktır ki, azgınlığın, başka bir ifade ile haksızlık ve zulmün zıddıdır. Adalet, insaf, haklılık ve doğruluk manalarını kapsayan bir denkleştirmedir ki, terazinin dili gibi aşırılık ve ihmalkarlık arasında bir birleştirme noktası ve istikamet olarak iki tarafında denklik denilen bir denkleşme manasına gelir. Ve bundan dolayı adalet ve adalet düsturlarına mizan da denilir.

Adalet, bir şeyi yerli yerine koymaktır. Adalet, herkese verilmesi lazım olanı vermek, yani herkesin hakkına hürmet ve riayet etmektir. Adalet, bütün vazifeleri yapmaya ve bütün haklara riayet olan kuvvetli ve sürekli bir iradenin faziletidir.

Adalet, sadece devlete ve yöneticilere has bir olgu değildir. Adalet, hukuki, içtimai ve ahlakı alanların hepsini kapsar. Bu bağlamda adalet “kişinin kendine, ailesine ve çevresinde yer alan insan, doğa ve hayvanlara karşı görevlerini ve haklarını yerine getirmesidir.

Gazali: Dinde gidişin doğruluğu ve düzgünlüğüdür ki, ruha sağlamlık verir ve onun taqkva ve mürüvvete yönelmesini sağlar. Bu suretle insanın doğruluğu hakkında nefislerde güven hasıl olur.

İslam Dini’nde adalet: İslam dininin her alandaki temel kaynaklarından olan, Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bu konuda bir çok emir ve tavsiyeler bulunmaktadır.

Adalet kavramı, islam toplumuna, "Adalet Mülkün (Devlet'in) Temelidir. " özdeyişi ile mal olmuştur. Resûlüllah'ın ikinci halifesi olan Hz. Ömer, bu anlamda adalet ile sembolleşmiş bir şahsiyet olmuştur. İslâm bu anlamda her ferdin ve her toplumun karşılıklı olarak işlerinde değişmez bir ölçü şeklinde yerini almış, istek ve heveslere yer vermemiş, sevgi ve nefretlere uymamış, akrabalık ve yakınlık gözetilmemiş, zengin-fakir, kuvvetli ve zayıf ayırımı yapılmamıştır.

Bir ferdin, bir ailenin, bir toplumun, bir milletin barış, huzur, güven, birlik ve beraberlik içinde yaşayabilmesi, toplumu ayakta tutan dinamiklerin hakim, diri ve canlı olmasına bağlıdır.Toplumların ve milletlerin emniyeti de yine bunlara bağlıdır.

Emniyetten kastımız, güven ortamının ve korkusuzluk halinin var olmasıdır. Şehirlerin, ülkelerin mamur olmasının yegane ölçüsü ve insan refahının en önemli unsuru emniyettir. Emniyet ve güven içinde olmayan bir ülke ve toplum, görünüşte ne kadar kalkınmış, gelişmiş ve tezyin edilmiş olursa olsun harap olmuş, yıkılmış bir viraneden farkı yoktur.

 

Mal, can ve ırz emniyetinin yok olması ve bunları tehdit eden çeşitli tehlikelerin ortaya çıkması, insanlık aleminin en önemli problemidir. Emniyet ancak, Allah'ın emirlerine ve kanunlarına itaat edilmesi ve bunların korunması ile görevli hükümet sayesinde meydana gelir.

Güvenin olmadığı bir toplumda, insanlar arasında sevgi, saygı ve dayanışmanın hakim olması mümkün değildir. Güvenin kalmadığı ortamda Allah'ın mükerrem olarak yarattığı insanın şeref ve haysiyetini koruması da oldukça zordur.

Fesat ve anarşinin hakim olduğu bir yerde insanlar, hiçbir görevini doğru dürüst yapamazlar. Korkunun, tedirginliğin, güvensizliğin mevcut olduğu bir ortamda sağlıklı düşünmekte mümkün değildir.

Bir toplumu ayakta tutan, barış, huzur ve güveni sağlayan dinamiklerin bazılarını şöyle sıralayabiliriz. Din ve vicdan hürriyeti, düşünce hürriyeti, ahlak, adalet, sevgi, şefkat, merhamet, affetme, hoşgörü, birlik beraberlik, emaneti ehline vermek (işe ehlini tayin etmek), can, mal ve namus emniyeti, eşitlik, sosyal güvenlik vb.

 

اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَاٖيتَاٸِ ذِى الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْیِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl suresi 90. ayet)

Bu ayette, dünya ve ahiret düzenini sağlayan üç güzel şey emredilmekte; dünya ve ahiret düzenini bozan üç kötü şey ise men edilmektedir.

Emredilen hususlar:

1.Adalet: Her şeyi tam yerine koymak, her hususta ölçülü hareket etmek, hakkı yerine getirmek demektir ki, zulmün karşıtıdır.

2.İhsan: Güzellik, iyilik demektir. Güzel iş yapmak ihsan olduğu gibi, başkasına iyilikte bulunmak da ihsandır. İhsan, ibadette en yüksek mertebedir. Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmek ibadette ihsan derecesidir.

3. Sıla-i Rahim: İhtiyaç sahibi yakın akrabanın ihtiyacını görmek. Nesefi, bu ibareyi böyle anlamak gerektiğini söylemiştir.  

Yasaklanan hususlar:

1.Fahşa: Aşırı derecede şehvetlere uyarak, zina gibi yasaklara sapmak suretiyle ölçü dışına taşmaktır.

2.Münker: İnsan tabiatının hoşuna gitmeyen her şey.

3.Bağy: Zulüm, hakka ve adalete tecavüz emek demektir.

Bu ayetin kapsamının çok geniş olmasından dolayı Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: -Eğer bu ayetten başka ayet olmasaydı dahi bu ayet, Kuran’ın, her şeyi açıklayıcı ve alemlere hidayet ve rahmet olmasına yeterdi.

« كُلُّكُم راعٍ ، وكُلُّكُمْ مسؤولٌ عنْ رعِيتِهِ : الإمامُ راعٍ ومَسْؤُولٌ عَنْ رعِيَّتِهِ ، والرَّجُلُ رَاعٍ في أهلِهِ وَمسؤولٌ عنْ رَعِيَّتِهِ ، وَالمَرأَةُ راعيةٌ في بيتِ زَوجها وَمسؤولةًّ عَنْ رعِيَّتِها ، والخَادِمُ رَاعٍ في مال سَيِّدِهِ وَمَسؤُولٌ عَنْ رَعِيتِهِ ، وكُلُّكُم راع ومسؤُولٌ عَنْ رعِيَّتِهِ » متفقٌ عليه .

İbni Ömer radıyallahu anhümâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim, dedi:

“Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.” (Riyazüs Salihin hadis no:654)

Hükümlerde adalet esas olmalı

اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهٖ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَمٖيعًا بَصٖيرًا

 “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” (NİSA suresi 58. ayet)

 

« ما مِن عبدٍ يسترعِيهِ اللَّه رعيَّةً ، يَمُوتُ يومَ يَموتُ وهُوَ غَاشٌ لِرَعِيَّتِهِ ، إلاَّ حَرَّمَ اللَّه علَيهِ الجَنَّةَ »

“Cenâb-ı Hakk’ın, yönetici yaptığı bir kimse, yönettiği insanları aldatarak ölürse, Allah Teâlâ ona cennet yüzü göstermez.” (Buhârî, Ahkâm 8)

 

Peygamberler de adaletle emr olundular

 

Toplum sevgiyle kaynaşır adaletle ayakta durur. Herkesi kucaklayan bir adalet uygulaması,fertlerin birbiriyle kaynaşmasına vesile olur. Haksızlık ve adaletsizlik ise huzursuzluğa yol açar. Çünkü hiçbir kimse bir başkası tarafından hakkının çiğnenmesinden hoşlanmaz.

Kur’an-ı Kerimde adalet üzerinde çok durulmuştur. Adaletten yoksun olan kişi ile adaletli kimse bir misalle mukayese edilmiştir. Buna göre adaletten yoksun olan kişi dilsiz,bir şey beceremeyen ve hiçbir işe yaramayan köleye benzetilmiş; böyle bir kişinin,doğru yolda yürüyerek adalet vasfını kazanmış bir kişiyle bir tutulamayacağı bildirilmiştir.

 

فَلِذٰلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَاءَهُمْ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ

“İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır.” (ŞÛRÂ suresi 15. ayet)

يَا دَاوُدُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلٖيفَةً فِى الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ اِنَّ الَّذٖينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ

“Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.” (SÂD suresi 26. ayet)

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌ فَاِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

“Her ümmetin bir peygamberi vardır. O peygamberleri gelince aralarında adaletle hüküm verilir. Onlar hiç zulüm görmezler.” (Yunus/ 47)

 

Adalet dünyadan kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz. Ayrıca ülkeler kılıçla alınır ama adaletle korunur.

          Peygamberimiz Hak konusunda titiz davranır,kimsenin canına ve malına zarar vermeyi ve üzerine kul hakkı geçmesini istemezdi. İstemeden zarar verdiği olursa, bir özür dilemekle halledilebilecek veya buna gerek duymayacak durumda bile, şayet kendisinden bir kısas talebinde bulunursa seve,seve bu isteği yerine getirirdi.

          Bedir gazvesinde savaştan önce elinde bir okla islam ordusunun saflarına düzeltirken Sevad b. Gaziyye adlı sahabinin safı bozduğunu ve biraz ileri çıktığını görür. Karnına okla dokunarak hizaya geçmesini ister. Bunun üzerine Sevad, “Ya Rasülallah canımı acıttın! Şüphesiz Allah seni Hak ile gönderdi; kısas uygulamama  müsaade et” der.

           Hz.Peygamber Karnını açarak kısas uygulamasını söyler. Sevad hemen onu kucaklar ve karnını öper. Peygamberimiz niçin böyle yaptığını sorduğunda, Yarasülallah öldürülmemekten emin değilim. Seninle son temasımın  cildimi cildine değdirmek olmasını istedim.” Der. Peygamberimiz(s.a.v) de ona hayır dileğinde bulunur. Görüldüğü üzere Sevad b. Gaziyyenin asıl hedefi kısas uygulamak değildir. O, Efendimiz (s.a.v)’e sevgisini bu şekilde dile getirmek istemiş, ve onun bedeninden hikmet,rahmet beklemiştir. Peygamberimiz aslında işin bu ciheti üzerinde pek durmamış, ona iyilik dilemekle yetinmiştir. Ancak sevgisini bu şekilde göstermek isteyen ashabını da incitmemiştir.

          Bu olaydan çıkarılması gereken bir sonuç da  Efendimiz(s.a.v)’in onun niyetini bilmediği,zahire göre hareket ettiğidir. Fakat bizim bu olayda dikkat çekmek istediğimiz husus  Efendimiz(s.a.v)’in kul hakkına ve adil olmaya ne kadar dikkat ve titiz davranıp önem verdiğidir. O her zaman ve her yerde şartlar ne olursa olsun en sıkıntılı ortamda ve nâ müsait şartlarda dahi kul hakkını ödemeye ve adil davranmaya hazır olduğunu göstermiş, bu noktada da ümmetine örnek olmuştur. (Hz.Muhammed ve Evrensel mesajı,İbrahim Sarıçam,S:239-240)

Hz. Câbir İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Cürrâne'de, işlenmemiş altın ve ganimetleri taksim ediyordu. Taksim edilen mal Hz. Bilal'in eteğinde idi. Bir adam:    "Ey Muhammed adil ol! Çünkü adalet etmiyorsun!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: "Yazık sana! Eğer ben de adil olmazsam, benden sonra kim daha âdil olur?" diye mukabele etti. Hz. Ömer, (Resûlullah'ın üzüldüğünü farkederek):    "Ey Allah'ın Resülü! Bana müsaade buyurun, şu münafığın kellesini uçurayım!" talebinde bulundu. Aleyhissalâtu vesselâm:    "İşte bu adamın mutlaka arkadaşları -veya arkadaşcıkları- var. Bunlar Kur'ân'ı okurlar, ama okudukları gırtlaklarından aşağı geçmez. Bunlar, okun avı delip geçmesi gibi dinden çıkıp giderler!" buyurdular."  

       

Cübeyr İbn-i Mut'im radiya'llahu anh'den (oğlu Muhammed İbn-i Cübeyr'in) rivâyetine göre Cübeyr, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber bulunduğu ve Resûlullah ile birtakım kimseler Huneyn (seferin) den döndüğü sırada birtakım bedevî araplar ganîmet isteyerek Resûlullah'ın etrâfına takılmışlardı. Hattâ Resûlullah'ı (son derece ta'cîz ederek) Semüre (denilen dikenli bir) ağaç altına ilticâya mecbûr etmişlerdi de o ağaç (ın iri dikenleri) Resûlullah'ın ridâsını (takılıp) kapmıştı. Bu cihetle Resûlullah' salla'llahu aleyhi ve sellem bir müddet orada tevakkuf buyurup:

- Bana ridâmı veriniz! demiş ve müteâkıben (îrâd ettiği bir nutkun sonunda):

 - Şu iri dikenli ağacın dikenleri sayısınca ganîmet devesi ve sığırı farz olunsa, muhakkak ben onları aranızda taksîm ederim. Sonra siz beni ne cimri, ne yalancı, ne de korkak diye ithâm edebilirsiniz! buyurmuştur.

 

Allah adaletli olanları sever

وَاِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا فَاِنْ بَغَتْ اِحْدٰیهُمَا عَلَى الْاُخْرٰى فَقَاتِلُوا الَّتٖى تَبْغٖى حَتّٰى تَفٖیءَ اِلٰى اَمْرِ اللّٰهِ فَاِنْ فَاءَتْ فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَاَقْسِطُوا اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطٖينَ

“Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.” (HUCURÂT suresi 9. ayet)

قُلْ اَمَرَ رَبّٖى بِالْقِسْطِ

“De ki: Rabbim adaleti emretti...” (A'RAF suresi 29. ayet)

وَاِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطٖينَ

Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever. (MÂİDE 42. ayet)

« سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّه في ظِلِّهِ يومَ لا ظِلَّ إلاَّ ظِلُّهُ : إمَامٌ عادِلٌ ، وشَابٌّ نَشَأَ في عِبادَةِ اللَّهِ تَعالى …

İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Yedi kimseyi Allah Teâlâ kendi gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde, gölgesinde barındıracaktır. Bunlar: Adaletli devlet reisi, Rabbine ibadet ederek yetişen genç, gönlü mescidlere bağlı kimse, birbirlerini Allah rızâsı için seven ve buluşmaları da ayrılmaları da bu sevgiye dayalı olan iki şahıs, itibarlı ve güzel bir kadın kendisiyle beraber olmak isteyince ‘Ben Allah’tan korkarım’ diyerek buna yanaşmayan erkek, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka veren adam, tenhâda Allah’ı anıp gözleri yaşla dolan kişidir.” (Riyazüs Salihin Hadis no: 660)

 

Herkese karşı adaletli olmalı, Adaletle verilecek hüküm, kişinin en yakınlarına hatta kendisine bile zarar verecek olsa yine de adaletten ayrılmamak gerekir

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبٖينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقٖيرًا فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰى اَنْ تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (NİSA suresi 135. ayet)

 

Efendimize, bir zenginle bir fakir mahkeme için başvurmuşlardı. Efendimizin meyli fakirden yana idi. Zira, fakirin zulmedemeyeceği görüşünde idi. Bu yüzden Allah sadece ve sadece hem zengin, hem fakir hakkında Efendimizin adaleti ayakta tutmasını emretti de önceki ayeti indirdi.

‏‏ ‏إِنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ أَنَّهُمْ كَانُوا يُقِيمُونَ الْحَدَّ عَلَى ‏ ‏الْوَضِيعِ ‏ ‏وَيَتْرُكُونَ الشَّرِيفَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ أَنَّ ‏ ‏فَاطِمَةَ ‏ ‏فَعَلَتْ ذَلِكَ لَقَطَعْتُ يَدَهَا ‏

 “Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah’ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyorlar. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim.” (Buhari Hudud 11) 

Hadîs-i şerîfin diğer rivayetlerinden öğrendiğimize göre, Kureyş kabilesinin bir kolu olan Mahzûm kabilesinden Fâtıma binti Esved adlı kadının gerdanlık çalması olayı Mekke fethi sırasında cereyan etti. Mahzûmlular bu olayı bir şeref meselesi yaptılar. Kabilelerinden bir kadının hırsızlık dolayısıyla elinin kesilecek olması onların ağırına gitti. Acaba bunun bir af yolu veya diyet ödeyerek kurtulma imkânı yok muydu? Olsa bile böyle bir teklifi Resûlullah’a arzetmeye kim cesaret edebilirdi!

Peygamber Efendimiz’in âzatlı kölesi Zeyd İbni Hârise’nin oğlu Üsâme’yi hatırladılar. Üsâme Resûlullah’ın kucağında büyümüş ve onun derin sevgisini kazanmış biriydi.

 

 

Adaletin İslâm toplumunda, yönetimde, muhakemelerde ve insanlar arası ilişkilerde tam anlamıyla uygulanması zorunludur. Çünkü adalet mülk'ün temelidir. Adaletin olmadığı cemiyetlere zulüm, anarşi ve terör hâkim olur. Toplumsal isyanlar çıkar, mahkemelere, devlete hatta fertlerin birbirlerine olan güveni kaybolur. Kendilerini koruma ve haklarını elde etme peşine düşeceklerdir. Kan davaları ve ihkakı hak peşinde koşan bu cemiyetlerde yıkılıp tarihe karışacaktır.

 

 يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ لِلّٰهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰى اَلَّا تَعْدِلُوا اِعْدِلُوا هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰى وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.” (MÂİDE suresi 8. ayet)

 

إِنَّ ‏ ‏الْمُقْسِطِينَ ‏ ‏عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى عَلَى مَنَابِرَ مِنْ نُورٍ عَن يَمِينِ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَعْدِلُونَ فِي حُكْمِهِمْ وَأَهْلِيهِمْ وَمَا وَلُوا ‏ ‏

Abdullah bin amr bin as (R.a.) hz. Peygamberden rivayetle: “Peygamberimiz (s.a.)’in hadislerinde “Hükmünde, ailesine karşı ve velayeti altında olanlar hakkında adil davrananlar, kıyamet gününde nurdan minberler üzerindedirler” (Müslim, Sahih, İmaret 5 (1827))

 Şahitlik edecek kimseler adil olmalı

Adalet sahibi  a) Tarafsız almalı, b) Güçlünün değil haklının yanında olmalı,c) Somut delillere göre hüküm vermeli,şüphe,tahmin,öngörü ya adalette yer yoktur. d) Gecikmemeli, e)Verilen hüküm işlenen suca denk olmalı f) Vicdani olmalı

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حٖينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ

“Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin…” (MÂİDE suresi 106. ayet)  Boşanmış kadınlar için adaletli iki şahit istenmektedir.

… وَاَشْهِدُوا ذَوَیْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَقٖيمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِ …

 “İddet müddetlerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler içerisinde (nikâhınız altında) tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın…” (TALÂK suresi 2. ayet)

ALLAH’IN SÖZÜ DOĞRU VE ADİLDİR.  O’NUN SÖZÜNÜ DEĞİŞTİRECEK YOKTUR

وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهٖ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ

“Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.” (EN'ÂM suresi 115. ayet)

 

 

ALLAH, KİTAPLARINI İNSANLAR ARASINDA ADALETİ SAĞLAMAK İÇİN GÖNDERİR

اِنَّا اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا اَرٰيكَ اللّٰهُ وَلَا تَكُنْ لِلْخَائِنٖينَ خَصٖيمًا

“Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!” (NİSA suresi 105. ayet)

لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمٖيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ …

“Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik.” (HADÎD suresi 25. ayet)

Ölçü ve tartıda adalet/ yetimlerin malına yaklaşımda adalet

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتٖيمِ اِلَّا بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُ وَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمٖيزَانَ بِالْقِسْطِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُوا ذٰلِكُمْ وَصّٰیكُمْ بِهٖ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.” (EN'ÂM 152.)

اَلَّا تَطْغَوْا فِى الْمٖيزَانِ وَاَقٖيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمٖيزَانَ

“Sakın dengeyi bozmayın. Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın.” (RAHMÂN suresi 8. Ve 9. ayet)

وَاَوْفُوا الْكَيْلَ اِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقٖيمِ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَاْوٖيلًا

 “Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.” (İSRÂ suresi 35. ayet)  

 

Her daim adaleti hak ile yerine getiren bir topluluk olacaktır

وَمِمَّنْ خَلَقْنَا اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهٖ يَعْدِلُونَ

“Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur.” (A'RAF suresi 181. ayet)

 

ALLAH ZERRE KADAR HAKSIZLIK ETMEZ

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْرًا عَظٖيمًا

“Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat arttırır), kendinden de büyük mükâfat verir.” (NİSA suresi 40. ayet)

Bunlar ve bunlara benzer daha birçok ayet-i kerimede adalet kavramının sadece müslüman olanlara değil, kültür, bilgi, mevki, cinsiyet, ırk, dil ve din farkı gözet­meden bütün insanlara, sadece insan oldukları için, aynı değer ve ölçüde uygulanması emredilmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman: “kılıcın yapamadığını adalet yapar.”

وَلَا حَكَمَ قَوْمٌ بِغَيْرِ الْحَقِّ إِلَّا فَشَا فِيهِمْ الدَّمُ

İbn-i Abbas (R.a.)dan rivayetle: “Bir kavmin (devlet, mahkeme, aile ve fertleri arasında) hak ve adaletten uzak hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan dökümü yaygınlaşır”. ( (Muvatta, Cihad 26 (2, 460))

 

‏‏ ‏‏ ‏ ‏إِنَّ أَحَبَّ النَّاسِ إِلَى اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏ ‏وَأَدْنَاهُمْ ‏ ‏مِنْهُ مَجْلِسًا إِمَامٌ عَادِلٌ وَأَبْغَضَ النَّاسِ إِلَى اللَّهِ وَأَبْعَدَهُمْ مِنْهُ مَجْلِسًا إِمَامٌ ‏ ‏جَائِرٌ

Peygamber (s.a.s.):"Kıyâmet gününde insanların Allah'u Teâlâ'ya en sevgili olanı ve Allah'a en yakın bulunanı adil devlet başkanıdır. Kıyâmet gününde insanların Allah'a en sevimsizi ve makamca da Allah'tan en uzak bulunanı zalim devlet başkanıdır. (Tirmizî, Ahkâm, 4 (1329))

Adalet sadece mahkemelerde, adliye binalarında aranmamalıdır. Adaleti her fert vicdanında, ruhunda tezahür ettirmelidir. Mahkemeler, adaleti kalplerine sindiremeyenlerin baş vurdukları mercilerdir. Anlaşmaya yanaşmayan, adalet ölçülerine uymayanların gittikleri kapılardır. 

Kur’anı Kerimde ve Hadisi Şeriflerde; her işte adaletli olmayı Allah ve Rasülü tavsiye etmiştir.


1-    Devlette adalet

2-    Mahkemelerde adalet

3-    İnsan-i ilişkilerde adalet

4-    Aile içersinde adalet

5-    Eşler arasında adalet

6-    Çocuklar arasında adalet

7-    Gelin kaynana ve kızı arasında

8-    İşçi – işveren; amir-memur arasında adalet

9-    Şahitlik esnasında adalet

10-   Her türlü iş ve işlemlerde adalet

11-   Komşuluk ilişkilerinde

12-   Mirasların taksiminde

13-   İmam-cemaat arasında adalet İslam’ın emridir.


 

Hz. Omer Oğlunun Develerinin Diğer Develerden Daha Semiz Olduğunu Gorunce

Hz. Omer oğlunun develerinin diğer develerden daha semiz olduğunu gormus. Bu durum onu dusundurur. Emir’ul Muminin’in oğlu olduğu icin develerine cobanların daha fazla değer verdiklerine ve onları daha guzel yerlerde otlattıklarına kanaat getirir. Bunu muslumanların idaresini kotuye kullanma olarak sayar ve oğluna develerini satarak gelirlerini beytul mal’e gelir kaydetmesini emreder.

Omer b. Abdulaziz de valilerine gonderdiği bir tamimde soyle diyordu: “imam’ın –devletbaskanı- ve idaresi sınırlarına giren yerlerde valinin ticaret yapmaması gerektiği gorusundeyiz. İdareci gayret etse bile yine de kendi tarafına ceker ve gunah islere girer.”( İslam II, Said Havva, Ter: Said Simsek, İkbal Yayınları, Ankara, s.348.)

 

Ey Muminlerin Emiri! Sana Canımızı da Feda Ederiz!

Halife Omer rahatsızlanıyor. Doktorlar kendisine bal yemesini tavsiye ederler. Fakat mevsim icabı evinde ve halkın kurduğu pazarlarda bal bulunamadı. Yalnız devlet depolarında bal bulunduğunu kendisi ve diğer gorevliler de biliyordu. Hz. Omer halkı topluyor ve sorar: “Tedavi maksadıyla devletin depolarında bulunan baldan bir miktar almak istiyorum. Musaade eder misiniz?” Halk gozyasları icinde haykırdılar: “Ey Muminlerin Emiri! Sana canımızı da feda ederiz!” Demelerinden sonra devlet depolarından bal almıstır.(138)

 

Hz. Ömer, hilâfeti döneminde ashaptan Übey b. Ka'b ile aralarında bir konuda anlaşmazlık meydana gelmiş ve bu anlaşmazlığı çözmek üzere o dönemin Medine kadısı olan Zeyd b. Sâbit'e gitmişlerdi. Kadı olan Zeyd hemen devlet başkanı olan Hz. Ömer'e karşı saygılı davranıp ona oturması için yere bir minder sermişti. Fakat adil insan Hz. Ömer bu davranış karşısında şöyle demişti:"İşte bu davranışın, şimdi vereceğin hükümde yaptığın ilk adaletsizliktir. Ben davacımla beraber aynı yerde oturacağım."

Sonra davacı Übey b. Ka'b davasını ileri sürünce Hz. Ömer bu iddiayı kabul etmedi. Bu durum karşısında Hz. Ömer'in yemin etmesi gerekiyordu. Kadı Zeyd İbn Sâbit, Übey'e şöyle dedi: "Gel Halife'ye yemin ettirme, onu bundan muaf tut. Davacı olduğun kişi bir başkası olsaydı sana böyle bir feragatten söz etmezdim." Bu teklifi duyan Hz. Ömer son derece kızarak böyle bir ayrıcalığı kabul etmeyip derhal yemin etti. Sonra da Zeyd b. Sâbit hakkında şöyle dedi:"Halife ile herhangi bir müslüman hakkında eşit davranmasını öğrenmedikçe ona dava götürülmemelidir." ( Şamil Ansiklopedisi, Md. “Adalet”)

 

“Ben Geceleri Uyumus Olsam, Kendimi Kaybetmis Olurum Gunduzleri Uyusam

Milletimi Kaybetmis Olurum!”

Hz. Omer halifeliği zamanında ne geceleri ne de gunduzleri doğru durust uyurdu. Butun uykusu, oturduğu yerden biraz kestirmekti. O soyle derdi: “Ben geceleri uyumus olsam, kendimi kaybetmis olurum. Gunduzleri uyusam milletimi kaybetmis olurum. Ben ise onlardan sorumluyum!”(151)

 

 

Bizans elçisi Medine’ye geldiğinde devlet başkanı Ömer’i sorar. Ona bir ağaç altında uyuyor dediklerinde hayret etti. Yanına gidip baktı ki hiç muhafız yok. Tek başına yatıyor.  Halbu  ki kendi kralları muhafızları olmadan tuvalet ihtiyaçlarına dahi gidemezlerdi. Bu yapayalnız halifeyi görünce kendi kendine şöyle söylendi: “kimseden korkun yok. Çünkü sen adilsin. Ama bizim kayserimiz böyle değil. O zalimdir. Can yakıyor. Onun için de daima korkuyor.”

 

“Yazıklar Olsun Omer’e! Acaba Kac Cocuğun Olumune Sebep Oldu?”

Bir keresinde Medine’ye aralarında kadın ve cocukların da bulunduğu bir tuccar kafilesi

gelmisti. Hz. Omer Abdurrahman bin Avf’a birlikte kafilenin guvenliğini sağlamak icin gece bekciliği teklif eder. Abdurrahman bin Avf Hz. Omer’in bu teklifini kabul eder. Kafileyi korumak uzere goreve baslarlar. Allah’ın kendilerine emrettiği kadar ibadetlerini yaparlar. Bu arada Hz. Omer ağlayan bir bebek sesi isitir. Sese doğru yonelen Hz. Omer ağlayan cocuğu nihayet bulur. Halife Omer cocuğun annesine Allah’tan korkmasını ve cocuğu ile ilgilenmesini tembih ederek yerine doner. Gec saatlerde aynı bebeğin ağlamasını isiten Halife Omer bebeğin annesine giderek : “Yazıklar olsun sana. Seni kotu bir anne olarak goruyorum. Aksamdan beri bir bebeği susturamadın!” der. Onun Halife olduğunu bilmeyen kadın: “Ey Allah’ın kulu! Aksamdan bu yana canımı sıkıyorsun. Cocuğu sutten kesmeye calısıyorum. O da kabul etmiyor.” Hz. Omer kadına cocuğunu nicin sutten kesmeye uğrastığını sorunca, kadın da : “Halife Omer’in sutten kesilen cocuklara maas bağladığını” soyler. Hz. Omer de cocuğun kac aylık olduğunu sorup oğrenince : “Vah! Vah! Onu sutten kesme!” Der.Sabah olur.Halife Omer sabah namazını kıldırır.Ama boğazında tıkanan hıckırık okuduklarının net duyulmasına engel oluyordu.Selam verince: “Yazıklar olsun Omer’e! Acaba kac cocuğun olumune sebep oldu?” Der. Sonra birini halk arasında gezip, bundan boyle emen cocuklara da maas bağlanacağını ilan ettirir. Ayrıca bundan boyle emen cocukların dahi maasa bağlanacağını ulkenin her tarafına duyurulmasını ister. (208)

 

“Halife Omer Gormuyorsa da Allah Goruyor!”İşinde adaletli ol

Hz. Omer (r.a) halifeliği doneminde gece sokaklarda dolasır, halkın emniyet ve huzurunu

kontrol ederdi. Bir hastanın feryadını duysa durup ilgilenir, derdine care olmaya calısırdı. Bir cocuğun ağladığını isitse, sebebini sorar ve yardımına kosardı. Bu maksatla dolasırken bir gece yarısı evin birinden bir ses duyar. Ana ile kız arasında gecen bir munakasaya sahit olur. Kızın anasına karsı durust ve tatlı sozlu hareketi Hz. Omer (r.a)’ın gonlunu fetheder. Kız: “Anneciğim! Halife’nin sute su katmama emrini duymadın mı? Nasıl hile yapabiliriz? Kotu bir is bu” diye konusur. Annesi fikrinde ısrar eder :“Kızım! Bizim burada sute su koyduğumuzu halife nereden gorecek, nereden bilecek ve nasıl isitecek?” der. Kendince kızını ikna etmeye calısır. Fakat imanı butun kızcağız bu cevaptan asla hosnut olmaz. Sute su katma isini asla doğru bulmaz. Boyle bir hileyi kalben hic kabul edemez. Annesinin gonlunu kırmadan doğru bildiğinden de vazgecmeden,

durustluğunu ve iman coskusunu gosteren bir ifade ile soyle der: “Anneciğim! Bu yapılanı bu saatte halife Omer gormuyorsa da Allah goruyor” diye cevap verir. Hz. Omer (r.a) imanı butun bu kızcağızın cevabından pek hosnut olur. Durustluğune hayran kalır. Ruhunda tasıdığı bu imanın bir mukafatı olarak onu oğlu Asım’a nikahlar.(252)

 

Mısır Sakinlerinden Hristiyan Bir Kadın Halife Hz. Omer’e Sikayete Gelip, Rızası

Olmadan Vali Amr b.As’ın Evini Zorla Yıkarak Onu Camiye Eklediğini Haber Verir

Mısır sakinlerinden hristiyan bir kadın halife Hz. Omer’e sikayete gelip, rızası olmadan vali Amr b.As’ın evini zorla yıkarak onu camiye eklediğini haber verir. Halife Omer Amr’dan durumu sorar. Amr b. As (r.a) muslumanların coğaldığını, caminin onlara dar geldiğini ve caminin yanında evi bulunan bu kadına evinin karsılığını teklif ettiğini, hatta asıl değerinden daha fazlasını verdiği halde razı olmadığını, evi bu yuzden yıkmaya mecbur kaldığını ve dilediği zaman parayı cıkması icin değerini beytul mal’e -hazine- indirdiğini belirtir. Bu gunku kanunlarımız bunu kabul ettiği ve Amr b.As mazur olduğu halde de Hz. Omer razı olmadı. Amr’dan, insa ettiği camiyi yıkmasını ve kadına eskiden olduğu gibi evini teslim etmesini ister.

 

Evladına Sefkati Olmayanın, Allah’ın Kullarına da Sefkati Olmaz Bu Gerekce Đle

Sen Vali Olamayacaksın!”

« إنَّ شَرَّ الرِّعاءِ الحُطَمةُ » “Yöneticilerin en kötüsü insafsız ve katı kalpli olanlardır”  (Müslim, İmâre 23)

Hz. Omer bir zatı vali olarak tayin etmek icin on gorusmeye cağırır. Halife onunla yapacağı isleri konusurken iceriye kucuk bir cocuk girer. Herkesin heybetinden korktuğu Hz. Omer cocuklara karsı son derece sefkatliydi. Halife Omer cocuğu yanına alıp oper ve yanına oturtur. Mustakbel vali: “Ey Muminlerin Emiri bu yavru oğlunuz mu? Diye sorunca: Hz. Omer: “Hayır, babası gazada sehit olmus bir oksuzdur o!” der. Mustakbel vali sasırır ve :“Ey Muminlerin Emiri zatı aliniz boyle yabancı bir cocuğu kucağınıza alıyorsunuz; ben ise uc cocuğumdan hic birini bu ana kadar boyle opup kucağıma almadım”der. Halife Omer katı kalpli babaya soyle soyler: “Evladına sefkati olmayanın, Allah’ın kullarına da sefkati olmaz. Bu gerekce ile sen vali olamayacaksın!”

 

“Kadı Yahudi’nin Lehine Cukum Verir. Cunku Hz. Ali’nin Elinde İspatlayıcı Deliller Yoktu”

İslam hukukunda, hukumdarların ve valilerin alelade mahkemelerde yargılandıkları, normal usullerle mahkeme edildikleri pek cok rastlanan vakalardandır. İste Ebu Talib’in oğlu Hz.Ali! Hilafeti esnasında zırhını kaybeder. Zırhının bir yahudide olduğunu ve yahudinin onda hak iddia ettiğini gorur. Durumu devrin kadısı Şüreyh’e intikal ettirir. Kadı, ey müminlerin emiri! Delil ve şahidin varmı? Diye sorar. Halifenin şahidi yoktur ve kadı yahudinin lehine hukum verir. Cunku Hz.Ali’nin elinde ispatlayıcı deliller yoktu. Yahudi (bazı rivayetlerde hristiyan geçer) kürkü alır ve gider birkaç adım attıktan sonra durur ve “bu kanunun peygaöberler kanunu olduğunu kabul ediyorum. Müminlerin emiri beni kendi hakimine dava ediyor da kadı onun aleyhine hüküm veriyor. Allahtan başka ilah olmadığına ve Muhammed as’ın Allahın kulu ve elçisi olduğuna şehadet ediyorum”.(139)

 

Hz. Peygamber Muaz b. Cebel’i Yemen’e Vali Olarak Gonderirken

Hz. Peygamber Muaz b.Cebel’i Yemen’e vali olarak gonderirken ona soyle tembih etmisti: “Allah’tan korkmanı, doğru hareket etmeni, her isi ehline vermeni, dost, ahbap hatırı icin kimseyi layık olmayanı is basına getirmemesi, Allah’ın rızasına uygun ve akli selimin kabul edeceği sekilde emir vermesi ve Allah’ın kitabını hakem yapmanı vasiyet ederim. Hangi din ve renkte olursa olsun kimseyi incitecek sekilde azarlama, onlara eza verecek herhangi bir muamelede bulunma! Doğru konusanlara kızarak bağırma, yalancıyı tasdik etme! Hasta, yoksul, aciz kimseleri ziyaret et ve ihtiyacını gidermeye calıs! Daima yoksul sınıfla yakından alakadar ol! Allahın rızası ve hak adalet yolunda kimsenin dedikodusuna aldırıs etme! Gerceği kabul ederek hukmunu oyle ver!” (Arifler Bahcesi, M. Sefer Uygun, Erenler Matbaası, İstanbul, 1973, s.102.)

 

“Padisahlığın Mayası Adalettir Adalete Aykırı Seylere Heves Etme”

Osman Gazi devletini fazilet esası uzerine kurmus, oğluna da bu ilkeye bağlı kalması icin vasiyyet etmisti: “Oğlum, senden dilediğim, zulum ve fenalığa iltifat etmememdir. Dunyayı doğrulukla senlendir ve benim ruhumu sad eyle. Đlim adamlarına hurmet et. Asker ve mal ile gururlanma. Padisahlığın mayası adalettir. Adalete aykırı seylere heves etme. Đstediğimiz Allah dinidir. Yoksa dunya padisahı olmak icin kuru mihnetlerle kavga etmek maksadını gutmuyoruz. Ben yalnız din maksadıyla hareket ettiğim gibi, senin de bu maksatla benim yolumda gitmen yarasır. Yardım ve inayetin yabancısı olan padisah icin saltanat adı efsane kalır. Allah’ın lutfune yakın olmak icin, sen de gece gunduz reayayı -halkı- korumaya calıs.”(201)

 

“Ey Oğullarım! Allaha Yemin Ederim ki Sizin Olan Bir Hakkınızı Size Vermemezlik Yapmadım, Đnsanların Mallarını da Alıp Size Veren de Olmadım”

Olum doseğindeki Omer b. Abdulaziz’e halkı soyle der: “Ey Muminlerin Emiri! Coluk   cocuğunu devlet malından yemelerini yasakladın. Onları hicbir seyleri olmayan fakirler olarak terk ettin” denildi. Omer b. Abdulaziz coluk cocuğumu yanıma getiriniz” der. Onların hepsini yanına getirdiler. Bunlar on kadar erkektiler. Onları gorduğunde gozleri yasardı. Sonra onlara soyle der: “Ey oğullarım! Allah’a yemin ederim ki sizin olan bir hakkınızı size vermemezlik yapamadım, insanların mallarını da alıp size veren de olmadım. Siz ancak iki zumreden birisiniz. Ya salih –ki Allah salih olanların koruyucusudur- veya salih olmayanlarsınız. Đste ben bunlara –Salih olmayanlara-Allah’a isyan etmede yardımlasacakları hicbir sey bırakmıyorum. Haydi, bakayım yanımdan ayrılınız” der.(219)

 

“Ey Umeyr! Sen Allah’tan Ve Peygamberden Kork ki, Senden Asağı Olanlar da Senden Korksun! Allah’ın Senin Hakkında Ne Yapmasını istersen, Sen de idarenin Altındakilere Oyle Davran”

Hz. Omer Ensardan Umeyr b. Said’i Humus sehrine vali olarak tayin etmisti. Aradan bir yıl gecer. Bu sırada Halife Omer devlet adına toplanmıs olan malları alıp baskente getirmek icin valiye bir zatı gonderir. Vali gonderilen bu zatla bir arada otururlarken islam devletine vergi odeyen zimmilerden biri aniden oraya gelir. Yuksek sesle konusmağa baslar. Bunu bir cesit kustahlık sayan vali ona: “Sus! Allah senin yuzunu karatsın! Diyerek azarlar. Bu sırada Hz. Omer’in vazifeli olarak gondermis olduğu kisi ise adeta valiyi muaheze edercesine soyle soyler: “Ey Umeyr! Sen Allah’tan ve peygamberden kork ki, senden asağı olanlar da senden korksun! Allah’ın senin hakkında ne yapmasını istersen, sen de idarenin altındakilere oyle davran. Devlet adamı; yonetimi altındakilere iyi davranmalı, idarede haksızlık ve adaletsizlik yapmamalı, adam kayırmamalı. Adaletli, haksever olursan ve idaren altındaki insanların mutluluğu icin calısırsan senin en buyuk yardımcın Cenab-ı Hak olur!” (226)

 



Bu vaaz İdris YAVUZYİĞİT tarafından
RİYÂZÜ’S-SÂLİHÎN” (8 cilt); “EtTerğib vetTerhib” (Huzur Yayınevi); “Güzel Vaaz Ve Sohbetler” Ragıp Güzel; “Adalet” Tahir Tural…’ın eserlerinden istifade edilerek hazırlanmıştır.
Ölenleri rahmetle anıyor yaşayanlara sıhhat ve afiyetler diliyorM

Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam27
Toplam Ziyaret77797
SEÇME YAZILAR