• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

İBADETLERDE DEVAMLILIK

İBADETLERDE DEVAMLILIK

 

 “İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.” Mevlana

Güneş ile dünya arasına ay girince, dünya karanlıkta kalır. ALLAH ile kul arasına dünya girince, kul karanlıkta kalır... N.F.K

 

İbadet, Allah’a tazim ve saygı göstermek ve O’nun bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir. İnsanı yoktan var eden ve ona hayat nimetini ihsan eden Allah’tır. İnsanın kendisine lütfedilen sayısız nimetlere karşılık, Allah’a minnet duyması, O’na bağlanması, O’nun emir ve yasaklarına riayet etmesi kulluğunun gereğidir. Buluğ çağından itibaren başlayıp, hayat emanetinin teslim edilmesine kadar devam etmesi gereken bu görev, sadece belirli günlere, saat ve dakikalara bağlı değil bilakis bütün hayatı kapsamaktadır.

İslam’ın İman davetine icabet edip kabul ettikten sonra, imanın gereğini yerine getirmek gerekir: İmanın gereği ameldir, iman, amel etmeyi gerektirir. Mü’min, kalbine imanın sevgisini, aklına ilim ve hikmeti, günlük yaşamına ibadeti, huyuna ve ilişkilerine ahlakı uyarlarsa kamil bir mü’min olabilir.

 

اَلَّذى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزيزُ الْغَفُورُ

“O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.” (Mülk, 67/2)

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ()

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat (51)56).

قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّى لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا

De ki: "Sizin ibadetiniz olmayınca Rabbim size ne kıymet verir. Halbuki, siz tekzîp ettiniz, artık (bu tekzîpin cezası size) yakın bir zamanda ulaşacaktır." (el-Furkan (25)77).

اَيَحْسَبُ اْلاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى

İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyâmet, 75/36 )

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لاَ تُرْجَعُونَ

Sizi sadece boş yere yarattığımız ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”( Mü’minûn, 23/115)

يَآاَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِى خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ ‏تَتَّقُونَ

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize Kulluk ediniz...”( Bakara, 2/21) gibi âyetler, insanın sorumlu ve mükellef bir varlık olduğunu ifade etmektedir.

 

İnsanın bu mükellefiyetinin de ömür boyu devam etmesi gerektiğini Mevla’mız kuranı keriminde bizlere ifade etmiştir:

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِدٖينَ

 

Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!Ve sana ölüm gelinceye değin Rabbine ibadet et.”  (el-Hicr (15) 99).

 

Çünkü ibadetler süreklilik ister. Tatili Kabul etmez. Namazımız, orucumuz, sair ibadetlerimiz her daim ve zamanda mükellefiyetimiz var olduğu, devam ettiği sürece devam eder.

اَلَّذٖينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ اِلَّا الْمُصَلّٖينَ

Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar, ki onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler;)”( Meâric, 70/23)

وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا

„Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekat vermeyi emretti“. (Meryem, 19/31) 

 

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلوةِ الْوُسْطى وَقُومُوا لِلّهِ قَانِتينَ ()

Namazlara ve orta namaza devam ediniz. Gönülden boyun eğerek Allah için namaza durum” .  (el-Bakara (2) 238).

وَاْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَانَسَْلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوى ()

Ehline namaz ile emret, ve sen de onun üzerine sabret, Biz senden bir rızk istemiyoruz, seni Biz rızıklandırırız. Akibet muttakilerindir”.(Ta-Ha (20)132).

 

Görüldüğü gibi ibadetlere devamlılık teşvik edilmiştir. Devamlı surette yapılan ibadetlerin az da olsa ara sıra yapılan ibadetten hayırlı olduğu anlaşılmaktadır. Zira devamlı bir şekilde yerine getirilen ibadet, az bile olsa Allah’a itaati, bağlılığı ve O'nu hatırlamayı ifade eder. Bu açıdan devamlı yapılan bir ibadet, devam etmeyen çok amelin kat kat önüne geçer.

  Farz ve vacip olan ibadetlerde (namaz, zekat, oruç, kurban, keffaret vb.) kesinti söz konusu olamaz. Bunların miktarları ve vakitleri kesin olarak tayin edilmiştir. Ayrıca revâtip (bir tertip ve düzen içinde beş vakit farz namazları ile birlikte ve belli devamlılık içinde kılınan) sünnetlerde de süreklilik esastır. Dolayısıyla azlık-çokluk bu ibadetler için söz konusu olamaz. Azlık-çokluk ancak bunların dışında tatavvû (gönüllü) olarak yapılan ibadetlerde mevzu bahistir. Bir mü’min bu konuda prensip sahibi olmalı, gönüllü olarak ifa edilen ibadetlere de kendisini azar azar alıştırmalı ve devamlılık prensibini uygulamaya çalışmalı ve nefsini bu yönde de terbiye etmeye gayret etmelidir.

 

Sadece dünya nimetleri peşinde koşmayacağız. Elbetteki evimiz, işimiz, arabamız, bağımız, bahçemiz olacak. Çocuklarımız için birşeyler yapabiliyorsak yapacağız. Ancak ebedi bir hayat, ölüm sonrası için de dünya için çalıştığımız gibi çalışmalı ve ibadet etmeliyiz.

 

 

وَابْتَغِ فيمَا اتيكَ اللّهُ الدَّارَ الْاخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدينَ ()

“Ve Allah'ın sana verdiğinde, ahiret yurdunu araştır ve dünyada olan nâsibini de unutma ve Allah sana ihsan ettiği gibi ihsanda bulun ve yeryüzünde fesat arama. Şüphe yok ki, Allah müfsitleri sevmez.” (el-Kasas (28) 77).

 

اكْلَفُوا مِنَ الْعَمَلِ مَا تَطِيقُونَ. فَإنَّ خَيْرَ الْعَمَلِ أدْوَمُهُ وَإنْ قَلَّ.

            Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Farz olmayan amelden gücünüz yettiği kadar yüklenin. Çünkü amelin hayırlısı devamlı olanıdır, az bile olsa."

 

عَنْ عَائِشَةَ أَنَّهَا قَالَتْ كَانَ أَحَبُّ الْعَمَلِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ (صعلم)  الَّذِي يَدُومُ عَلَيْهِ صَاحِبُهُ

Hz. Aişe Annemiz: “Rasulullah (s.a.v)'in en sevdiği amelin devamlı yapılanın olduğunu söylemiştir”. (Buhari, Rikak, 18; 5981)

 

 دَخَلَ عليَّ رَسُولُ اللّهِ  وعنْدِى امرأةٌ مِنْ بَنِى أسَدٍ. فقالَ: مَنْ هذه؟ قلتُ: فلَانَةٌ تَنَامُ اللّيلَ. فقالَ مهْ: عَلَيْكُمْ منْ الاعْمَالِ مَا تُطِيقُونَ فإنّ اللّهَ تَعالَى لاَيَمَلُّ حتّى تَمَلُّوا، وَكَانَ أحبُّ الدِّينِ إلَيْهِ مَا دَامَ عَلَيْهِ صاحِبهُ

Hz. Aişe (r. anhâ) diyor ki: "Yanımda Benî Esed kabilesinden bir kadın vardı. Bu sırada Hz. Peygamber (a.s) içeri girdi ve: "Bu kimdir?" buyurdu. "Falancadır, geceleri hiç uyumaz, (ibadet yapar)" dedim. Resûlullah (a.s): "Sus, yeter! Size, tâkat getirebileceğiniz amel yaraşır. Siz (ibadet yapmaktan) usanmadıkça, Allah da (sevab vermekten) usanmaz. Allah'a en hoş gelen dinî amel, kişinin devamlı olarak yaptığı ameldir" buyurdu. (Buhârî, İman 32, Teheccüd 18; Müslim, Salâtu'l-Musâfirin 220-221 (785); Muvatta, Salatu'l-Leyl 4, (1, 118))

 

Ebu Cuheyfe (r.a) anlatıyor: Resûlullah (a.s) Selman'la Ebu'd-Derda (r .a)'yı kardeşlemişti. Selman bir defasında Ebu'd-Derdâ'yı ziyaret etti. Evde, Ebu'd-Derdâ'nın hanımını düşük bir kıyafet içinde buldu. "Bu halin ne?" diye sordu, kadın: "Kardeşiniz, Ebu'd-Derdâ'nın dünya ile alakası kalmadı" diye açıkladı.

Ebu'd-Derda geldi ve Selman (r.a)'a yemek getirerek: "Buyur, ye!" dedi ve ilave etti: "Ben orucum!". Selman: "Hayır sen yemezsen ben de yemem" dedi. Beraber yediler. Akşam olunca Ebu'd-Derdâ (Selman'dan gece namazı için müsaade istediyse de, Selman: "Uyu" dedi. Beraber uyudular. Bir müddet sonra Ebu'd-Derda namaza kalkmak istedi. Selman tekrar: "Uyu!" dedi. Uyudular. Gecenin sonuna doğru Selman "Şimdi kalk!" dedi. Kalkıp beraber namaz kıldılar. Sonra Selman şu nasihatta bulundu: "Senin üzerinde Rabbinin hakkı var, nefsinin hakkı var, ehlinin de hakkı var. Her hak sâhibine hakkını ver." Ertesi gün Ebu'd-Derdâ, durumu Hz. Peygamber (a.s)'e anlattı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Selman doğru söylemiş" buyurdu. (Buhârî, Savm 51)

 

إِنَّ اللّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَجْسَادِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ. التَّقْوَى هَهُنَا، التَّقْوَى هَهُنَا، التّقْوَى هَهُنَا، وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ.

Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resulullah (a.s) buyurdular ki: …Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır-eliyle göğsünü işaret etti..." (Müslim, Birr 28)

 

Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s)'in zevce-i pâklerinin hâne-i saâdetlerine bir gurub erkek gelerek Resûlullah (a.s)'ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: "Resûlullah (a.s) kim, biz kimiz? Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O'na az ibadet de yeter) dediler. İçlerinden biri: "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım" dedi. İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terketmeyeceğim"dedi. Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim" dedi. (Bilâhere durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (a.s) onları bularak: "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah'a yemin olsun Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurdu. (Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5)

 

Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s)'e benim "Hayatta kaldığım müddetçe vallahi gündüzleri oruç tutacağım geceleri de namaz kılacağım" dediğim haber verilmiş. Beni çağırtarak,: "Sen böyle böyle söylemişsin doğru mu?" dedi. "Annem babam sana feda olsun, evet böyle söyledim ey Allah'ın Resûlü" dedim. "İyi ama, dedi, sen buna güç yetiremezsin, bazan oruç tut, bazan ye; gece kalk, uyu da. Ayda üç gün tut (bu yeter), zira hayırlı işleri Allah on misliyle kabul ederek ücret veriyor. Bu üç gün, aynen yıl orucu yerine geçer" buyurdu. Ben: "Söylediğinizden daha fazlasına güç yetiririm" dedim. "Öyleyse, dedi, bir gün oruç tut, iki gün ye" Ben tekrar "Bundan başkasına da güç yetiririm" dedim. "Öyleyse, dedi, bir gün tut, bir gün ye. Bu Hz. Dâvud aleyhisselam'ın orucudur. Bu en kıymetli oruçtur -veya en efdal oruçtur.-" Ben yine: "Ben bundan daha fazlasına güç yetiririm"  dedim. Resûlullah (a.s): "Bundan efdali yoktur" buyurdu. (Buhârî, Savm 54)

 

Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "Bana haber verildiğine göre sen yıl orucu tutuyor, her gece de "Kur'an'ı (hatmen) okuyormuşsun, doğru mu?" dedi. Ben: "Evet ey Allah'ın Resûlü, doğrudur, ancak bunda maksadım sadece hayırdır" dedim." Rivayette konuşma şöyle devam eder: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana:

"- Kur'ân'ı ayda bir kere oku" dedi. Ben:

"- Daha fazlasına da güç getirebilirim" dedim.

"- Öyleyse on beş  günde bir kere oku" dedi. Ben tekrar:

"- Bundan fazlasına da güç getirebilirim" dedim.

"- Öyleyse, buyurdu, her yedi gecede bir kere oku, daha aşağı düşme" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana şunu da söyledi:

"- Bilmezsin, belki uzun bir ömrün olur (yaşlılığında ahdi yerine getiremezsin)". Abdullah der ki: Ben nefsime şiddetli davrandıkça, (bundan vazgeçmem için) bana da şiddet gösterildi. İhtiyarladığım zaman, Resûlullah (a.s)'ın tanıdığı ruhsatı kabul etmiş olmayı temenni ettim."

 

Salih Amellerle Kul Öyle Bir Hale Gelir ki,

قَالَ اللّهُ تَعالى: مَنْ عَادَى لِي وَلِيّاً فَقَدْ آذَنْتُهُ بِحَرْبٍ، وَمَا تَقَرَّبَ اليّ عَبْدِي بِشَىْءٍ أحَبَّ الىَّ مِنْ أدَاءِ مَا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، ولاَيَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبَ اليّ بِالنَّوافِلِ حَتّى أُحِبُّهُ، فإذا أحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِى يَسْمَعُ بِهِ. وَبَصَرَهُ الَّذى يُبْصِرُهُ بِهِ وَيَدَهُ الَّتِى يَبْطِشُ بِهَا. وَرِجْلَهُ الَّتِى يَمْشِى بِهَا، وإنْ سَألَنِى أعْطَيْتُهُ، وإنِ اسْتَعاذَنِى أعَذْتُهُ، وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَىْءٍ أنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِى عَنْ قَبْضِ نَفْسِ عَبْدِى الْمُؤْمِنِ، يَكْرَهُ الْمَوْتَ وَأكْرَهُ مَسَاءَتَهُ.

Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor:  "Resûlullah (a.s) buyurdular ki:

"Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu  bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri  eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." [Buhârî,  Rikak 38.]

 

 

قالَ رَسُولُ اللّهِ: بَادِرُوا بِالاعْمَالِ سَبْعا؛ً هَلْ تَنْتَظُرونَ إ لا َّفَقْراً مُنْسِياً، أوْ غَنىً مُطْغِياً، أوْ مَرَضاً مُفْسِداً، أوْ هَرمَاً مُفْنِداً، أوْ مَوْتاً مُجْهِزاً، أوِ الدَّجَّالَ، فَشَرُّ غَائِبٌ يُنْتَظَرُ، أوِ السَّاعَةُ أدْهَى وَأمَرُّ

Hz. Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki: "Yedi şeyden önce amelde acele edin:

* Unutturucu fakirliği mi  bekliyorsunuz?

* Tuğyan ettirip azdırıcı zenginliği mi bekliyorsunuz?

* İfsad edici hastalığı mı bekliyorsunuz?

* Aklınızı götürecek ihtiyarlığı mı bekliyorsunuz?

* Ani ölüm mü bekliyorsunuz?

* Deccali mi bekliyorsunuz. Bu beklenen gaib bir şerdir.

* Yoksa kıyameti mi bekliyorsunuz? Kıyamet ise hepsinden kötü, hepsinden daha acıdır." (Tirmizî, Zühd 4,)

 

سُئِلَ رَسُولُ اللّهِ(صعم): أىُّ النَّاسِ خَيْرٌ؟ قَالَ: مَنْ طَالَ عُمُرُهُ وَحَسُنَ عَمَلُهُ؛ قِيلَ: فأيُّ النَّاسِ شَرٌّ؟ قَالَ: مَنْ طَالَ عُمْرُهُ وَسَاءَ عَمَلُهُ.

Hz. Ebu Bekre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s)'a "Hangi insan daha hayırlıdır?" diye sorulmuştu:

"Ömrü uzun, ameli de güzel olandır" buyurdular."

"Öyleyse insanların kötüsü kimdir?"  diye soruldu:"Ömrü uzun, ameli kötü olandır!" buyurdular." (Tirmizî, Zühd 22)

 

Aişe validemizin anlattığına göre Hz. Peygamberimiz, ayakları şişinceye ve patlayacak dereceye gelinceye kadar namaz kılardı. “Geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde, kendine bu şekilde niçin zahmet veriyorsun” sorusuna Hz. Peygamber, “Şükreden bir kul olmayayım mı?” diyerek cevap vermiş ve yaptığı bu uygulamanın kulluğun bir şükranesi olduğunu ifade etmiştir.( Buharî, Teheccüd, 6)

الْوُضُوء شَطْرُ الايمان، وَالْحَمْدُ للّهِ تَمْلا‘ُ الْمِيزَانَ، وَسُبْحَانَ اللّهِ وَالْحَمْدُ للّهِ تَملا‘نِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالارْضِ، والصَّلاَةُ نُورٌ، والصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ، وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ، وَالْقُرآنُ حُجَّةٌ لَكَ أوْ عَلَيْكَ، كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو، فَبَايِعٌ نَفْسَهُ فَمُعْتِقُهَا أوْ مُوبِقُهَا[.

Ebu Malik el-Eş'arî (r.a) anlatıyor: "Resulullah (a.s) buyurdular ki:"Abdest imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur; sübhanallah velhamdülillah arz ve sema arasını doldurur; namaz nurdur; sadaka  bürhandır; sabır ziyadır; Kur'an ise lehine veya aleyhine bir hüccettir. Herkes sabahleyin kalkar, nefsini satar; kimisi kurtarır kimisi de helak eder." (Müslim, Taharet 1)

إنّ هذا الدِّينَ يُسْرٌ، ولنْ يشادَّ الدِّينَ أحدٌ إلا غَلَبَهُ

"Bu din kolaylıktır. Kimse (aşırı gayretle) dini geçmeye çalışmasın, (başa çıkamaz, yine de yapamadığı eksiklikleri kalır ve) galibiyet dinde kalır". (Buhârî, İman 29).

 

Salih amel; bir işi doğru(usulüne uygun), iyi(samimi) bir niyetle ve güzel bir yöntemle yaparak yararlı sonuçlar elde etmektir. Sadece ibadetlerimiz değil, insani ilişkilerimiz, ticaretimiz, hizmetimiz ve faaliyetlerimiz de salih amel kriterlerine uygun olmalıdır.

 

İman ile Müslüman oluruz, salih amel ile Allah’ın rızasını kazanır ve Allah’ın salih kulları arasına gireriz. Cennete ise amelimizin miktarı ile değil amelimizdeki ihlas ile girebiliriz.

إذا أحْسَنَ أحَدُكُمْ إسْلامَه فكلُّ حسنةٍ يعملُها تُكْتَبُ لهُ بعشرِ أمْثالِها إلى سبعمائة ضعْفٍ، وكلُّ سيئةٍ يعملها تُكتَبُ بمثلها حتى يَلقى اللّهَ تعالى

 Ebu Hüreyre (r.a) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s) buyurdular ki: "Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı her bir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder."  (Buhârî, İman 31; Müslim, İman 205, (129)).

 

Salih amel işleyenlerin dünya mükafatı, huzurlu bir hayat ve saygın bir kişilik, ahiret mükafatı ise cennettir.

وَمَنْ يَاْتِهٖ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُولٰئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلٰى

Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir”. .”(Taha,75)

 

وَبَشِّرِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ

İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır.”

 

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُضيعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ  عَمَلًا

“İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar var ya, şüphe yok ki biz öyle güzel işler yapanların mükafatını zayi etmeyiz”. (Kehf, 18/30)

فَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِه وَاِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ

İnanmış olarak yararlı iş işleyenin emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız.” (Enbiya, 21/94)

 

İbadete Kim Muhtaçtır ? Yaratan mı? Yaratılan mı?

 

Allah (c.c.)’ın ibadete ihtiyacı yoktur. İbadete asıl ihtiyacı olan bizleriz. İbadetlerimiz sebebiyle ve Allah (c.c.)’ın lütuf ve merhameti ile O’nun azabından korunup, cennetine girebiliriz.

 

Bilinçli iman, kişinin Rabbini bilmesidir. (marifetullah). Salih amel ise, kişinin Rabbi ile ilişkisinin tarzını ve usulünü bilmesi, bir beşer olarak insan olması, işini bilmesi ve asli görevlerini ifa etmesidir.

 

Bir gün İbrahim Ethem’e demişler ki:

-Bu sene havalar çok kurak geçiyor, bitkiler kurudu, kıtlık hüküm sürüyor, biz yağmur duasına çıkıyoruz, sen de bize katıl. O Allah dostu şöyle cevap vermiş:

-Siz kulluğunu bilin, O Rabliğini bilir. Siz Allah’ın güzel kulları olun, o yağmur da yağdırır, ekini de bitirir, rızkı da bol bol ihsan eder.

 

يسِّرُوا وَلا تُعَسِّرُوا وَبَشِِّرُوا وَلا َتُنَفِّرُوا

Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Resûlullah (a.s) şöyle buyurdu: "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın ve müjdeleyin, nefret ettirmeyin." (Buhârî, İlm 12)

 

İman ettim, elhamdülillah müslümanım diyerek her şeyin bittiği yanılgısına kapılmayınız. İman bir başlangıçtır. Amel ile iman sağlamlaştırılacak ve kuvvetlenecektir.

أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُون

İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? (Ankebut,2)

 

فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ* وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ

“O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul. Ve ancak Rabbine yönel”. (İnşirah, 94/7-8)

 

İman söz vermek, amel ise verdiği sözü yerine getirmektir. Er kişi sözünde durur.

 

Biz insanlar için, Allaha kulluğun sadece belli günlere tahsis edilmesinin uygun olmadığı ayet ve hadislerden, Hz. Peygamberin hayatından anlaşılmaktadır. Allah Teâlâ’nın Ramazan ayı, kadir gecesi, Cuma günü, seher vakti gibi kıymetli, rahmetinin ve bağışlamasının bol olduğu günleri tahsis etmesinin sebebi, mü’minlere olan engin rahmetinin sonucudur. Allah Teâlâ’nın diğer günleri de kulluğun yerine getirilmesi, ibadetlerin ifa edilmesi için önemli ve anlamlıdır. Akıp giden zaman içerisinde kulluk ve onun gereği olan ibadetlerin de kesintisiz ve noksansız devam etmesi gerekir. Mü’min, emanet olarak verilen hayatın, hiç ara vermeden tükendiğini unutmamalı ve kulluğun ebediyete uzanan çizgide sürekli devam etmesi gerektiğini aklından asla çıkarmamalıdır.

 

İnsan “Kainatta ben Allah’tan başkasına hürriyetimi veremem ve ancak O’na ve O’nun emrine boyun eğerim. İtaat etmeyi sever, isyandan nefret ederim, İyiliğe koşar, kötülükten sakınırım, iyiliğin başını da hakta bilirim. Allah’ın emrine uymayan, Allah hesabına  yapılmayan hiçbir şeye ölürüm de baş eğmem. Çünkü ben yoktum, O beni var etti ve terbiye edip bana hürriyet verdi. Bu can, bu vicdan ve hürriyet bende O’nun emanetidir. Bunu yapan isterse sonsuz defalar daha yapabilir. Bundan dolayı O’nun yolunda her şeyi feda ederim. İstediği zaman alacağı canımı da feda ederim. İstediği zaman yapabileceği dünyayı da feda ederim. Bu uğurda acılara katlanır, iyilik ve hastalıklara göğüs gererim. Katlanamaz, geremezsem ölürüm. O’nun emri, zaten öleceğim. Ölürsem de böyle imanla, böyle bir dostlukla ölürüm. Başlangıcım toprak, sonum toprak olur. Allah’tan gelir, Allah’a giderim. İşte ben Allah’ın böyle bir kuluyum...” diyebilmeli ve sadece Allah İçin yapacağını yapmalıdır.( Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İstanbul, 1971, I, 103)

 

Mutluluğu, dışarıda aramayınız, başkalarından beklemeyiniz, mutluluğu önce imanın tadını, sonra da ibadetin tadını elde ederek her işi yerli yerince yaparak kendi içinizde üretmeye çalışınız.

Denilir ki, içilen her kahvenin tadı farklıdır. Bu tat, içtiğiniz yere ve birlikte içtiğiniz kimselere göre değişir. İbadetin tadına ermek için Allah’ın evi ve Kabe’nin şubeleri sayılan camilerden ve Allah’ın huzuruna kabul edilmiş cemaatten daha seçkin bir yer olamaz.

 

İBADETİN YAŞI OLUR MU?

Terzi idi. İyi bir terzi. Dikeceği elbiseleri dört dörtlük dikerdi. Hiç bir eksiklik bırakmamaya çalışırdı. Bazılarının "kim anlar onu!" dediği yanlışları bile hemen düzeltmeye çalışırdı.

            Onun için gece gündüz çalıştığı olurdu. Çoğu akşamları sabahlardı dükkanda, elindeki işi bitirmek için.. Namazlarını hiç kaçırmazdı. Çoğu zaman camiye gider bazen de dükkanda kılardı.

Birgün ezan okunuyordu. Hemen dükkanını kapayıp camiye yetişmek istiyordu tam bu sırada karşı marangoz çağırdı    "hayırdır" diyerek içeri girdi. Adam çay söylemek istemişti. Ama o, kahve çayından nefret ederdi. Kendisinin küçük bir semaveri vardı onunla çayını ağır ağır kaynatırdı. Kibarca reddetti. Bir müddet bakıştıktan sonra marangoza;

-"Acelem var gitmem lazım" dedi bunun üzerine marangoz:

-işler nasıl? müşteriler çok mu gibi havadan sudan sorularla oyaladı. Biraz terzinin işini önemsemiyordu adeta. Bunun üzerine terzi bir kez daha kapıya doğru yöneldi. Bu sefer genç marangoz;

-Yahu abi seni hep namazdayken görüyorum. Daha çok gençsin, biraz yaşamamız gerekmez mi? Tamam yaşlanınca kılarız, uzatırız sakalı. Genç adam beklemediği soru karşısında biraz düşündü...

- Peki ya yaşlanamaz isek? Genç ölümleri hiç duymadın mı?

- Ya abi bırak gericiler gibi konuşmayı genç ölümler binde hata yüz binde bir olur. Yaşlanınca yapsak daha iyi olur yaşlılık

biçilmiş kaftan bu işler için...

Genç karşısındakine birşey anlatamayacağını anladı ve her zamanki tavrıyla nazikçe izin isteyip çıktı.

Ertesi gün dükkanına geldiğinde ise karşıda bir topluluk gördü, meraklandı. Dükkan mı soyuldu acaba diyerek sokuldu kalabalığa. Herkes üzgün bir halde idi. Kimseye soru soramadı. Etrafta bir zorlama izi de yoktu. İçeri girdikçe kalabalık artmıştı. Derken biri;

-YAZIK OLDU ÇOCUĞA DAHA GENÇTi..

İşitince bunları, anladı ne olduğunu...

 

 

“Babamın En Dikkat Cekici Tarafı Namaz Kılmayısı idi” (Namazsız hayat geçirmek kimseye fayda sağlamaz)

Gencin biri Mescid-i Saadetin kapısına gelir, gozyası dokmeye baslar. Onun uzuntusunu goren Efendimiz: “Ey delikanlı neden ağlıyorsun?” Genc: “Babam vefat etti. Cenazesini kimse kıldırmaya yanasmıyor, onun icin ağlıyorum” der.

Efendimiz yanında bulunan Hz. Ebu Bekir ve Hz. Omer’e: “Gidiniz bu gencin babasının cenazesini yıkayıp defnini yapın!” diye emreder. Giderler az sonra geri gelirler. Hem de cenazeye el surmeden. Efendimiz: “Neden geldiniz? Nicin cenazeyi kaldırmadınız” diye sorar.

Hz. Ebu Bekir ve Hz. Omer: “Ya Rasulullah biz bu cenazeyi normal bir insan seklinde gormedik. Sekli değismis huviyeti mesholmus. Endiseye dustuğumuzden cenazeye el surmeden sana geldik ya Rasulellah!” diye cevap verirler.

Efendimiz olay yerine gider. Cesedin korkunc olduğunu gorur. Dua eder ceset normale doner. Yıkayıp defnederler. Efendimiz daha sonra gence babasının durumunu sorar.

Babanızın en dikkate sayan tarafı neydi?” diye. Genc cevap verir: “Babamın en dikkat ceken tarafı namaz kılmayısı idi. Alnı secdeye gelmez yaratanına ibadet etmezdi. Genc baska seyler soylemek istediyse de Efendimiz: “Yeter durum anlasıldı. Bu kafidir” demek suretiyle namazın onemini arz eder. (Onlar Boyleydi, Ahmet Sahin, s.220–221)

 

“Sunnetin İcin Ya Rasulellah!” (Cemaat katılmak için şuur gerekir)

İki gozu kor olan bir zat vakit namazlarını cemaatle kılmaya ozen gosterir. Bir keresinde bu zat camiye giderken duser ve bası yaralanır. Eve donunce hanımı kendisine cıkısır. “Sen amasın evinde kıl! ”Ama hanımına soyle cevap verir: “Onun sunneti uğruna değil basım vucudum parcalansa az gelir.” Ama dusup yaralandığı gunun gecesinde Efendimizi ruyasında gorur. Efendimiz ona :“Hanımınla nicin munakasa ettin” diye sorar. Ama :“Sunnetin icin ya Rasulellah “diye cevap verir. Efendimiz amanın gozlerini sıvazlayıp goz nurunu iade eder.  (Kursuden Gonullere Hikmet Pırıltıları, Mehmet ERGUN, S.18)

 

 “Kuyuya Dusseydi Cıkarmaz mıydınız?” (Kardeşinin günahına takılıp kalma Kendine bak)

Hasbel beseriye islemis olduğu bir gunahtan dolayı insanların kendisine soyleyip durduğu bir kimseye tesaduf eden Ebu’d Derda (r.a) : “Bu adam bir kuyuya dusmus olsaydı siz onu cıkarmak istemeyecek miydiniz ?” buyurduğunda: “Evet cıkarırdık” demisler. Bu sefer Ebu’d Derda “Oyle ise din kardesinize seb betmeyiniz, sizi bu gunahtan koruyan Allah’a hamdediniz” buyurmuslar. Halkın Ebu’d Derda’ya “Sen bu adama buğzetmedin mi?” sorusuna 0: “Ben onun hareketine kızarım. 0 hareketini terk edince, o yine benim kardesimdir” diye cevap verir. (Kursuden Gonullere Hikmet Pırıltıları, Mehmet ERGUN, S.19)

 

“Hu! Hu! Hu!” (Her zaman ve halde hakla olmak )

Mana vadilerinin sultanı Sırrı Sakati bir gun velilerden birini gormek diledi. Bir dağın basına cıktı. Orada bir kisiyi gordu. Sessizliğin dehlizine dalmıs, kuytulara sinmis garip bir adam… Yanına sokulup selam verdi. O yalnız adam selamı aldıktan sonra Sırrı Sakati hazretleri tatlı bir eda ile sordu:

—Kimsin, nice bir kisisin? Adamın dudaklarından sadece su kelime dokuldu:

—Hu! —Ne islersin?  —Hu!

—Ne yersin? —Hu!

—Hu demekten muradın Allah mıdır?

O gonlu temiz adam Allah ismini isitince feryadı bastı ve bir anda yere dusup can verdi. (Kursuden Gonullere Hikmet Pırıltıları, Mehmet ERGUN, S.25)

 

 

 “Onu İyice Ağırlamadan Olmek İstemem!” (sadece ramazanda, kandillerde veya yaşlanınca değil ömür boyu ibadet)

Suleyman (a.s) mescide girdiğinde bir ihtiyar gorur ve ona sorar: —Olmek ister misin? —Hayır!

—Neden?

—Cunku genclik butun ser ve debdebesiyle gelip gecti… İhtiyarlık ise serapa kapımı caldı. Onu iyice ağırlamadan olmek istemem! (Kursuden Gonullere Hikmet Pırıltıları, Mehmet ERGUN, S.26)

 

“Gel Dostum Halimize Ağlayalım!”

Zunnun-i Mısri bir Ramazan Bayramı dostuna kalabalık halk topluluğunu gostererek: Bak! Bir aylık oruclarını tuttular diye seviniyorlar. Orucumuz kabul olup olmadığını ne arayan var ne de soran var. Gel dostum halimize ağlayalım!” demistir. (Kursuden Gonullere Hikmet Pırıltıları, Mehmet ERGUN, S.27)

 

İmam Azam Muhitinde Calınan Bir Koyunun Yasayabileceği Sene Muddetince Koyun Eti Alıp Yememisti (İbadet ve dualarımızın kabulü için helal ve harama dikkat)

Hz. Peygamber, sadaka malıdır korkusuyla bir hurmayı yemekten cekinmis, Hz. Ebu Bekir bilmeyerek, fala bakma karsılığında alınan sutu ictiği icin onu hemen istifra etmis, Hz. Omer de aynı sekilde bilmeyerek ictiği zekat devesinin sutunu kusmustur. Đmam Azam da muhitinde calınan bir koyunun yasayabileceği sene muddetince koyun eti alıp yememisti. (Kursuden Gonullere Hikmet Pırıltıları, Mehmet ERGUN, S.33)

 

 

 

 

İbadetlerin temel özellikleri:

  1. 1. Samimilik (ihlas-Din nasihattir hadisi)
  2. 2. Süreklilik (sana ölüm gelinceye kadar…)
  3. 3. İradilik (kendi tercihinle)
  4. 4. Bilinçlilik (enniyyetü tefrigun beynel ibâdâti vel âdati)
  5. 5. Sünnete uygunluk (sallu kema reeytumuni usalli)
  6. 6. İbadet dilinin din diline uygunluğu
  7. 7. İbadetlerden sembolik hareketler vardır (İbadetler akıl üstüdür)
  8. 8. Fonksiyenellik vardır (ruh-bilinç, dindarlık duygusunun gelişmesi)
  9. 9. Yeterlilik (güç yetirebilme-istitaat- etta’atü yelzemul istita’âtü)
  10. 10.  İbadet fert ve toplumun sosyal hayata intibakını ve insicamını sağlar

 

 

İdris YAVUZYİĞİT tarafında “Hasenat”; “Riyazüs Salihin”; “Kursuden Gonullere Hikmet Pırıltıları” Mehmet ERGÜN,  isimli eserlerden ve “İbadetlerin Devamlılığı Esastır” Kerim BULADI; “İman Amel Etmeyi Gerektirir” Mukadder Arif YÜKSEL’in örnek vaazlarından istifa
Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret77799
SEÇME YAZILAR