• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

Hz.Peygamber ve kardeşlik ahlakı

HZ. PEYGAMBER VE KARDEŞLİK AHLAKI


“Sevgi varken nefret niye, / Barış varken savaş niye/ Kardeşlik varken didişmek niye / Dostluk varken düşmanlık niye / Hoşgörü varken bağnazlık niye,/ Özgürlük varken tutsaklık niye, / Adalet varken, haksızlık niye?” Hacı Bektaş Veli

1441. Yıldönümünü kutladığımız alemlere rahmet olarak gönderiler Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in doğumu vesilesiyle 1989 yılından beri “Anmaktan Anlamaya” şiarıyla kutlana gelen kutlu doğum haftasının bu seneki konusu “Hz Peygamber Kardeşlik Ahlakı Ve Kardeşlik Hukuku”dur. Bizlerde bu sohbetimizde İslam kardeşliği üzerinde durmaya, kardeşliğimizi pekiştirmeye ve kardeşler olarak üzerimize düşen görevleri yeniden hatırlamaya gayret göstereceğiz.

Kainatı ve kainatta var olan her şeyi yaratan Allah’tır. Yaratılmış varlıklar arasında insanın özel ve şerefli bir yeri vardır. İnsanı diğer varlıklar arasında şerefli kılan, Allah’ın yarattığı esnada ona üflediği ilâhî ruh’tur.

Allah insanı “ahsen-i takvîm” üzere yaratmıştır. Boyunun düzgünlüğü, endamının eşsizliği, akıl, irfan ve düşünce sahibi, konuşan, yazan, sanat kabiliyeti olan bir varlık oluşu, güzeli çirkinden, hayrı şerden ayırabilme özelliği, Yeryüzünde halife tayin edilmesi, Peygamberler ve kitaplar gönderilmesi, ilahi emanetin yüklenmesi Ve yaptıklarından da sorumlu tutulması gibi daha pek çok üstünlük insana verilmiştir.

Allah, insanı yeryüzünde halife yapmakla ona şeref ve değer bahşetmiştir. İnsan bu özelliği ile, yüce yaratıcının sayısız nimetlerinden yararlanıp, O’na kulluk ve şükür halinde bulunacaktır. İnsanın yaratılış gayesi de budur. Kısaca insanın görevi, Allah’ın iradesi doğrultusunda hareket etmek ve mutlu olmaktır.

Allah Teala yaratmış olduğu insana inanma, inancına göre yaşama, birlik ve beraberlik içerisinde olma, yaşama ve yaşatma, müminlerle kardeş olma gibi bir takım dini, dünyevi, uhrevi sosyal haklar ve görevler vermiştir. Bu hak ve görevlerin en önemlilerinden birisi kardeşliktir.

Kardeş: “Aynı anne ve babadan doğan veya ortak değerlere sahip olan kimseler” demektir. Arapça'da ahi kelimesiyle karşılanmaktadır. Kardeşler, arkadaşlar anlamına gelen ihve ve ihvân kelimeleri ise ahi kelimesinin çoğuludurlar.

Nesep kardeşliğinin dışında bir de ayın dine veya dünya görüşüne mensup olmayı ifade eden akide kardeşliği söz konusudur. İslâm dininde kardeşlik, bütünüyle akide temeline dayanmaktadır. (Mehmet METİNER, Şamil İslam Ansiklopedisi)

Allah (c.c), Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

"Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup sakının umulur ki esirgenirsiniz" (el-Hucurat 49/10).

Âyeti kerimeden de açıkça anlaşılacağı üzere, ancak iman bağıyla bir araya gelenler kardeş olarak kabul edilmektedirler. Buna göre yeryüzünün neresinde yaşıyor, hangi dili konuşuyor, hangi kavme mensup, hangi renge sahip olurlarsa olsunlar bütün Mü'minler birbirlerinin kardeşleridirler yani birbirlerinin sadık dostlarıdırlar.

Kısaca çerçevesini çizmeye çalıştığımız kardeşlik esas itibarıyla 6 gruba ayrılır:

  1. Nesep Kardeşliği
  2. Kan Kardeşliği
  3. Gurup-Kabile Kardeşliği
  4. Siyasi Kardeşlik
  5. Ahret Kardeşliği
  6. Din Kardeşliği
  7. İnsanlık Kardeşliği

Biz burada din kardeşliği üzerinde duracağız. Ayet ve hadisler ışığında kardeşliği anlamaya ve birbirimize karşı olan görevlerimizi yeniden düşünmeye çalışacağız.

KARDEŞLİĞİN ÖNEMİ

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهٖ اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

 

“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Âli Imrân suresi 103. Ayet)

 

Kıymetli kardeşlerim Kardeşlerin arasını Allah birleştirmiştir

وَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا مَا اَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلٰـكِنَّ اللّٰهَ اَلَّفَ بَيْنَهُمْ اِنَّهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ

 

Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” (Enfâl suresi 63. ayet)

 

وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُولٰئِكَ مَعَ الَّذٖينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّٖنَ وَالصِّدّٖيقٖينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحٖينَ وَحَسُنَ اُولٰـئِكَ رَفٖيقًا

“Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (NİSA suresi 69. ayet)

 

Müminler binanın yapı taşları gibidirler, birbirlerini tamamlarlar

Ebu Musa (radıyallahu anh)'nın rivayetine göre Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur:

المُؤمِنُ لِلمؤمنِ كَالبُنْيَان يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضاً

 “Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”  (Nesâî, Zekât 66) Binanın yapı taşlarında kırılmalar, çatlaklar oluşmaya başladığında bu kırılma ve çatlamalar sadece o parçayı değil bütün binayı da etkileyebilir. Dolayısıyla İslam ile kardeş olduğumuzu unutmadan kardeşlerimizdeki kırılma ve çatlamaları kardeşlik çerçevesi içerisinde tamir etmek durumundayız.

Unutmayalım ki “Mümin müminin aynasıdır” buyuruyor efendimiz

… المُسْلِمُ أخُو المُسْلِمُ لاَ يَخْذُلُهُ وَلاَ يَكْذِبُهُ وَلاَ يَظْلِمُهُ. إنَّ أحَدَكُمْ مِرْآةُ أخِيهِ، فإن رَأى بِهِ أذَى فَلْيُمِطْهُ عَنْهُ.

"…Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona yardımını kesmez, ona yalan söylemez, ona zulmetmez. Her biriniz, kardeşinin aynasıdır, onda bir  rahatsızlık görürse bunu ondan izale etsin." (Müslim, İman 95)

Müslümanlar Hangi ırktan, hangi renkten, hangi bölgeden, hangi kavimden ve hangi dilden olursa olsun, katıksız iman kardeşidirler. Onlar Rabb olarak Allah`a, din olarak İslâma`a ve önder olarak Resulullah Muhammed (sav)'e Katıksız iman etmişlerdir. Bundan dolayı kardeşler olmuş ve İslam Milletinin mensupları haline gelmişlerdir.

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bu vahdet bayrağı altında birleşen mü'minler aynı milletten olup sanki bir vücudun organları gibidirler. Hepsi iman bağıyla birbirine bağlanmış, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulpa yapışmışlardır. 

مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالحُمَّى.

Numan b Bişri (ra)' ın rivayetiyle şöyle buyuroyur:  Rasulullah (sav): Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” ( Buhârî, Edeb 27)

Sevgisizlik, merhamet yoksulluğu ve şefkatsizlik, acı veren ve insanı ateşler içinde yakıp kavuran bir hastalık gibidir.

 

Vücut uzuvları bir gün kendi aralarında toplantı yaptılar. Hepsi mide için çalıştıklarından şikayetçidirler. “Mide hiçbir şey yapmıyordu ve onlar olmadan da hiçbir şey yapamazdı” diye düşünüyorlardı. Oldukça sinirliydiler. Toplantının sonunda organlar artık midenin isteklerini yerine getirmemeye karar verdiler.

Göz, ben bundan sonra seçmeyeceğim; eller tutmayacağım; ağız, gıdaları kabul etmeyeceğim; dişler, çiğnemekten vazgeçeceğim; ayaklar, mide için adım atmayacağım diyerek kararlarını ifade ettiler.

Dediklerini yaptılar ve mideyi boş bıraktılar. Fakat aradan çok geçmemişti ki, gözler bulanmaya, eller titremeye, ağız kurumaya, dişler çürümeye, ayaklar takatsiz kalmaya başladı. Görünen o ki, mide onlarsız hayatını sürdüremese de, onlar da midesiz yaşayamayacaktı.

Bir vücudu meydana getiren bütün uzuvların bir biri için çalıştığını ve böyle bir birliktelik olmadan yaşayabilmenin mümkün olmadığını anladılar. Demek ki, herkes birbiri için çalışıyordu ve her uzvun eksikliği hissedilecekti.

Milletler ve hatta insanlık, bir tek vücut gibidir. İnsanlar ve kurumlar o vücudun sıhhati, gelişip ilerlemesi herkesin üzerine düşeni yapması ile mümkündür. Yoksa huzursuzluk, kokuşma, çürüme, anarşi ve gerileme başlar. Hiç kimse halinden memnun olmaz, hiç kimse tek başına hakiki saadeti yakalayamaz.

Gerçek manada imanın lezzetini yaşamak için efendimiz bizlere 3 hususu bildiriyor

« ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيَمَانِ : أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا ، سِواهُما ، وأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إِلاَّ للَّهِ ، … »

 “Üç  özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar: Allah ve Resûlünü, (bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. …”  )Buhârî, Îmân 9)  

Sevgi, yaratılıştan sahip olduğumuz bir duygudur. Herkes birşeyleri sever. Sevgi insana kafa, kalb ve karnından nüfûz edilebilir. Kalbi kazanılmış ya da kalbini kaptırmış insan, sevdiğinin mecnûnudur.

Allah için sevmek” bir anlamda sevgiye, sevgiden başka karşılık tanımamaktır. İşte bu anlamdaki sevgi, imana derinlik ve zevk katmaktadır. İnsan da imanın tadını böylece tatmaktadır.

 Sevgide ölçüyü kaçırmak, insan için aklını yitirmek kadar kötü neticeler doğurabilir. Gönlünü ağyâra kaptırmış bir kişi, düşman istilâsına uğramış ülke gibidir. Hiçbir yerinde, hiç bir köşesinde huzur yoktur. İman izzetine ters düşen bir sevgi, mümini kendi kendisini inkara götürür. Bu da imanı ortadan kaldırır. İman olmayınca onun tadından bahsetmek zaten mümkün değildir.

« قالَ اللَّهُ تعالى وَجَبَتْ مَـحبَّتِي لِلْمُتَحَابِّينَ فيَّ ، والمُتَجالِسِينَ فيَّ ، وَالمُتَزَاوِرِينَ فيَّ ، وَالمُتَباذِلِينَ فيَّ »

 “Allah Teâlâ, “Sırf benim için birbirini seven, benim rızâm için toplanan, benim rızâm uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızâm için sadaka verip iyilik edenler, benim sevgimi hakederler” buyurmuştur.”  ) Riyazüss salihin 383)

Bir başka hadislerinde efendimiz kardeşini sevmeye mukabil Allahın büyük mükafat takdir etmiş olduğunu şöyle ifade etmiştir:

« ... ورَجُلان تَحَابَّا في اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ ، وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ ... »

 “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi  insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

… Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan … (Buhâri, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91)

« إن اللَّه تعالى يقولُ يَوْمَ الْقِيَامةِ : أَيْنَ المُتَحَابُّونَ بِجَلالِي ؟ الْيَوْمَ أُظِلُّهُمْ في ظِلِّي يَومَ لا ظِلَّ إِلاَّ ظِلِّي »

 “Nerede benim rızâm için birbirlerini sevenler?  Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bugün onları, kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim” buyurur. (Riyazüss salihin 378)

Allah rızâsı için birbirlerini seven, başka hiçbir maksat taşımayan,  bir araya gelmeleri Allah için, şayet ayrılacaklarsa ayrılıkları yine Allah için olan yani bir arada iken de ayrı iken de Allah için duydukları sevgiyi muhâfaza eden iki insan, sanki bir anlamda yekdiğerini Allah’ın emirlerine muhâlefetten korumaktadır. Onların bu birbirlerini Allah için sevmeleri ve dostluklarını bu çizgide birbirlerine yardımcı olarak geçirmeleri, âhirette her ikisinin birden ilâhî koruma altına alınmaları ile ödüllendirilecektir.

Aynı dili kullananlar değil, aynı duyguları paylaşanlar daha iyi anlaşırlar.  Mevlana

Din kardeşliği, yer yüzündeki mü'minlerin zaman, mekan ve mesafe mefhumlarını dikkate almaksızın birbirinin sevinç ve kederini paylaşması, onların huzur ve saadetini kendi huzuruna tercih etme asaletidir.

 

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْپًا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِى الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَالْجَارِ ذِى الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبٖيلِ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

 “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa 4/36)

Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde birbirinin kardeşi olarak bildirilen ve aynı nurla boyanmış, aynı potada eriyip aynı kalıpta şekillenmiş bulunan kimseler, tek bir kalp ve beyin gibidirler. Birinin derdi hepsinin ortak ızdırabı, birinin sevinci diğerlerinin müşterek saadeti olur. Şarktaki bir müslümanın başı ağrısa, garptaki müslüman bundan müteessir olur.

KARDEŞLİKTE OLMASI GEREKEN VE PEKİŞTİRİCİ ÖZELLİKLER

  1. Birbirini Sevmek Ve Saygı Duymak
  2. 2.     Birlik Beraberlik Ve Dayanışma İçerisinde Olmak
  3. 3.     Ahde Vefa Göstermek
  4. 4.     Karşılıklı Haklara Riayet Etmek
  5. 5.     Birbirine Yardım Etmek
  6. 6.     Hoşgörülü, Müsamahalı Ve Affedici Olmak
  7. 7.     Güzel Söz Söylemek, Tebessüm Etmek
  8. 8.     Kardeşinin İyiliğini İstemek
  9. 9.     Ziyaret Etmek
  10. 10.                       Hediyeleşmek

Müslüman saydığımız bu hususları hem kendi hayatında uygulayacak hem de Müslüman kardeşine muamelelerinde bunlara riayet edecektir. İslam toplumu bu sayede birlik ve beraberliğini devam ettirecek ve efendimizin arzulamış olduğu kardeşliği bulmuş olacaktır. Bu sayede bizler de ashab gibi birbirini Allah için sevme  ve birbirinin derdiyle dertlenme ve kardeşini, ihtiyacı olmasına rağmen kendine tercih etme şuuruna ereceğiz.

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُطٖيعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اُولٰـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ

Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.” (Tevbe suresi 71. ayet)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşini zulümden alıkoyar

انْصُرْ أخَاكَ ظَالِماً أوْ مَظْلُوماً. قِيلَ: أنْصُرُهُ إذَا كَانَ مَظْلُوماً، فَكَيْفَ أنْصُرُهُ ظَالِماً؟ قالَ: تَحْجُزُهُ عَنِ الظُّلْمِ، فإنَّ ذلِكَ نَصْرُهُ

"Kardeşine zalim de olsa mazlum da olsa yardım et." "Mazlumsa yardım ederim, zâlime nasıl yardım ederim?" diye sorulmuştu. "Onu zulümden alıkoyarsın, bu da ona yardımdır" buyurdu." (Buhârî, Mezâlim 4, İkrah 7; Tirmizî, Fiten 68, (2256).)

« إِذَا أَحَبَّ الرَّجُلُ أَخَاهُ ، فَلْيُخْبِرْه أَنَّهُ يُحِبُّهُ »

 “Din kardeşini seven kişi, ona sevdiğini bildirsin!” (Riyazüss salihin 384)

Kardeşliğin temelinde sevgi vardır. Sevginin müslüman’ın davranışlarına yansıyan şekli hoşgörüdür. Sevgi ile ilgili olarak Peygamberimiz, kamil imanın kaynağını sevgiye bağlamakta ve şöyle buyurmaktadır:

« لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ »

 “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.(imanın tadına eremez)(Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşini Allah için sever

لَا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا أَوَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ

"Allah'a yemin ederim ki; sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek iman etmiş olamazsınız. Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey öğreteyim mi? Aranızda selamı yayınız." (Müslim, İman,  81)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşini güler yüzle karşılamalıdır

كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ وَإِنَّ مِنَ الْمَعْرُوفِ أَنْ تَلْقَى أَخَاكَ بِوَجْهٍ طَلْقٍ وَأَنْ تُفْرِغَ مِنْ دَلْوِكَ فِى إِنَاءِ أَخِيكَ

“Her iyilik bir sadakadır. Kardeşini güler yüzle karşılaman,  kovandan ihtiyacı olan bir şeyi kardeşinin kovasna boşaltman da bu tür iyiliklerdendir.”   (Tirmizi, “Birr”, 45)

لاَ تَحْقِرَنَّ مِنَ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا وَلَوْ أَنْ تَلْقَى أَخَاكَ بِوَجْهٍ طَلْقٍ

“Din kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa hiçbir iyiliği küçük görme!” (Müslim, “Birr”, 144)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşini dualarında unutmamalıdır

مَا مِنْ عَبْدٍ مُسْلِمٍ يَدْعُو لأَخِيهِ بِظَهْرِ الْغَيْبِ إِلا قَالَ الْمَلَكُ : وَلَكَ بِمِثْلٍ

 Ebü’d-Derdâ (r.a.)Resûlullah (sav)’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:

“Kim gıyabında bir din kardeşi için dua ederse, mutlaka melek ona, aynı şeyler sana da verilsin, diye dua eder.”  (Müslim, “Zikir”, 86.  Ayrıca bk.  Ebû Dâvûd, “Vitir”, 29.)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşini hastalığında ve sağlığında ziyaret etmelidir

" إِنَّ الْمُسْلِمَ إِذَا عَادَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ لَمْ يَزَلْ فِي خُرْفَةِ الْجَنَّةِ حَتَّى يَرْجِعَ

“Müslüman, hasta kardeşini ziyaret ettiğinde dönünceye dek cennet bahçelerinde demektir.” (Müslim, “Birr”, 41; Tirmizî, “Cenâiz”, 2)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşine yardım ettiği sürece Allah ta kendisine yardım eder

…وَاللّٰهُ فِي عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدُ فِي عَوْنِ أَخِيهِ  …

“….Kul din kardeşine yardımcı olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur…” (Müslim, “Zikir”, 38; Tirmizi, “Hudud”, 3)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşine karşı alçak gönüllüdür

« إن اللَّه تَعالى أوْحَى إليَّ أن تواضعُوا حَتى لا يبْغِيَ أحَدٌ على أحدٍ ، ولا يفْخرَ أحدٌ على أحدٍ »

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ bana:

“Birbirinize karşı öylesine alçak gönüllü olun ki, hiç bir kişi diğerine karşı haddi aşıp zulmetmesin. Yine hiç bir kimse, bir başkasına karşı böbürlenip üstünlük taslamasın” diye vahyetti." (Riyazüss salihin 1593; Müslim, Cennet 64)

 

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşine her türlü kalaylığı sağlamalıdır

« يسِّرُوا وَلا تُعَسِّروا . وَبَشِّرُوا وَلا تُنَفِّرُوا »

 “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz.” (Riyazüss salihin 638; Buhâr, İlim 11; Müslim, Cihâd 6-7)

 

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşinin elinden ve dilinden zarar görmez

المسلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُؤمِنُ مَنْ أمِنهُ الناسُ على دمائهم وأمْوَالِهِمْ

"Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Mü'min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir." (Tirmizî, İman 12, (2629); Nesâî, İman 8, (8, 104, 105))

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşine karşı merhametlidir

« مَنْ لا يرْحَم النَّاس لا يرْحمْهُ اللَّه »

 “İnsanlara merhamet göstermeyen kimseye Allah da merhamet etmez.” (Buhârî, Edeb 18, Tevhîd 2; Müslim, Fezâil 66)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşine kolaylık göstermelidir

« أَلا أَخْبرُكُمْ بِمَنْ يَحْرُمُ عَلى النَّارِ أَوْ بِمَنْ تَحْرُمُ عَلَيْهِ النَّارُ ؟ تَحْرُمُ على كُلِّ قَرِيبٍ هَيِّنٍ ليِّنٍ سَهْلٍ».

İbni Mes’ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Cehenneme kimin girmeyeceğini veya cehennemin kimi yakmayacağını size haber vereyim mi? Cana yakın olan, herkesle iyi geçinen, yumuşak başlı olup insanlara kolaylık gösteren kimseleri cehennem yakmaz.” (Riyazüss salihin 643; Tirmizî, Kıyâmet 45)

 

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, onu her halükarda koruyup gözetir

المُسْلِمُ أخُو المُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ في حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللّهُ في حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.

"Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu kıyamet günü örter." (Ebû Dâvud, Edeb 46, (4893); Tirmizî, Hudud 3, (1426); Buhârî, Mezâlim 3, İkrâh 7; Müslim, Birr 58, (2580))

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşinin sıkıntılarında ona yardımcı olur

مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُؤْمِنٍ كُرْبَةَ مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ يَسَّرَ عَلى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللّهُ عَلَيْهِ في الدُّنْيَا وَالاخِرَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللّهُ في الدُّنْيَا وَالاخِرَةِ، واللّهُ في عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدِ في عَوْنِ أخِيهِ، وَمَنْ سَلَكَ طَرِيقاً يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْماً سَهَّلَ اللّهُ لَهُ طَرِيقاً إلى الجَنَّةِ، وَمَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ في بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللّهِ تَعالى يَتْلُونَ كِتَابَ اللّهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ إلاّ نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ وَحَفَّتْهُمُ الملاَئِكَةُ وَذَكَرَهُمْ اللّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ، وَمَنْ بَطّأ بِهِ عَمَلُهُ لَمْ يُسْرِعْ بِهِ نَسَبُهُ.

Hz. Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s)  buyurdular ki: "Kim bir mü'minin dünyevi kederlerinden birini giderirse, Allah da onun Kıyamet günü kederlerinden birini giderir. Kim bir fakire kolaylık gösterirse, Allah da ona dünyada ve ahirette kolaylık gösterir. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu dünya ve âhirette örter. Kişi kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da onun yardımındadır. Kim ilim aramak düşüncesiyle bir yola düşerse, Allah onun cennete olan yolunu kolaylaştırır. Bir grup, Allah'ın kitabını okumak ve aralarında tedris etmek üzere Allah'ın evlerinden birinde toplanırsa, üzerlerine mutlaka sekîne iner ve onları rahmet kaplar, melekler onları sarar. Allah da onları yanında bulunan mukarreb meleklere anar. Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa, nesebi hızlandıramaz." (Müslim, Zikr 38, (2699); Ebû Dâvud, Edeb 68, (4946); Tirmizî, Hudud 3, (1425); Birr 19, (1931); Kırâat 3, (2946).)

KARDEŞLİĞİ ZEDELEYEN ÖZELLİKLER

İstiklal Marşımızın şairi Akif birlik ve beraberliğin önemini vurguladığı dizelerinde bakın ne diyor:

Girmeden tefrika bir millete; düşman giremez.

Toplu vurdukça sineler; onu top sindiremez.

‘Sen-ben’ desin efrad, aradan vahdeti kaldır,

Milletler için işte kıyamet o zamandır.

« مَنْ رَأَى مِنْكُم مُنْكراً فَلْيغيِّرْهُ بِيَدهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطعْ فبِلِسَانِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبقَلبهِ وَذَلَكَ أَضْعَفُ الإِيمانِ »

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ i şöyle buyururken işittim dedi:

“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.”  (Müslim, Îmân 78)

İslâm âlimleri, genel anlamda olmak üzere, kötülükleri el ile değiştirmenin yöneticilerin, dil ile değiştirmenin âlimlerin; kalb ile değiştirmenin de bunlara güç yetiremeyen zayıfların, avamın görevi olduğunu söylerler. Böylece, her seviyedeki müslümana düşen bir vazifenin bulunduğu ortaya çıkmış olur. Bununla beraber, her seviyedeki insan, bunların hangisine güç yetirirse onu yerine getirir de denilmiştir.

İslam bizden böyle bir kardeşlik beklerken ne hazindir ki bizler aramızda oluşturduğumuz aşılması zor engeller sebebiyle beklenen kardesliğe ulaşamıyoruz.

Kardeşliğimizi zedeleyen pek çok amil ve unsur vardır. Müslüman şahsında, ailesinde, cemiyetinde bu unsurlara yer vermeyecek ve bunları ortadan kaldırmak için mücadele edecektir. Kardeşliğimizi zedeleyici bazı hususları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Bencillikle Hareket Etmek
  2. Alay Etmek
  3. Kaba Sert Ve Katı Davranmak
  4. Ayıp Ve Kusurları Araştırmak
  5. Su-İ Zanda Bulunmak
  6. Kötü Söz Söylemek, Lakap Takmak
  7. Arkasından Çekiştirmek
  8. Küçümsemek ve Kınamak
  9. Dedikodu, Gıybet Etmek
  10. Haset Ve Çekememezlik, Kıskançlık
  11. Ahde Vefasızlık

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰى اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا نِسَاءٌ مِنْ نِسَاءٍ عَسٰى اَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْاٖيمَانِ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

“Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” (HUCURÂT suresi 11. ayet)

 

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثٖيرًا مِنَ الظَّنِّ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ رَحٖيمٌ

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (HUCURÂT suresi 12. ayet)

 

         Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşiyle çekişmeyecek

وَاَطيعُوا اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلَاتَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ريحُكُمْ وَاصْبِرُوا اِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرينَ

“Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşiyle arasını bozmak isteyenlere fırsat vermeyecek

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا اَنْ تُصيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلى مَافَعَلْتُمْ نَادِمينَ

“Ey iman edenler! Eğer fasığın biri size bir haber getirirsen onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.” (Hucurat, 49/6)

Gerçek mümin, içinde yaşadığı toplumun birlik ve beraberliğini bozacak, huzurunu kaçıracak, mutluluğunu sarsacak, dedikodudan, yalandan, gıybetten, iftiradan, hasetten, fesattan, dargınlıktan, içkiden, kumardan, rüşvetten, fuhuş ve zinadan,  başkasına haksızlık etmekten şiddetle kaçınan, etrafındakilere iyilik yapmak isteyen, hayır ve fazilet yarışında devamlı önde giden ve başkalarını da teşvik eden, vatanını-milletini seven, onların yücelmesi, güzelliklere ulaşması için çalışan, kendi varlık ve şöhretini başkasının zararında aramayan, herkesle iyi geçinen ve kendisi ile iyi geçinilen kimsedir.

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşini hor ve hakir görmeyecek ve ona ihanet etmeyecek

«المُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِم لا يخُونُه ولا يكْذِبُهُ ولا يخْذُلُهُ ، كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حرامٌ عِرْضُهُ ومالُه ودمُهُ التَّقْوَى هَاهُنا ، بِحسْبِ امْرِىءٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخاهُ المسلم»

 “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hiyânet etmez, yalan söylemez ve yardımı terketmez. Her müslümanın, diğer müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır. Takvâ buradadır. Bir kimseye şer olarak müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi yeter.”  (Tirmizî, Birr 18)

            Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşine sırtını dönemez ve onun hakkında kötü zanda bulunamaz

إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ، وَ لا َ تَجَسَّسُوا، وَ لا َ تَحَسَّسُوا، وَ لا َ تَنَافَسُوا، وَ لا َ تَحَاسَدُوا، وَ لا َ تَبَاغَضُوا، وَ لا َ تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللّهِ إِخْوَانًا

Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki: "Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekâbet etmeyin, hasetleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun...

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşine zulmedemez

الْمُسْلِمِ أَخُو الْمُسْلِمِ، لا َيَظْلِمُهُ، وَ لا َ يَخْذُلُهُ، وَ لا َ يَحْقِرُهُ.

“…Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkîr etmez…”

إِنَّ اللّهَ لا َ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَجْسَادِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ. التَّقْوَى هَهُنَا، التَّقْوَى هَهُنَا، التّقْوَى هَهُنَا، وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ.

…Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır -eliyle göğsünü işaret etti…

"İki mü'min birbirlerini Allah için sevdikleri zaman, araları ancak, birisinin işlediği bir günahtan dolayı bozulur ve ayrılır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 68; Münâvî, Feyzu'l-Kâdir, V, 558)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşiyle üç günden fazla dargın duramaz

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ

“…O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.”  (Enfâl suresi 1. ayet)

 

وَكُونُوا عِبَادِ اللّه إِخْوَانًا. وَ لا َ يَحِلُّ لْمُسْلِمِ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاثٍ.

“…Ey Allah'ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl olmaz." [Buharî, Nikâh 45, Edeb 57, 58, Ferâiz 2; Müslim, Birr 28-34, (2563-2564); Ebu Dâvud, Edeb 40, 56, (4882, 4917); Tirmizî, Birr 18, (1928).]

« لا يحِلُّ لمسْلِمٍ أنْ يهْجُرَ أخَاه فوْقَ ثَلاثٍ ، فمنْ هَجر فَوْقَ ثلاثٍ فمات دخَل النَار »

Ebû Hüreyre  radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in  şöyle buyurduğunu işittim demiştir:

"Müslümanın din kardeşine üç günden fazla küs durması helâl olmaz. Kim müslüman kardeşini üç günden fazla terkeder ve o hal üzere ölürse cehenneme girer."(Riyazüss salihin 1599; Ebû Dâvûd, Edeb 47)

يُفْتَحُ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ كُلَّ يَوْمِ اثْنَيْنٍ وَخَمِيسٍ ، فَيُغْفَرُ لِكُلِّ عَبْدٍ لا يُشْرِكُ بِاللّٰهِ شَيْئًا ، إِلا رَجُلًا بَيْنَهُ وَبَيْنَ أَخِيهِ شَحْنَاءُ ، فَيُقَالُ : انْظُرُوا هٰذَيْنِ حَتّٰى يَصْطَلِحَا

“Cennetin kapıları, Pazartesi ve Perşembe günleri açılır. Din kardeşi ile arasında düşmanlık olan kimse hariç Allah'a hiç bir şeyi eş koşmayan her kul bağışlanır. “Bu iki kişiyi aralarında anlaşıncaya kadar bekletiniz, barışıncaya kadar bekletiniz! denilir.”  (Muvatta, “Husnu’l-Hulk”,4; Müslim, “Birr “, 35; Tirmizi,” Birr”, 76; Ebu Davud, “Edeb”, 47.)

« لا يَحِلُّ لمُؤْمِنٍ أنْ يهْجُرَ مُؤْمِناً فَوْقَ ثَلاثٍ ، فَإنْ مرَّتْ بِهِ ثَلاثٌ ، فَلْيَلْقَهُ ، ولْيُسَلِّمْ عَلَيْهِ ، فَإن رَدَّ عليهِ السَّلام، فقَدِ اشْتَرَكَا في الأجْرِ ، وإنْ لَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ ، فَقَدْ باءَ بالإثمِ ، وخَرَجَ المُسلِّمُ مٍن الهجْرةِ»

Ebû Hüreyre  radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:

"Bir mü'minin, din kardeşini üç günden fazla terkedip küs durması  helâl değildir. Üç gün geçmişse, onunla karşılaşıp selâm versin. Eğer selâmını alırsa, her ikisi de sevapta ortak olurlar. Yok eğer selâmını almazsa, almayan günaha girmiş olur. Selâm veren ise küs durmaktan çıkmış  olur." (Riyazüss salihin 1601; Ebû Dâvûd, Edeb 47)

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, kardeşine karşı affedici olmalıdır

« ما نَقَصَتْ صَدقَةٌ من مالٍ ، وما زاد اللَّه عَبداً بِعَفوٍ إِلاَّ عِزّاً ، ومَا تَوَاضَعَ أَحَدٌ للَّهِ إِلاَّ رَفَعَهُ اللَّهُ »

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Sadaka vermekle mal eksilmez. Allah Teâlâ affeden kulunun değerini artırır. Allah rızâsı için alçak gönüllü olanı Allah yüceltir.” (Riyazüss salihin 604,Müslim, Birr 69)

Muaz b. Cebel’den rivayetle efendimiz şöyle buyurdular:

مَنْ عَيَّرَ اَخَاه بِذَنْبٍ لَمْ يَمُتْ حَتَّى يَعْمَلَهُ

 

“Bir kimse kardeşini bir kusur ile ayıplarsa, o kusuru işlemeden, o kimse ölmez.” (Seçme Hadisler, s. 239)

Kardeşine niçin darıldın?

Hz. Adem (a.s.) gibi işlediğin günahına 200 sene tövbe mi ettin? Hz. İbrahim (a.s.) gibi ateşe mi atıldın? Hz. Zekeriyya (a.s) gibi testereyle mi kesildin? Hz. Yusuf (as) gibi kuyuya mı atıldın? Hz. Muhammed (sav) gibi Taif’te taşlandın mı? Başına işkembe mi konuldu namaz kılarken? Dişin mi kırıldı? Yüzüne tükürük mü atıldı? Hicrete mi zorlandın? Sevdiklerinden mi ayrıldın?

Hz. Hamza (r.a) gibi burnun kulağın mı kesildi? Musab bin Umeyr (r.a) gibi kolların mı kesildi? Cafer bin Ebu talip (r.a) gibi ok, mızrak ve kılıç darbeleriyle yaralandın mı? Ammar, Sümeyye, Yasir (r.a) gibi işkence mi gördün? Bilal (r.a) gibi kızgın kumlara yatırılıp, üzerine taşlar mı kondu? Hz. Yunus peygamber (as) gibi denize mi atıldın?

Bugün Üzüleceksen, bugün ALLAH için bir şey yapamadığın için, ALLAH ve Rasulü (sav)’i memnun edemediğin için üzül! Üzüleceksen, Kardeşin için kardeşlik adına bir şey yapamadığın için üzül. Üzüleceksen, bir fakire yardım edemediğin için, yetimin elinden tutamadığın için üzül!

Allah dostları düşmanlarının bile kalplerini kırmaktan ve onları incitmekten sakınmışlar. Bizler kardeşlerimizi incitmekten, onları kırmaktan sakınmalıyız.

İSLAM KARDEŞLİĞİNDEN ÖRNEKLER

                Değerli şairimiz Yunus Emre, bir şiirinde de insan sevgisini şöyle dile getirmiştir:

            “Sevelim, sevilelim,

  Dünya kimseye kalmaz.”

Her biri gökteki yıldızlar gibi olan sahabe-i kiram efendilerimiz Resulullah (sav)`i kendilerine örnek almış, o`na tabi olumuş ve emirlerine itaat etmişlerdir. Böylece en hayırlı nesil haline gelmişlerdir. Birbirleriyle iman kardeşi oluşları, Allah için ve Allah yolunda ne gerekiyorsa hiç taviz vermeden yerine getirişleri, kardeşlik hukukuna azami derecede riayet edişleri onları, en hayırlı yüce bir makama yükselmiştir.

Kardeşini kendine tercih edebilmek

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: - Ben açım, dedi.

Allah’ın Resûlü hanımlarından birine haber salarak yiyecek bir şey göndermesini istedi. O da: - Seni peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok, dedi.

Hz. Peygamber bir başka hanımından yiyecek bir şeyler istedi. O da aynı cevabı verdi. Daha sonra Resûl-i Ekrem’in öteki hanımları da: Seni peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok, diye haber gönderince, Resûl-i Ekrem  sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına dönerek:

- “Bu gece bu şahsı kim misafir etmek ister?” diye sordu.

Ensardan biri (Ebû Talha el-Ensârîveya bazıları bu sahâbînin Sâbit İbni Kays İbni Şemmâs, bazıları da Abdullah İbni Revâha olduğunu söylemektedir): - Ben misafir ederim, yâ Resûlallah, diyerek o yoksulu alıp evine götürdü. Eve varınca karısına: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in misafirini ağırla, dedi.

- Evde yiyecek bir şey var mı? diye sordu. Hanımı: - Hayır, sadece çocuklarımın yiyeceği kadar bir şey var, dedi.

Sahâbî: - Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misafirimiz içeri girince de lambayı söndür. Sofrada biz de yiyormuş gibi yapalım, dedi.

Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu; onlar da aç yattılar.

Sabahleyin o sahâbî Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gitti. Onu gören Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- “Bu gece misafirinize yaptıklarınızdan Allah Teâlâ memnun oldu.”  (Riyazüss salihin 565, Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr 10, Tefsîru sûre (59))

Hadisimizin bazı rivayetlerinde bu olay üzerine, Ensar’ın, Muhacir kardeşlerine gösterdikleri bu eşsiz samimiyet, misafirperverlik, kadirşinaslık, cömertlik, fedakârlık ve ferağatı Cenab-ı Hak indirdiği Haşr Suresi’nin 9. ayetiyle ilan edip bu davranışlarını methetmiştir:

وَالَّذٖينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْاٖيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فٖى صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا اُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

         "Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve imanı kalplerinde yerleştirmiş olanlara gelince, onlar, kendi yurtlarına hicret eden din kardeşlerini severler, onlara verilen şeyden dolayı gönüllerinde bir kıskançlık duymazlar ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler, kim nefsinin ihtiraslarından korunur ise, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir" (Haşr-9)

“Peygamber Efendimiz; «Müslümanlar tek bir can gibidir.» buyurmuştur. Tek bir can oldular ama, Allâh’ın Rasûlü sayesinde oldular. Yoksa her biri, diğerine mutlak düşmandı. Medîne’de «Evs» ve «Hazrec» adında iki kabile vardı. Bunlar; birbirlerinin kanını içecek kadar can düşmanı idiler.

Hazret-i Mustafa’nın feyzi ve İslâm’ın nuru ile onların eski kinleri yok oldu gitti. O düşmanlar, önceleri bağdaki üzümler gibi, üzüm salkımındaki taneler gibi birbirlerine bağlı idiler. Birbirlerinin kardeşi idiler, lâkin «Mü’minler kardeştir.» ayeti indikten sonra onun feyiz ve ruhaniyetiyle, âdeta sıkılmış üzüm taneleri gibi tek bir şıra hâline geldiler, hakiki manada birleşip kardeş oldular.” Mevlânâ

Allah rızası için Mekke’de her şeyini bırakıp Medine’ye hicret etmiş bulunan, Muhacir Müslümanlara, Medineli Müslümanlar muhabbet ve samimiyetle kucaklarını açmışlar, ellerinden gelen her türlü yardımı onlardan esirgememişler ve bütün insanlığa ibret olacak bir kardeşlik tablosu sergilemişlerdir.

İslam tarihinde iyilik yolunda, takva ve samimiyet yarışında önceliği elde eden ilk Müslümanlardan Allah rızası için her şeyini bırakıp Mekke’den Medine’ye hicret edenlere Muhacir, muhabbet ve samimiyetle onlara kucak açıp, ellerinden gelen her türlü yardımı yapan Medine’li Müslümanlara da Ensar adı verilmiştir.

 Mekke’den gelirken beraberlerinde hiçbir şey getirmeyen Muhacirlerin hicret ettikleri yere ve bölge insanına alışmaları gerekiyordu. Allah Resulü bunu tesis etmek için, Ensar’dan durumu müsait olan sahabiler ile Mekke’den gelen sahabilerden huyları birbirine uyanları kardeş yaptı.

Medine’ye hicretten yaklaşık beş ay sonra Rasulullah (sav) Medineli yardımsever Ensar’la, hicret eden Mekkeli müslümanları bir araya topladı 45’i Muhacirden, 45’i de Ensar’dan olmak üzere 90 kişiyi kardeş ilan etmiştir.

Enes (ra) anlatıyor: “Allah için ikişer ikişer kardeşleşin” Sonra Ali b Ebi Talib`in elini tuttu ve dedi ki “Bu benim kardeşimdir ” Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu kardeşlik muâhedesini Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-’ın evinde yapmıştı.  Abdurrahman ibn Avf ile Sa`d ibnür-Rebi’yi, Selman el-farsi ile Ebud-derda’yı, Hamza b Abdulmuttalib ile Rasulullah (sav)'in azadlı kölesi Zeyd b Harise’yi, Cafer bEbi Talib ile Muaz b cebeli; Hazret-i Ebû Bekir ile Hârice bin Zeyd’i; Hazret-i Ömer ile Utbân bin Mâlik’i; Ebû Ubeyde ile Sa’d bin Muâz’ı; Hazret-i Osmân ile Evs bin Sâbit’i; Hazret-i Bilâl ile Abdullâh bin Abdurrahmân’ı; Ammâr ile Huzeyfe’yi kardeş ilan etmişti.

« لا يُحِبُّهُمْ إِلاَّ مُؤمِنٌ ، وَلا يُبْغِضُهُمْ إِلاَّ مُنَافِقٌ ، مَنْ أَحَبَّهُمْ أحبَّه اللَّهُ ، وَمَنْ أَبْغَضَهُمْ أَبْغَضَهُ اللَّه »

Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Medineli müslümanlar hakkında şöyle buyurdu:

Ensarı (Medineli müslümanları) ancak mü’min olan sever, onlara ancak münâfık olan düşmanlık eder. Ensarı seveni, Allah da sever; onlara düşmanlık edene de Allah  düşmanlık eder.” (Riyazüss salihin 381, Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr 4; Müslim, Îmân 129)  

Peygamber Efendimizin kurduğu bu kardeşlik müessesi Muhacirlerin yurtlarından ayrılmaktan dolayı duydukları keder ve üzüntüyü giderme, onları Medinelilerle ısındırma, güç ve destek kazandırma gayesini güdüyordu.

وَالسَّابِقُونَ الأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا

Muhacir ve  Ensardan  Allah  razı olmuştur. Onlar için içinde  ebedi kalacakları  cennetler  hazırlanmıştır.” (Tevbe 9/100)

Medineli Ensar, kardeşlik ve paylaşmada zirveyi yakalayıp, hurmalıklarını evlerini ve işlerini paylaşmaktan geri kalmıyor bu konuda birbirleriyle yarışıyorlardı.

Hazreti Hamza’nın Kefeni

Uhud’da yaşanan kâbına varılmaz bir din kardeşliği manzarasını Zübeyr bin Avvâm (r.a.) şöyle anlatmıştır:

Uhud Harbi sonunda Hazret-i Safiye (r.a.) vücûdu parça parça edilmiş olan kardeşi Hazret-i Hamza (r.a.)’ı görmek istedi. Bu niyetle şehîdlerin bulunduğu tarafa yöneldi. Oğlu Zübeyr kendisini karşılayarak: “–Rasûlullâh geri dönmeni emrediyor anneciğim.” dedi. O ise:

“–Niçin? Kardeşimi görmeyeyim diye mi? Ben onun ne feci bir şekilde kesilip doğrandığını biliyorum. O, Allâh için bu musibete dûçâr oldu. Zaten bizi de bundan başkası teselli edemezdi. İnşâallâh sabredip ecrini Allah’tan bekleyeceğim.” dedi.

Zübeyr, gidip annesinin söylediklerini Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e bildirdi. -Sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz: “–Öyleyse bırak görsün.” buyurdu. Safiye (r.a.) da şehîdlerin efendisi olma şerefine eren kardeşinin cesedi yanına gelerek içli içli dua etti. (Bkz. İbn-i Hişâm, III, 48; İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 349)

Zübeyr bin Avvâm (r.a.) şöyle devam etti:“Annem Safiye, yanında getirdiği iki hırkayı çıkarıp: «–Bunları kardeşim Hamza’ya kefen yapasınız diye getirdim.» dedi.  Hırkaları alıp Hazret-i Hamza’nın yanına gittik. Yanında Ensâr’dan bir başka şehîd daha bulunuyordu ve henüz onu örtecek bir kefen bulunamamıştı. Hırkaların ikisini de Hamza’ya sarıp Ensârî’yi kefensiz bırakmaktan utandık. Hırkanın birisi Hamza’ya, öbürü de Ensârî’ye kefen olsun dedik. Hırkalardan biri büyük, diğeri küçük olduğu için de aralarında kura çektik.” (Ahmed b. Hanbel, I, 165)

Yermük Savaşı ve Kardeşlik Örneği

Huzeyfetü'l-Adevî (r.a.) anlatır:  Yermük Muhârebesi’ndeydik. Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan müslümanlar, düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı. Bu arada ben de bin bir güçlükle kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım. Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum. Fakat ne çare, bir kan gölü içinde yatan amcamın oğlu, göz işaretleriyle dahi zor konuşabiliyordu. Daha evvel hazırladığım su kırbasını göstererek: Hemen yanına vardım, su ister misin, dedim.

Belli ki istiyordu, çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu. Fakat cevap verecek mecali yoktu. Göz işareti ile de muzdarip hâlini ima eder gibiydi. Ben kırbanın ağzını açtım, suyu kendisine doğru uzatırken biraz ötedeki yaralıların arasından bir “Âh!” sesi duyuldu:

Amcamın oğlu, bu feryadı duyar duymaz, kendisinden vazgeçerek kaş ve göz işaretiyle suyu hemen ona götürmemi istedi. Kızgın kumların üzerinde yatan şehîdlerin aralarından koşa koşa ona yetiştim. Baktım ki o, kanlar içerisindeki Hişâm bin Âs imiş. Ona:

“–Su ister misin?” diye sordum. O da göz işaretiyle “Evet!” dedi. Tam suyu içeceği esnada bir başka yaralının “Âh, âh!” diye inlediği duyuldu. Hişâm, suyu ona götürmemi işaret etti. Onun yanına (Ayyaş Bin Ebi Rabia) vardığımda şehîd olmuştu. Derhâl Hişâm’ın yanına geri döndüm, kırbayı uzatırken bir de ne göreyim; o da şehîd olmuş!

Bari amcamın oğluna yetişeyim dedim. Koşa koşa ona (İkrime Bin Ebi Cehil) gittim. Ne çare ki, o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula ruhunu teslîm etmişti… Elimdeki kırba, dolu olarak üç şehîdin ortasında kaldı.

Huzeyfe –(r.a.)- o andaki hâlet-i rûhiyesini şöyle anlatır: “Hayatımda birçok hâdiseyle karşılaştım. Fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırıp heyecanlandırmadı. Aralarında akrabalık gibi bir bağ bulunmadığı hâlde, bunların birbirlerine karşı bu derecedeki diğergâm, fedâkâr ve şefkatli hâlleri, (yâni son nefeslerini de hayatlarındaki gibi fazîlet içerisinde vermeleri ve «Ancak müslüman olarak ölünüz.» âyet-i kerîmesinin (Âl-i İmrân, 3/102) şuuru ile hayata veda edebilmeleri), gıpta ile seyredip hayran olduğum büyük bir iman celâdeti olarak hafızamda derin izler bıraktı…”

İki Erkek Kardeş

Vakti zamanında bir çiftlikte iki erkek kardeş babalarından kalma çiftlikte birlikte çalışıyorlardı. Kardeşlerden biri evliydi ve beş çocuğu vardı. Diğer kardeş ise bekârdı. Her günün sonunda iki erkek kardeş ürünlerini ve kârlarını eşit olarak bölüşürlerdi.

Günün birinde bekâr kardeş, kendi kendine düşündü:  -”Ağabeyimle ürünümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç de adaletli değil. Ben bekarım ve pek fazla ihtiyacım yok. O ise hem yaşça büyük benden, hem de çoluğu, onca çocuğu var evde rızık bekleyen. Yok yok yarından tezi yok, bu işin bir yolu bulunmalı. Ağabeyime hasattan daha fazla pay ayrılmalı. Amma ve lakin ben dersem bunu ona, itiraz eder ve hak yerini bulmamış olur. Öyleyse başka bir yol düşünmek uygundur.”

Kendi kendine böyle düşünen genç, ertesi günden tezi yok, her gece geç bir vakitte, sırtladığı gibi bir çuval tahılı, ağabeyinin ambarına taşımaya başladı. O böyle düşünür, her gece bir çuval buğdayı bir ambardan diğerine taşırken, evli olan ağabeyi de olup bitenden habersiz hanımıyla dertleşmekteydi.

-“Ürünümüzü ve kârımızı kardeşimle eşit olarak bölüşmemiz hiç de hakça değil hanım. Biz evlenmeyi başardık. Çocuklarımızı yetiştirmekteyiz. O ise bekâr. Bir başına yaşıyor. Daha evlenmesi, bir ocak tüttürmesi ve çoluk çocuk sahibi olması gerekiyor. Hem ben hastalansam, bana bakacak bulunur. Ya onun hali nice olur. Bir yolunu bulmalı hanım, bir yolunu bulup onun hasattan payını arttırmalı.

Evli olan ağabeyin de tek alternatifi kaldı. O da her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice erkek kardeşinin tahıl deposuna götürmeye başladı. İki kardeş, yıllarca ne olup bittiğini bir türlü anlayamadan, sırtladılar çuvalları. Taşıdılar birbirlerinin ambarlarına. “Bu ne ilginç haldir ki; depodaki tahılın miktarı değişmiyor, ne artıyor ne de eksiliyor” diye düşünüyorlardı.

Derken bir gece, herkesin uykuya daldığı bir vakitte, iki kardeş gizlice birbirlerinin deposuna tahıl taşırken çarpışıverdiler. O anda olan biteni, tahılın neden hiç artmadığını ya da bir türlü eksilmediğini anladılar. Ve bu iki fedakâr kardeş çuvalları yere bırakıp, birbirlerini kucakladılar.

(Hayatın akışında kardeşlik bencilce sadece kendini düşünmek değil; başkalarını da düşünmek ve kardeşçe paylaşmaktır.)(Jack Canfield ve Mark Victor Hansen, Tavuk Suyuna Çorba, Yüreğinizi Isıtacak Öyküler adlı eserden alıntıdır.)

Fatih ve tebdili kıyafetle esnaf ziyaretleri

Hz. Fatih, tedbil-i kıyafet yapıp halkı teftişe çıkmıştı. Bakalım benim halkım nasıl bir iklimde yaşıyor. Hakkı’ın rızasını mı yoksa kendi nefislerini mi  üstün tutuyorlar yaptıkları işlerde? Onların metafizik kayıpları kendi kaybı sayılırdı. Onların manevi kayıpları kendi kaybı sayılırdı.

Hani Hz. Ömer (ra) bir gün “Nil kenarında bir kurt kuzuyu kaparsa Ömer’den sorulur” demişti. İşte bu söz onun daima serlevhası olmuştu. Bu muhasebe duygusu kutsi bir panorama şeklinde devamlı gözünün önünde tüllenmişti ömür boyu.

İşte şimdi o çoğu zaman yaptığı gibi tedbil-i kıyafet etmişti.

Bir dükkana girdi önce. Ondan bazı yiyecek içecekler aldı. Sonra biraz da pirinç istedi,. Adam tanımadığı bu yabancıya şöyle bir baktı. “ Arkadaş ben bugünkü siftahımı yaptım sen pirinci de yanımdaki dükkandan al”dedi.

Fatih Sultan Mehmet o dükkana girip pirinç aldı. Fakat bir miktar fasülye isteyince dükkan sahibi “Ben siftahımı yaptım sen o yiyeceği de komşumdan al” dedi. Bu böyle devam etti gitti. Her dükkan sahibi bir şey sattığında diğeri için yanındaki dükkandan almasını söylüyordu. Fatih Sultan Mehmet en sonuncu dükkandan çıkınca gözleri yaşla doldu. Yüzünde sevinç pırıtıları oluştu. Sonra yanındaki dostlarına şöyle dedi: “Vallahi bu insanlarla değil İstanbul’u, dünyayı bile fethederdim.

Nemlazımcılık

Zamanın hükümdarı, ülkesinde ortaya çıkan kargaşa ve kötüye gidiş konusunda ulemanın reisine bir mektup yazarak söz konusu durumun sebeplerini sorar. Reisü’l-Ulema da  mektubun hemen arkasına “nemelazım, hünkarım” diye yazar ve mektubu geri gönderir. Hükümdar bu cevaba çok kızar, küplere biner ve alim kişiyi saraya çağırtır;

- Ben sizlere memleket ahvalinin perişanlığına sebep nedir diye sorarım, siz: “nemelazım” dersiniz. Bu ne lakaytlıktır hoca’m der. Hoca, padişahın cevabı anlamadığını fark etmiştir.

- Haşa! Devletlim, der. Ben, cevaba niyetle öyle arz etmiştim. Çünkü sualinizin tek cevabı vardır, o da memleketimizi sarmış olan nemelazımcılık hastalığıdır, der.

KARDEŞLERİMİZİN ÜZERİMİZDEKİ HAKLARI

Mutlaka birbirimizi sırf Allah rızası için, karşılık beklemeksizin seveceğiz, birbirimizle hayırda yardımlaşacağız, kaynaşacağız, hoşgörülü olacağız, vefayı hiçbir zaman göz ardı etmeyeceğiz, hor ve küçük görmeyeceğiz, affedici olacağız, birbirimizin kahrını çekeceğiz, paylaşacağız, kendimiz için istediğimizi Mü’min kardeşimiz için de istemekle kalmayıp onu kendi nefsimize tercih edeceğiz.

Kardeşlikte bir ölçümüz olmalı

Peygamberimizin bir hadisinde belirtildiği gibi: “Sevgi ve nefrette taassup, insanları kör ve sağır yapar.” Hayatta bize ne gibi sürprizler hazırlandığını bilemeyiz. Nefret ettiğimiz ve her gün aleyhinde olmadık sözleri söylediğimiz kimseyle her an aramızın düzelmesi mümkündür. O zaman kötü söylediğimiz o kimsenin yüzüne bakabilmeliyiz. Aksi de mümkündür: Çok sevdiğimiz ve göklere çıkardığımız bir yakın arkadaşımız hakkında da yanılmış olabilir.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: 
أَحْبِبْ حَبِيبَكَ هَوْناً مَا 
عَسَى أَنْ يَكُونَ بَغيِضَكَ يَوْماً مَا، 
وَأَبْغِضْ بَغيِضَكَ هَوْناً مَا 
عَسَى أَنْ يَكوُنَ حَبيِبَكَ يَوْماً مَا

“Sevdiğin kişiyi ölçülü sev! Yoksa, bir gün gelir o insan gözünde sevimsizleşir de önceki aşırı muhabbetinden dolayı elemin iyice ziyadeleşir. Kızdığın kimseye karşı da ölçülü ol ve nefret hissinin önünü kes! Aksi halde, gün döner de o şahıs dostun oluverirse evvelki öfkeli tavırlarının mahcubiyeti seni çok üzer.” (Tirmizi, Birr, 59)

Kardeşlerin birbirlerine ihtiyaçlarının sınırı yoktur. Bunun için kardeşlerin birbirlerine iyi davranmaları, yardımlaşmaları ilahi bir zorunluluktur. Hz. Peygamber efendimiz komşunun komşu üzerindeki bazı önemli haklarını şu hadiste sıralamıştır. Bu hadis aynı zamanda kardeşlik bağıyla birbirimize bağlı olduğumuzu da bizlere hatırlatmaktadır:

Muaviye b. Hayde şöyle anlatıyor: Hz. Peygambere “Ey Allah’ın Rasülü! Komşumun benim üzerimdeki hakları nelerdir?” diye sordum. Şöyle buyurdular:

  1. “Hastalandığı zaman onu ziyaret edeceksin.
  2. Öldüğünde cenazesinde bulunacak, onu mezarına varıncaya dek teşyi edeceksin.
  3. Senden borç istediği zaman verecek, ihtiyacı olduğunda ihtiyacını karşılayacaksın.
  4. Kendisine bir iyilik dokunduğunda onu kutlayacak; başına bir felaket geldiğinde de baş sağlığı dileyip teselli edeceksin.
  5. Ayrıca onun evinin havasını bozmamak ve rüzgarına engel olmamak için evini onunkinden yüksek yapmayacaksın.
  6. Bir de eğer ona bir şeyler vermeyeceksen yemeğinin kokusunu kendisine duyurmayacaksın.” (Kandehlevi M. Yusuf, Hayâtü’s– Sahâbe, c.3, s.37-38)

         « حق الْمُسْلمِ سِتٌّ : إِذا لقِيتَهُ فسلِّم عليْهِ ، وإِذَا دَعاكَ فَأَجبْهُ ، وَإِذَا اسْتَنْصَحَكَ فَانْصحْ لهُ ، وإِذا عطَس فحمِد اللَّه فَشَمِّتْهُ . وَإِذَا مرِضَ فَعُدْهُ ، وَإِذَا ماتَ فاتْبعهُ».

Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır: Karşılaştığın zaman selâm ver, seni dâvet ederse git, senden nasihat isterse nasihat et, aksırınca Allah’a hamdederse yerhamukellah de, hastalandığında onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinin ardından git.” (Müslim, Selâm 5)

Ebû Ümâre Berâ İbni Âzib  radıyallahu anhümâ  şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı. Bize şunları emretti: Hastayı ziyaret etmek, cenazeye katılmak, aksırana “yerhamükellah” demek, yeminini bozmayıp yemin üzere devam etmek, zulme uğrayana yardım etmek, dâvet edenin dâvetine katılmak, selâmı yaygınlaştırmak. Resûlullah bize şunları da yasakladı: Altın yüzükler veya yüzük takmak, gümüş kaptan su içmek, ipek minder kullanmak, ipekten yapılmış elbise giymek, ince ipek giymek, kalın ipek giymek, hâlis ipek kumaştan elbise giymek. (Buhârî, Cenâiz 2, Mezâlim 5, Nikâh 71, Eşribe 28; Müslim, Libâs 3)

Burada yer verdiğimiz hadislerden de anlaşılacağı üzere Müslüman’ın Müslüman kardeşi üzerindeki haklarını şu şekilde özetleyebiliriz:

  1. Selâm vermek ve almak ve selâmı yaygınlaştırmak
  2. Hastalandığında ziyaret etmek, 
  3. Ölünce cenazesine iştirak etmek ve cenazesinin ardından gitmek
  4. Dâvet edince icabet etmek,
  5. Aksırdığında Allah’a hamd ederse “yerhamukellah” demek
  6. Nasihat isterse nasihat etmek,
  7. Yemin edince Yeminini bozmayıp yemin üzere devam etmek,
  8. Zulme uğradığında yardım etmek,
  9. Borç istediğinde imkanın varsa borç vermek
  10. İyi geçinmek ve onlara güzel söz söylemek
  11. Kardeşlik bağını sürdürmek
  12. İkramda bulunmak ve hediyeleşmek
  13. Fakir ve muhtaçların yardımına koşmak
  14. Ayıp ve kusurlarını araştırmamak
  15. Kötülük yapmamak, eziyet ve zarar vermemek

Kardeşlik, iyi olabilmektir. Kardeşlik, biz diyebilmektir. Kardeşlik, kötülüğü işlemekten ve günaha düşmekten engelleyebilmektir. Kardeşlik, Yaratan'ın bakışıyla sevmektir. Kardeşlik, menfaat beklemeden sevmektir.  Kardeşlik, Peygamber sünnetidir. Kardeşlik, atalarımızın dediği gibi “Bir elin nesi var iki elin sesi var” şuuruyla "bir” yerine, "bin”ler olmaktır. Kardeşlik, birimizin derdi hepimizin derdi, hepimizin derdi birimizin derdi anlayışına sahip olmaktır. Kardeşlik, yıkık viranelerdeki gariplere gönülden sıcacık "Kardeşim!” diyebilmektir. Kardeşlik, yetimlerin Gözyaşlarını silmektir. Kardeşlik, kimsesiz ve bakıma muhtaç olanlara yardım etmektir. Kardeşlik, ilaç alamayan hastaya ilaç, evini ısıtamayan yoksulu ısıtmaktır.  Kardeşlik, muhtacın gönlüne sıcak bir muhabbet salıvermektir. Kardeşlik, mateme teselli olmaktır. Kardeşlik, Fırtınalı denizlerde sığınılacak bir liman olabilmektir. Kardeşlik, vereceğin bir şeyin olmasa dahi tebessüm edebilmektir. Kardeşlik, olmayanla lokmanı paylaşabilmektir. Ve Kardeşlik, kardeşle paylaşmanın tadına varmaktır.

Kardeş olduğunun farkına ve bilincine varan Müslümanlar, birbirleriyle iyi geçinirler. Birbirlerinin malında, canında, ırz ve namusunda gözleri olmaz.

Kardeşler arasındaki ilişkilerin temelinde sevgi ve saygı olmalıdır. Böylece, birbirlerini seven ve sayan kardeşler, kendi aralarında iyi geçinirler. Kardeşler, birbirlerini tamamlayan bir bütünün parçaları gibidir. Hiçbir şey, bu birliği bozmamalı, kardeşleri birbirlerinden uzaklaştırmamalıdır.

Kardeşler olarak, sevinçlerimizi paylaşır, iyi günlerimizde hep birlikte güler, eğleniriz ve sıkıntılı günlerimizde hep beraber üzülür, sorunlarımıza hep beraber çözümler ararız. Sevinçler paylaşılınca artar, sevinçlerimizi kardeşlerimizle paylaşarak daha çok seviniriz. Aynı şekilde üzüntülerimizi, paylaştıkça daha kolay unuturuz.

         İyilik faydası toplum tarafında peşin görülen, karşılığı da Allah katından alınacak olan bir yüceliktir. Tatlı dilin güler yüzün halledemeyeceği hiçbir şey yoktur. İyi Müslüman toplumun sahip olmak istediği insan tipidir. Çünkü iyi Müslüman iyi insandır. İyi insan olabilmek için, İslam’ın ortaya koyduğu ölçü ve esaslara uymak gerekir. Müslüman bu emirlere uyunca, diğer müminleri kardeşi kabul edince ona elinden, dilinden zarar veremez.

         Ayetler bize gösteriyor ki hiç kimsenin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Bütün Müslümanlar bir tarağın dişleri gibi eşittirler. İbadetlerimiz bu gayeyi en güzel şekilde ortaya koymaktadır. Örneğin camilerde namaz, birlik ve beraberliğimizi, eşitliği bize gösterirken; oruç, fakirleri hatırlamamızı; zekat, muhtaçların yardımında olmamız gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır. Hac ise dünya Müslümanlarını bir araya getirip uzak diyarlarda olanların, yılda bir defa bir araya gelmelerini sağlayan büyük bir kongredir.

         Müslüman toplumunda hiçbir şahsın, hiçbir cemaatin, zümrenin kendisini diğer Müslümanlardan ayrı görmesi düşünülemez.

         Bütün milletler, devletler, büyük güçler ilmi, siyasi ekonomik alanlarda hep birleşmek için çaba ve gayret sarf ederlerken bizler bir araya gelemiyor, oturup dertlerimizi paylaşamıyoruz. Ne hazin bir tablodur bu. Efendimiz bizlere buyuruyor ki “Kim birliği bozarak ayrılık çıkarırsa, bizim has ümmetimizden değildir.”

Biz birbirimizin kardeşiyiz. Rabbimiz bir, Dinimiz bir, kitabımız bir, kıblemiz bir, vatanımız bir, bayrağımız bir, aynı safta omuz omuza duruyoruz. Bütün bu birlikteliklere sahip olan bizleri bölmek, aramıza fitne tohumları sokmaya çalışmak isteyenlere fırsat vermemeliyiz.

Rabbim aramızda bulunan kardeşliği daha ileri götürmeyi, birbirimize merhamet duyguları beslemeyi, birbirimizin ihtiyaçlarını gidermeyi, sıkıntılarımıza çare olmayı nasip etsin. Birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin. Birlik ve beraberliğimizi daim eylesin.

Bu Vaaz 2012 Kutlu Doğum Haftası Münasebetiyle İdris Yavuzyiğit Tarafından “Hasenat 5 Kuran Araştırma Programı”, “Riyazüssalihin” (8cilt), “Muhacir Ve Ensar Kardeşliği” Dr. Abdurrahman Candan, “Din Kardeşliği Ve Önemi” Mehmet Keskin,  “İslam Kardeşlik Dinidir” Durak Pusmaz, “Müslüman Müslüman'ın Kardeşidir” Ahmet Ünal, “Müminlere Vaaz Ve İrşad” Mehmet Altunkaya’ya Ait Kitap, Vaaz Ve Makalelerden Ve www.kardeslikahlaki.org Sitesinden İstifade Edilerek Hazırlanmıştır.



İDRİS YAVUZYİĞİT
(şavşat müftüsü)


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam59
Toplam Ziyaret77525
SEÇME YAZILAR