• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

KURBAN

Kurban: İbrahim Cudi efendinin lugatı cudi’sinde  ‘’Bârigâhı kibriyâya vesile-i takarrub’’Hz. Allah’a ulaşmak için bir vesile sunmaktır.
Kurban kelimesi ‘’fu’lan’’ vezninden, Kur’an gibi. Bu bab dan gelen tüm kelimelerin özelliğitaşıdığı mana ile ağzına kadar tam dolu olan ve her açıdan taşan demektir.Mesela ‘’kurban’’ derken ‘’takarrubun tüm manalarıyla ağzına kadar tam dolu olan ve her açıdan takarrub.Yani aklı takarrub,zihni takarrub,kalbi takarrub,fiili takarrub,fikri takarrub,ibadi takarrub,akidevi takarrub.Yani her açıdan takarrub,taşıdığı mana ile tam ağzına kadar dolu olmak vasfını taşır.Mesela Kur’an bu kalıptan.Nedir?Okumanın tüm  anlamlarıyla (katmanlarıyla) ağzına kadar dolu olmak.Okuma değince aklınıza ne geliyor ise hepsi içinde.Her şey kitap siz talebesiniz.Bir de bu ‘’fu’lan’’ biten değil sürekliliği olan bir şey için kullanılır.Zaten kalıbın ses yapısı da sürdüğünü gösterir.Yani ‘’kurban’’ bir ses sizden çıkar ve devam eder.Sadece yapınca biten bir şey değil,yapınca etkileri (hatta sonsuza kadar) devam eden bir şey.İşte kurban’ın taşıdığı mana budur.
Kurban, insanlıkla yaşıt bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim bize bunu söylüyor. Tıpki oruç gibi, hac gibi

.اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذٖى بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمٖينَ

İnne evvele beytin vudia lin nâsi lellezî bi bekkete mubâreken ve huden lil âlemîn(âlemîne). Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir. (1) Kurban’da diğer ibadetler gibi insanlıkla yaşıt. Kur’an’da ‘’kurban’’ hedy olarak hac bağlamında gelir. Sadece Kevser süresinde hac’dan bağımsız bir atıf yapılır. Kevser süresinde ki atıf doğrudan kurban kesmeğe değil, zaten kesilmekte olan ve çığırından çıkmış olan kurbanı şirkten arındırıp Allah için kesmeğe

 فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ

Fesalli lirabbike venhar O halde (yalnız) Rabbine ibadet et ve (yalnız O'nun adına) kurban kes.(2) لِرَبِّكَ li rabbikede ki lam şirkten arındırıp tevhide döndürme lamı’dır.Kur’an’da kurban kelimesi sadece bir yerde geçmektedir.

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَیْ اٰدَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِ 

Vetlü aleyhim nebeebney ademe bil hakkı iz karraba kurbanen fe tükubbile min ehadihima ve lem yütekabbel minel ahar.Ey Muhammed!Onlara Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku.Hani ikisi de (Habil de Kabil de) birer kurban sunmuşlardı da,birinden kabul edilmiş,ötekinden kabul edilmemişti. قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَ kale leaktulennek. Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil) Andolsun seni(Habil) öldüreceğim’’demişti. (3)  Kabilin problemi sahip olduğunun en kötüsünü Allah’a sunmasıydı. İşte kurban’ın sırrı burada ortaya çıkıyor. Kurban, aslında Allah yakın olmanın sizin nazarınızda değeri ve bedeli nedir? Allah’a yakın olmak için Allah ile ilişkinize ne mana ve değer yüklüyorsunuz? Katil olan Kabilin problemi işte buydu. Belki Kabili katil yapanda bu idi. Hatta şunu da söyleyebiliriz. Allah’a yakın olmak için ödenmesi gereken bedeli ödemeyenler, bir tür katil durumundalar. Yani insanlıklarına yabancılaşırlar. Ondan emin olamazsınız. Onun zararından değil başkaları öz kardeşi bile emin olamaz mesajıdır bu olay.
İnsanın Rabbisine biçtiği değeri kurbana verdiği değer ve mana ile ölçmelidir. O değeri ödediğiniz paradan almıyor. Mesele o değil. Demek ki burada asıl olan içindeki niyet çok önemli insanın. Yani, dünyadakinin en iyisini değil sahip olduğunuzun en iyisini, imkânlarınızın içindeki en iyiyi vermek. Bazısı var çoğundan azını, bazısı da var azından çoğunu verir. Aslında bu mesele sizin sınavınız. Yani rabbimizin ihtiyacı yok ki sizin verdiğinizin miktarıyla ilgilensin. Rabbimizin baktığı yer sizsiniz. Hattı zatında kurban ile yaklaşan kişi rabbine yaklaşmakla kendine yaklaşmış oluyor. Çünkü şah damarımızdan daha yakın olana yaklaşmak şah damarımıza yaklaşmakla mümkün. Şah damarımıza uzaklaşmak kendimizden uzaklaşmayı intac eder. Bu yakınlık manevi bir yakınlıktır. Aslında kişinin özüne dönmesi, kendine gelmesi ve bulmasıdır. Kurban bir tür Rabbisine ve kendisine yabancılaşmayı rettir.
Kurban ibadeti insanlıkla yaşıt demiştim. Hakikaten insanlık tarihinde kurbansız bir toplum yoktur. Animist, putperest, totemist, paganist olsun hepsinde, eski Yunan’dan eski Mısır’a, eski Hint’tan eski İran’a kadar hepsinde kurban vardır. İşte bu üzerinde düşünülmeğe değerdir. Şunu söyleyebiliriz. İnanma ihtiyacı başladığı andan itibaren kurban verme, kurban sunma bir tür insanın manevi tatmin vasıtasının bir numarası. Tarihteki insanlık destanı bunu gösteriyor. Yani Âdem (a.s)’ın oğullarının derinliğinde kurban var. Aslında herkes kurban kesiyor. Burada insanlığı kurban açısından ikiye ayırmak gerekiyor.
1-Kabil’in arkasına takılıp gidenler.
2-Habilin arkasına takılıp gidenler. Şu darı dünyada kurban olmayan, kurban sunmayan kimse yok ki? Mesela: İnsan Allah’a kurban olmazsa, nefsine (egosuna) , dünyaya, mala ve geçici şeylere şehvetine (içgüdülerine)  kurban oluyor. Yani hangi kapıya kurban olduğunuz ya da kurban sunduğunuz la alakalı. Kimin kapısına kurbansanız o kapının değerini alırsınız. Elmalılı Hamdi merhum kurban hakkında şu tanımı yapıyor.’’Kendisine yaklaşılacak zatı bilip tanıdıktan sonra, kişinin sevap kazanmasına vesile olan fiil. Kime yapıldığını bilerek, yani yaklaşmak istediği zatı tanıyarak yapılır’’.
Kurban Allah’a fiyat biçtirmektir. Fiyatını Allah biçene kim satın alabilir ki? Kim onun bedelini verebilir ki? Allah’ın hazinesinde olan kimin hazinesinde var ki? Cenneti size kim vad edebilir kim verebilir ki sizi satın alsın? Kurban ne sunduğunuzla alakalı değil hangi kapıya sunduğunuzla alakalıdır.

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْ 

Ley yenâlallâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkiy yenâluhut tagvâ minkum, Onların etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz. Fakat O'na sizin takvanız (Allah'a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır.(4)

İbrahim (a.s)’ın  Kurbanla İmtihanı
Allah-u Teâlâ tarihte peygamberlerini farklı şekilde sınamıştır. Hz. İbrahim (a.s)’ı da kurban ile sınamıştır. Allah İbrahim (a.s)’a Kur’an’da

وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰهٖيمَ خَلٖيلًا 

vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ.
Allah ki İbrahimi halil (dost) edindi.(5) Bunun sebebi kurban’dır. Her ibadet insana sıfat kazandırabilir. Kurban ‘’halil’’ sıfatını kazandırıyor. Belki bu manada Peygamber efendimiz bir hadisi şeriflerinde inne salâteküm kurbânun ‘’Namazınız kurban’dır’’ hatta namaz kurban eder. Namaz kılanı kurban edince biz namazı kılmayız namaz bizi kılar. "Essalâtu Mîrâcul mü'minîn". Namaz, mü'minlerin mîrâcıdır"İşte o zaman namaz kurbandır. “Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise secdede duayı çok yapın.” (6)Kurbiyyetin son noktası miraçtır. İşte Efendimizin okuyuşundaki muhteşemliğe bir bakarmısınız?
Hz. İbrahim Saffât süresindeki ayetlerde buyrulduğu üzere evladını kurban etmeyi rüyasında görür. O zamanda bir evladı var. Bu evladın kim olduğu bize ne Kur’an’da ne de hadislerde bildirilmiyor. Biz sadece üç yerde

مِنَ الصَّابِرٖينَ 

mines sâbirîn sabredenlerden bulacaksın" (7)geçtiği için bu evladın Hz. İsmail (a.s) olduğunu anlıyoruz. Bu ikisi de İbrahim (a.s)’a aslında müjdedir. Hz. İsmail Hz. Hacer’den, Hz. İshak ise Hz. Sâre’den olmadır.
İbrahim (a.s) oğlunu kurban etmesi gerektiği rüyayı görüyor. Bu ömür boyu beklediği ve ömrünün sonunda sahip olduğu bir yavru. Hz. Sâre annemiz, Hz. Hacer İsmail’i dünyaya getirince hanımlık gayreti olsa gerek göz önünde olmasını istemedi. Hz İbrahim’de onu aldı Mekke’ye getirdi. Orada Allah (c.c)’ü Hz. İbrahim’i can paresiyle sınadı. Burada Hz. İbrahim’in kimi daha fedakârlık yoksa Hz. İsmail’inki mi fedakârlık diye sorulabilir. Burada asıl fedakârlık Hz Hacer’in (hicretin gelini)’nin fedakârlığı olsa gerektir. Hiç bir baba oğlunu kurban eder mi? İçindeki şeytan kim emretmiş diye sorduruyor. İbrahim (a.s)’da Allah diyor. Emreden emretmiş seni ne ilgilendirir ey şeytan. O zaman bana sana ne oluyor der gibi Hz. Hacer. Aslında Hz. İbrahim can sınavından ateşte geçmişti. Sınav bitmiyor. Şimdi ise can parçası sınavından geçiyordu.

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَا اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ 

Gad saddakter rué'yâ, innâ kezâlike neczil muhsinîn. "Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız." 

(8) Bu iki şekilde anlaşılabilir.

1-Sen rüyanı gerçekleştirdin.
2-Sen rüyayı tasdik ettin. Oysa ki rüya tasdik edilmez rüya tabir edilir. Çünkü rüyalar alemi misale aittir. Âlemi misalde görülenler aynıyla tasdik edilmez. Tabir veya tevil edilirler. Tıp ki Hz. Yusuf’un tabir ettiği gibi.Yedi besili inek yedi zayıf ineği yiyor.Besili inek bolluk yılı,zayıf inek kıtlık yılı diyebilecek bir tabir.Belki torun olan Hz. Yusuf  dede olan Hz. İbrahim’in tabir edemediği rüyayı tabir ediyor.İşte bu iki boyut aynı anda mevcuttur diyebiliriz.Siz anlamın katmanlarında ilerledikçe,anlam denizinin dibine daldıkça,yepyeni yerler keşfedersiniz.Mesela.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

El hamdu lillâhi rabbil âlemîn.
Hamd Alemlerin Rabbi olan Allahadır.(9)Lafızdaki mana budur.Siz lafzın arkasına,lafzın maksadına,aksal gayesine ulaştığınızda orada yani denizin dibinde şunu görürsünüz.  ‘’Allah’ı Allah’tan başka kimse layıkıyla öğemez’’.Allah’a ancak layıkıyla Allah hamdeder.Bu öbürüne mani değildir.Mesele budur.
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail ikiside teslim olmuş. Hz. İsmail (a.s) 14 veya 16 yaşlarında iken babasına

قَالَ يَا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنٖى اِنْ شَاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرٖينَ 

gâle yâ ebetif'al mâ tué'mer, setecidunî in şâallâhu mines sâbirîn. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın"
(10) dedi. Hz. İbrahim teslim olmuş, bıçak ta teslim olmuştu. Herkes vazifesini yapıyor. Hz. İbrahim’in elimi güçlü değildi? Hz. İsmail’in boynumu demirdendi? Bıçakta hamurdan mıydı? Hangisi? Hepsi teslimiyet içerisinde üzerine düşeni yerine getirdi. Mesele bu. Burada asıl verilmek istenen ders ölümün asla devredilemeyeceği gerçeğidir. Koç kurban oldu fakat İsmail ölümsüz olmadı. Herkes kendi yerine ölür. Aslında koç kendi yerine kurban oldu İsmail adına değil. Allah ne ki istedi almak için istemedi, vermek için istedi.
Bu hadise bize aşkı yani muhabbeti (halil olma)’yı gösterir. Fuzuli derki;

Âşık oldur kim kılar cânın fedâ cânânına 
Meyl-i cânân etmesin her kim ki kıymaz cânına 
Cânını cânâna vermektir kemâli âşıkın 
Terki can derler bu derdin muteber dermanına

İşte Hz. İbrahim (a.s)’ında bize vermek istediği derste budur. Eğer Allah’ı gerçekten seviyorsanız Allah’tan hiçbir şeyi sakınmazsınız, esirgemezsiniz. Çünkü Allah almak için istemez, vermek için ister. Hz. İsmail’i istedi.Onu almadı.Üzerine promosyon olarak da Hz. İshakı koydu.İbrahim (a.s)’da .

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَا

Gad saddakter rué'yâ, "Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin.Eğer rüyayı tastik değil de tabir etseydin ta koçu baştan kesmen lazımdı.Hiç bunlara gerek yoktu aslında.Madem tasdik ettin tasdikiyetinde ciddiyetini de ispat et,samimiyetini göster.Bununla da Allah

سَلَامٌ عَلٰى اِبْرٰهٖيمَ

Selâmun alâ ibrâhîm. İbrahim'e selâm olsun. 
İşte bunu yapmak yiğitlikti. Tabir edebilirdin. Tabir etsen doğruda yapmış olurdun. Ya İbrahim! Sana yakışanı yaptın. Tıp ki Nemrut’un ateşine düşerken Cebrail (a.s)’ın yardım talebini geri çevirdiğin gibi tavrınla rüyayı tabir etmek yerine tasdik ettin. Yani teslimiyetin dibini buldun. Tek başına bir ümmet oldun. İşte bize Hz. İbrahim’in üzerinden nasıl Müslüman olunurun cevabı veriliyor.
Kurban, Hz İbrahim’i ve Hz. İsmail’i çağa taşımaktır. Onun ordusuna giriyor, arkasından yürüyorum demektir.4500 yıl evvel gök kubbeye koyulmuş çığlığın peşinden gidiyorum demektir. Bende artık bu ilahi koroda ses veriyorum demektir. Kurban olmakla bende Halil olmak istiyor Allah’a dostluğumu ilan ediyorum demektir. İşte bu dostluk insanın tüm hücrelerini ayağa kaldırır ve yeniden iman ettirir. Teslimiyetin ne büyük özgürlük olduğunu, özgürlüğünde en büyük teslimiyet olduğunu bize gösterir. Yoksa kurban, hayvan kesmek değildir. Kasaplık değildir. Hz. İbrahim’in Hz. İsmail’i kurban etmesi sembolik olmamalı, sembol olmalıdır. Sembol şiar demektir. Tıp ki ezan gibi. Sembolik bir davet değil sembolün ta kendisidir. Eğer siz ezanı namaza çağrıya indirgerseniz şehre bir zil takarsınız, zile basarsınız. Millet o zili duyunca namaza gelir. Ama bu zil ezan olmaz. Ezanın içinde dinin tüm asli unsurları vardır. Ezana düşman olanlar işte bunun için düşman oluyorlar.
Kurbanın Hikmeti (meratübul vucut)
وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ فٖيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 

Vel budne cealnâhâ lekum min şeâirillâhi lekum fîhâ hayr, fezkurusmallâhi aleyhâ savâff, feizâ vecebet cunûbuhâ fekulû minhâ ve at'ımul gânia vel muğterr, kezâlike sehharnâhâ lekum leallekum teşkurûn.  Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.

(11)
Allah adına kurban kesme ve Allah’tan başkası adına kesmeme; kesilen bir hayvan dahi olsa can veren Allah’tır. Kâinatta can veren Allah’tan başka bir kaynak ve otorite yoktur. Onun için insan bir canı ancak Allah adıyla alır. Allah o izni verdiği için. Yoksa o canı alamazsın. İşte buradan canı alırken cana hürmeti öğreniyoruz. teksir sırrı nedir?Meratibül vücüt varlık hiyerarşisine riayet etmek için kurban keseriz. Varlık hiyerarşisi bozulduğunda insan hayvanı değil insan insanı kurban eder. O zaman insan kurban olur.
لَكُمْ ‘de ki lam’ın iki manası vardır.
1-İşte böylece sizin için onları bir yasaya bağladık.
2-İşte öylece onları sizin emrinize amade kıldık.Yani sizin emrinize amade kıldık ve onları da bir yasaya bağladık.
Kur’an-ı Kerime bakıyoruz. Teskir ‘’emrine amade kılınan’’ neler vardır? İnsanın emrine neler musahhar kılınmıştır? Yer ve gök,gece ve gündüz,ay ve güneş, yıldızlar, hayvanlar, denizler diyor.Eğer Allah denizleri bir yasaya bağlamasaydı biz gemileri yüzdüremezdik.Bir yasaya bağlamasaydı biz güneşte ısınamaz ölürdük.Güneş hayat kaynağı değil ölüm kaynağı olurdu.Bir yasaya bağlamasaydı yeryüzü savururdu.Yani atmosferi olmazdı.Yıldızlarda ve gezegenlerde olduğu gibi hayatta olmazdı.Bir yasaya bağlı. Neden? Biz yeryüzünün ruhuyuz. Yani yeryüzü cesedimiz, biz ruhuyuz. Biz üflendik. Biz nazil olduk. Biz üflenince canlandı. Tabiri caizse o ceset bize bağlı olarak var. Bütün bu etrafımızdaki varlıklar bizim emrimize musahhar kılındı. Buradan çıkan birinci sonuç şu:
1-Ya sen kimin emrine amadesin ey insan! Yer senin emrine gök senin emrine, ay güneş senin emrine amade kılındı da ya sen kimin emrine amade kılındın.Cansız varlıkların amade kılındığı bir maksadı olsun da akıllı ve şerefli bir varlık olan insan amaçsız ve anlamsız mı olsun?Aklınız yatıyor mu buna?
2-Kurban bağlamında niye geldi?

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰیكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنٖينَ 

Ley yenâlallâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkiy yenâluhut tagvâ minkum, kezâlike sehharahâ lekum litukebbirullâhe alâ mâ hedâkum, ve beşşiril muhsinîn. Onların etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz. Fakat O'na sizin takvanız (Allah'a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.(12) Yani, takvada Allah’a ulaşırmış.Aslında kurban bize kalır,kurbiyyet Allah’a ulaşır.Yani takviye olurmuş.Tıp ki orucun olduğu gibi.

لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ 

leallekum tettegûn Tâki takvaya ulaşasınız,korunasınız.
(13)Size takviye olsun diye. İnsanlar depremlerde dayanamazmış. İnsanların başında 8 değil 18 şiddetinde depremler geçermiş. İnsan çok sarsılırmış. Onun için takviye lazımmış. İnsan ve ruh binasını ayakta tutmak için takviye. İnsan ruhuna Allah’tan başkası takviye yapamazmış. Aslında biz kurban kesmemekle kendimize zarar veriyoruz. Kurban, hayvanın insana verdiği en soylu derstir. Eğer öğüt almayı biliyorsan hayvanda sana öğüt verir.

سَخَّرْنَاهَا yukarıda geçtiği üzere كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا .
Aslında bu ikisinde güzel bir nükte var.İki kalıp ayrı ayrı.

1-Biz size musahhar kıldık.
2-O size musahhar kıldı.Yani سَخَّرْنَاهَا ile kurbanınıza siz değil meleklerde şahittir.Bu takarrub işinde meleklerinde rolü olur.Dolayısıyla siz kurban ile alemi melekütü de harekete geçiriyorsunuz. Orada o var. سَخَّرَهَا da ise burada direk kurban aslında zatımın dolaysız , vasıtasız ve aracısız olarak sizinle takarrubum’dur.Hem dolaylı takarrup ve hem de dolaysız takarrup.Birincide efali  ve esması, ikincide ise zatı devreye giriyor.

لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰیكُمْ

Sizi doğru yola ilettiği için Allah'ın  büyüklüğünü takdir edesiniz  diye.

وَبَشِّرِ الْمُحْسِنٖينَ

Allah’ı görür gibi yaşayanları müjdele. Ey Allah'ın Resulü! 

Mal ihsan? İhsan nedir? dedi. En ta’budellahe ke enneke terahu Feinlem tekün terahu feinnehu yerake"Allah'a onu görürcesine ibadet etmendir. Her ne kadar onu görmüyorsan da o seni muhakkak görür" buyurdu.
Hayat bir imtihan,dünya bir imtihan salonu,bizde bir talebeyiz.Ve bu imtihanda biz aslında Allah ile imtihan olunuyoruz.Allah bizi kendisiyle imtihan ediyor.Kendisine karşı sorumluluklarımızı yerine getirecek miyiz getirmeyecek miyiz?Daha doğrusu Rabbimize görür gibi ibadet edebilecek miyiz?
Kurban aslında Allah’ın varlıktaki hiyerarşisine saygıyı talim etmektir.Kurban varlık hiyerarşisini talimdir.Peki varlık hiyerarşisi bozulursa ne olur?Varlık hiyerarşisi bozulursa insan kendisin beş paralık eder,hayvana kurban olmaya başlar.Hayvana tapmak hayvana kurban olmak değil de ya nedir?Kurban şirkin panzehiridir.Varlık hiyerarşisi şirkin panzehiridir.Kimin kimin için yaratıldığı anlaşılsın.Yani asla Allah’ın varlığa koyduğu sırayı bozma.Şirklerin kaynağında ilahi hiyerarşiği bozmak yatar.Eğer şirke karşı durmak istiyorsanız ilahi hiyerarşiğe hürmet edin.Allah’ın bir şeyi koyduğu yerden razı olun.Allah onu sizin emrinize mi verdi yine onu kendi emrinizde kullanın.Eğer onun emrine girmeğe kalkarsanız Allah’ın emrinden çıkarsınız.Ah benim hayvancığım demekte bunun gibidir.Buna zehirli şefkat denir.Şefkat iyi bir şey iken böyle olunca zehirliyor.
Allah şirki niye sevmez?Allah’a zararı yok.Asıl zarar insanın ta kendisinedir.Şirkin insana zararı ne? Allah’tan rol çalarak her hususta iki haddinizi bilmezlik yapar.
1-Allah’tan rol çalıp başkasına tanrılık yakıştırıyorsa tanrısını kendi atıyor demektir.Tanrının amiri.İnsan tanrısını atar ve atadığı tanrısına kulluk eder mi? 
2- Birazcık kutsallık atfı bile kutsallık atfettiğiniz eşya karşısında sizi nesneleştirir.Bir odaya girdiniz numarası 13.On üç rakamına karşı alerjiniz var.Onda uğursuzluk vehmediyorsunuz.On üç rakamlı odaya girdiği zaman o odada uyuyacağı zaman kabus görür.Dolayısıyla kendi elleriyle kazandığı bir kabus.Şimdi eline bir oyuncak bebek alıyor bu benim uğurum diyor.Uğurum dediği o nesne karşısında kendisini nesneleştirdi.Kestiğimiz inekte tanrılaşır mı yahu? Demeyelim.Öküzde tanrılaşır mı demeyelim?Mısırı öküzler ve inekler yönetti. Antik Mısır'da tapılan canlı hayvanlar olmuştur. Bunların en başlıcası ve şöhret sahibi olan Apis (Hapi) Öküzü'dür. Apis Öküzü başında üçgen şeklinde beyaz bir alameti olan, beyaz lekelere sahip siyah renkli bir öküzdü. Kültünün merkezi Memphis’tir. Alnındaki siyah üçgenden başka sırtında akbabaya benzeyen bir şekil, sağ yanında bir hilal, dili üzerinde ise skarabe işareti bulunması gerekti. Aynı zamanda da kuyruk tüylerinin çift olması gerekiyordu.
Apis Öküzleri, tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak görülürdü. Ancak, insanlar adına tanrı ile aracılık yapan diğer hayvanlardan farklıydı. Apis Öküzü Ptah mabedinin karşısına yapılmış bir mabette, itina ile rahipler tarafından bakılır ve beslenirdi. Ölünce Mısırlılar tarafından büyük bir matem, yenisinin ortaya çıkması ise büyük sevinç olurdu. Ölen öküzler mumyalanır, bir firavunun ölümü gibi ihtişamlı cenaze törenleri yapılır ve Saqqara’da bulunan yer altı galerilerindeki lahitlere konulurdu.
Apis Öküzü Osiris ile özdeşleştirilmiş olsa da, öküze tapılması Mısır'ın çok daha erken dönemlerine uzanmaktadır. Osiris, eski krallığın son dönemlerinde tapınılmaya başlanan tanrıdır, oysa ki Apis Öküzü'nden ilk hanedanlıktan bile daha erken dönemlerde bahsedilmiştir. Yine de Apis Öküzü'ne Osiris olduğu düşünülerek tapılmış ve Osiris'in ruhunun bir simgesi olarak görülmüştür.
Allah şirki yasaklamakla insanın izzet ve şerefini koruyor.Sen kendi şerefini düşünmüyorsun ama ben senin şerefini düşünüyorum demektir.Allahımız sırf bana kulluk edin demekle insanı şerefsizlikten koruyor.Allahın koyduğu yerde eşyayı tutmaz isek üç zulüm işleriz.
1-Yerinden ettiğimiz şeye karşı zulüm işlemiş oluruz.
2- Tabiat boşluk sevmez.Onun yerine orda olmayan başka bir şey gelir.Ona zulmederiz.
3-Kendimize zulmederiz.
Dağdaki mısmıl hayvanlardan da kurban olmaz.Mesela geyiği yeriz.Ama kurban edemeyiz. Çünkü içinde emeğin yok.Onun için Kurbanlık hayvan evcil olmalıdır.İçinde emeğin olsun.Sana ehli hayvanlar verdik ki senin terbiyenden geçmiş olsun.Emek vereceksin ki emeğini kurban etmiş olacaksın.Onu parayla alıyorsun yine emek veriyorsun.İşin içine emek girsin.Çünkü Allah emeğe saygı duyar.
Kurbanlık hayvanın estetiği olacak.Gözü kör,ayağı topal,kulağı,kuyruğu kesik olanlardan kurban   olmaz.Bir tür İmanın sakat olursa Allah kabul etmez demeğe geliyor.İmanınızın gözü kör olmasın.İmanınızın estetiği olacak. Şehitte bunun için hayatını imanına şahit tutana denir.Eğer topraklardan bir toprak kendi yoluna şehit kabul etmiyorsa imanınızın bir kenarı eksik demektir.Bir topraktan kendi yoluna şehidi çok kabul ediyorsa orada imanların uzvu tam demektir.Azası eksik değil demektir.Aslında kurbanlar şahittir.Bu yönüyle biz bu cihana sahip olmaya değil,şahit olmaya geldik.İşte kurban bize bu itirafı yaptırır.İşte biz kurbanı varlık hiyerarşisine saygı duymak diye anlayabiliriz.

Hz. Peygamber (s.a.v)’in Kurbanı
Efendimiz Medine’de hicretin ikinci yılında  kurban kestiler ve her sene irtihallerine kadar bu sünneti sürdürdüler. Peygamberimiz (s.av) her sene iki adet kurban keserdi.Biri kendi için diğeri de kurban kesemeyen ümmeti için.İspanya'da kahve içecekler kahveye vardıklarında kahve içince bir içtikleri kahvenin birde askıya kahve parası öderlerdi.Parası olmayan İspanyollar kahveye geldiklerinde askıda kahve var mı? Diye sorarlar varsa kahvelerini bedava içerlerdi. Avrupalılar bunu meziyet diye övünürlerdi. Bizim Peygamberimiz (s.a.v) ta 1400 yıl öncesinden bunu bir kendisi birde ümmeti için kurban kesmekle bu şeyi yapıyordu.Bu bir babalık ve fedakarlık örneğidir.Efendimizin ilk ve son haccı olan veda haccında altmış üç tane hayvan kurban etti.Ömrünün her yıl bir tane.Bu şöyle olsa gerek.Allah’ın kuluna verdiği ömrünün her senesine ve verilen bu nimetlere teşekkür için olsa gerektir.Çünkü her nimetin şükrü kendi cinsinden olmalı idi.Verilen ömür nimetine böyle teşekkür ediyordu.Efendimiz isteseydi bunu fakirlere de dağıtabilirdi.Şariin ilk muhatabı o idi.Ama bu onu yapmadı.Alternatif olarak da gösterebilirdi.O gün hemen herkes kurban kesiyordu.Etten bol bir şey yoktu.Ama kurbanda başka bir şey var.Hayvanın insana verdiği soylu ders diyorum ama kurbanında insanın insana verdiği bir derstir deyesim geliyor.İşte Peygamberimizin verdiği soylu derse bir baksanıza.Altmış üç kurban.Ömrünün her yıla bir kurban.Esasında Peygamberimiz (s.a.v) çok varlıklı biri değildi.Vefatında ne bıraktığını biz biliyoruz.Kurbanda bir keramet var.
Peygamberimiz (s.a.v) kurbanın adabında titiz davranılmasını isterdi.Kurban atıklarının ulu ortalarda olmaması için Medine’de özel kurban yerleri tahsis ettirmişti.Ve oralarda atıklarının da gömülmesini emretmişti.Kurban kesecek bıçakların gösterilmemesi ve eziyet edilmemesi talimatını vermişti. Peygamberimiz (s.a.v) kurbanlarını bizzat kendileri keserdi.
Özellikle kurban etlerini dağıttırırdı.Hele hele bir sene kurbandan hiçbir şeyin saklanmamasını emir buyurmuşlardı.Onu sahabe-i kiram Peygamberimiz (s.a.v)’in daimi bir emri saymış olacaklar ki bir sene sonra bir haneye misafir oluyor.Kurban eti yok mu getirin yiyeyim diyor?Ya Resulellah yok deyince. Peygamberimiz (s.a.v) hemen mi bitti?diyor.Ya Resulellah! geçen sene siz emretmiştiniz deyince. Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;Geçen sene fakir fukara Medine’ye hücum etmişti.Medine’nin etrafı hep fakir fukara ile doluydu.Saklamayın da onlara verin dedim.Bu sene öyle bir şey yok ki.İşte Peygamberimiz (s.a.v) bize sünnetin ruhunu öğretiyor.İşte biz bu sünnete dinamik hayat dolu bir sünnet diyoruz.Sünnet üç manayı içermek zorundadır.
1-Orijinal olmak zorundadır.Yani herkesin yaptığı sünnet olmaz.O’nu şari koyacak.Özgün olacak.Yani bir amaç uğruna konmuş olacak. 
2-Sürekli ve hareketli olacak.Yani,hayat sahibi ve diri olacak.
3-Amel (eylem) olacak. En güzel sünnet tarifi: Peygamberimiz (s.a.v)’in hayat tarzı değebiliriz.
Kurbanı Allah emretmiş, Kur’an-ı Kerim söylemiş ve Peygamberimiz (s.a.v)’de tatbik etmiş.Bunun üzerinde tartışmanın alemi ne?Eğer biz bazı şeyleri görseydik ölürdük.Onun için ölünce göreceğiz.Cenneti görsek ölürdük.Onun için ölünce görmek istediğimiz şeylerin yatırımını yapmak lazım.
Kurban’ın sosyal bir boyutu vardır.Bizim evimize et girebilir ama evine et girmeyen nice fakir evlerin var olduğunu unutmayalım.Bu ibadete dil uzatılmamalı.Müslüman olmayan birisi bu ibadet yerine getirildiği için bu kurbanını vakfeden insana teşekkür etmelidir.Yahudilerde ve Hıristiyanlarda da kurban vardı.Hıristiyanlarda Hz. İsa bir kurbandı.Ekmeği İsa (a.s)’ın eti,şarabı da kanı yerine içtiklerini söylüyorlar.Yani kurbanı bitirdiler.Şu zamanda  Müslümanlar’ın kurbanı dünya’nın dört bir yanına ulaşıyor.Kurbanlarımız bölgeleri,kıtaları,coğrafyaları buluşturuyor.Bütün Müslümanları kardeşçe paylaşabileceği bir ortak noktada kurban ibadeti vesile oluyor.Bu bile bizim kurban ibadetimiz Allah indinde makbul olduğunun işareti değil de ya nedir? Ümmet olarak ümmetin kurbanını şu son yıllarda kabule karin ile makbul oluyor sanki. Müslümanlar direndi vazgeçmedi.Şimdi kurbanlarımız dünyanın dört bir tarafında ki yoksullara ulaşıyor. Afrika’nın,Güney Amerika’nın ,Uzak Doğunun yoksullarına ulaşıyor.Bu ne mübarek bir ibadet.Burada duruyor kişi,kurbanı Nijerya’da,Habeşistan’da, Burma’da, Birmanya’da, Arjantin’de,Şili’de,Kuba’da  kesiliyor. Oralarda Müslümanlar istifade ediyor.Müslüman olmayanlarda durup şaşırıyor.Kurban bir tebliğ,bir fiili davet  olup çıkıyor.Fiili davet kavli davete beş çeker.İşte kurbanımız yeryüzünde İslam’ın şiarı oldu ve çıktı.Bunlarda gösteriyor ki İslam’ın şiarları zaman ve zemin ile mukayyet değildir.İslam’ın şiarları İslam gibi evrenseldir.Allah-u Teala sadece dünü görmedi.Bu talimatları verirken bu günü , yarını ve ötesini de gördü.
Kurban,hayvanın insana verdiği soylu derstir.
Kurban,Hz. İbrahim’i şimdi burada içinizde yaşamaktır.
Kurban,ölümün devredilemeyeceğini öğrenmektir.
Kurban,bir başaksının bir başkası adına ölemeyeceğini herkesin kendi yerine öleceğini  öğrenmektir.
Kurban, Allah’a takarrub ve kurbiyyettir.
Rabbim kurbanlarımızı kabule karin eylesin. Rabbim bizi katında kabul etsin. Rabbim namazlarımızı, oruçlarımızı kurban etsin. Varlığımızı kendi yolunda kurban etsin.Rabbim servetimizi kurban etsin.Kurban ettiğimiz her şeyi kendisine yaklaşma vesilesi kılsın. (âmin).


FİKRİ ÇINAR
(15.09.2015)




1-Ali Imran Süresi  3/96
2-Kevser Süresi  108/2
3-Maide Süresi 5/27
4-Hac Süresi  22/37
5-Nisa Süresi 4/125
6-Müslim, Salât 215, (482); Ebû
7-Saffat süresi 37/102
8-Saffat Süresi 37/105
9-Fatiha Süresi 1/1
10-Saffat Süresi 37/102
11-Hac süresi 22/36
12-Hac Süresi/37
13-Bakara Süresi 2/183

Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam1
Toplam Ziyaret77467
SEÇME YAZILAR