• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

NAMAZIN ÖNEMİ

NAMAZIN ÖNEMİ: DİNİN DİREĞİ


Hicret’in beşinci yılıydı. Kureyşliler, Hayber Yahudileri, Gatafanlılar, Fezâreliler gibi birçok Arap kabilesi on bin kişiden oluşan orduyla Müslümanlara hücum etmişlerdi. (HS4/176 İbn Hişâm, Sîret, IV, 176) Allah Resûlü ve ashâbı birkaç hafta boyunca kazdıkları hendeklerle Medine’yi müdafaa etmek istiyorlardı. Kazılan hendekten dolayı “Hendek” ya da farklı düşman gruplarından oluştuğu için “Ahzâb” (Gruplar) adı verilen bu savaş öyle şiddetli geçiyordu ki, bazı günler Müslümanlar vakit namazlarını bile kılmaya imkân bulamıyorlardı. (N663 Nesâî, Ezân, 22) Rabbi ile kullarının arasındaki en önemli iletişim olan namaza engel olunmasına çok içerleyen Allah Resûlü, “Bizi meşgul ederek ikindi namazını geçirmemize neden oldular. Allah kabirlerini ateşle doldursun!” (M1422 Müslim, Mesâcid ve mevziu’s-salât, 203) demekten kendini alamamıştı. Düşmanlara, kendilerine karşı savaştıkları için değil de, namaz kılmalarına fırsat vermedikleri için beddua etmesi, onun Allah ile kul arasındaki en güçlü köprü olan namaza ne denli önem verdiğini göstermekteydi.

“Salât”, sıla; Allah ile kul arasındaki bağı ifade etmekteydi ve bu bağ asla kopartılmamalıydı. İşte Rahmet Elçisi’ne hayatı boyunca çok nadiren yaptığı şeyi yaptıran, ona düşmanlarına karşı beddua ettiren şey de bu bağın kesilmesi idi.

*Yüce Allah, insanı boş yere yaratmadığı gibi başıboş da bırakmamış, onu "ibadet" ile sorumlu tutmuştur: "Ben cinleri ve insanları ancak bana "ibadet" etsinler diye yarattım" anlamındaki ayet, bu gerçeği ifade etmektedir.

Kişinin imandan sonra, en başta gelen "ibadet" görevi "namaz"dır.

*Aslında namaz, bütün peygamberlerin Allah’a yönelişinin en somut göstergesiydi. Tıpkı Peygamber Efendimize,

قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

“Şüphesiz benim namazım da, kurbanım da, hayatım da ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm, 6/162) demesi emredildiği gibi, Hz. İbrahim de

رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ رَبَّـنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ

“Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle.” (İbrahim, 14/40) diye dua etmişti. Hz. İsmail, “Halkına namazı ve zekâtı emretmişti.” (Meryem, 19/55)
Lokman, “Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl.” (Lokmân, 31/17) diye tavsiyede bulunmuştu.
Allah, Hz. Musa’ya “Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” diye emretmiş, (Tâhâ, 20/14) İsrailoğulları’ndan namazı kılmaları sözünü almıştı. (Bakara, 2/83) Hz. Zekeriya mabette namaz kılmış, (Âl-i İmrân, 3/39) Hz. Meryem Rabbine ibadet etmek, secdeye kapanmak ve O’nun huzurunda eğilenlerle beraber eğilmek ile emrolunmuş, (Âl-i İmrân, 3/43)

Hz. İsa da,

وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكاً اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصَان۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَياًّۖ

“Nerede olursam olayım yaşadığım sürece Allah bana namazı emretti.” (Meryem, 19/31) demişti.

Ancak zamanla Allah’ın emri ve peygamberlerin tavsiyesine rağmen insanı ruhen yücelterek Rabbi ile iletişimini sağlayan namaz ibadeti yerine getirilmemiş, terk edilmişti.

Nitekim Rabbimiz,

فخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ  

“Nihayet onların (Nuh, İbrahim, Yakub) peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar, nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.” (Meryem, 19/59) buyurarak kişiyi hayâsızlık ve fenalıklardan koruma fonksiyonu olan (Ankebût, 29/45) namazı terk eden toplumların hem dünyada nefsanî arzuların esiri olup ahlâkî değerleri yitireceklerini, hem de âhirette şiddetli bir azaba uğratılacaklarını bildirmiş, bizleri bu konuda uyarmıştı.

*Çünkü dinin direği ve müminin miracı olan namazı kılmayan bir insan diğer dinî görevlerinde de gevşektir, günah bataklığına dalmış ve böylece nefsine zulmetmiştir demektir.

*Nesiller boyu peygamberler tarafından emredilegelen namaz ibadeti İslâm’ın gelişi öncesinde Mekkeliler tarafından da bilinmekteydi. *Medine’ye hicreti takiben gerçekleştirilen en önemli faaliyetlerden bir diğeri de bizzat Hz. Peygamber tarafından yaptırılan Mescid-i Nebevî’nin inşa edilmesi olmuştu. Müslümanlar burada, sosyal statülerine göre değil, kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma bilinciyle namaz kılmanın ayrıcalığını yaşamaya başlamışlardı.

*Kur’an-ı Kerim, namazın belirlenen âdâb içerisinde, huşû ve sorumluluk bilinciyle ve sürekli eda edilmesi gereken bir ibadet olduğunu birçok yerde vurgulamaktadır. Âyetlerde namaz anlamındaki “salât” ile eksiksiz ve devamlı olarak yerine getirme manasındaki “ikâme” kelimeleri yan yana kullanılarak namazın vaktinde, eksiksiz bir biçimde, şartlarına riayet edilerek, dosdoğru ve özenle kılınması gerektiğine dikkat çekilmektedir. (Bakara, 2/110, 277; Mâide, 5/55; Enfâl, 8/3)

*Kur’an-ı Kerim’de kendilerinden övgüyle bahsedilen müminlerin özellikleri sıralanırken, onların “namazlarında huşû içinde olduklarının”, (Mü’minûn, 23/2) “namazlarını muhafaza ettiklerinin” (Mü’minûn, 23/9) ve “namazlarına devam ettiklerinin” (Meâric, 70/23) altı ısrarla çizilir.

*Diğer taraftan namazı ciddiye almayıp özünden uzaklaşan, onu gösteriş için kılan (Mâûn, 107/4-6) ve kılarken de tembellik yapan kimseler ise yerilir. (Nisâ, 4/142)

*Namaz, sadece Allah ile kul arasındaki ilişki biçimi olmakla kalmaz, aynı zamanda insanı olumsuz davranışlardan ve her türlü kötülükten uzaklaştırır. Nitekim Kur’an’da Yüce Allah,

اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

“Gerçekten namaz, kişiyi hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût, 29/45) buyurarak bunu ifade etmektedir. Ayrıca kulun, günün belli vakitlerinde Allah’ın huzuruna çıktığını düşünmesi, kulu O’nun rızasına uygun davranışlar sergilemeye sevk etmekte, böylece namaz bu yönüyle de kötülüklere engel olmaktadır.

Yine “İnsan çok hırslı ve sabırsız yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır, ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır, ancak namaz kılanlar müstesna.” (Meâric, 70/19-22) âyetleri de namazın insana kattığı ahlâkî değerlere ve olgunluğa işaret etmektedir. Çünkü namaz, insanın ruhunu her türlü manevî kirden arındırır. Nitekim bir gün Allah Resûlü (sav), “Birinizin kapısı önünde günde beş defa yıkandığı bir nehir olsa, o kimsede kir namına bir şeyin kalabileceğini düşünebilir misiniz?” diye sorar. Sahâbe, “Hiçbir kir kalmaz.” şeklinde cevap verir. Bunun üzerine Peygamberimiz, “İşte beş vakit namaz da böyledir, Allah bu namazlarla günahları yok eder.” buyurur. (B528 Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 6; M1522 Mesâcid ve mevziu’s-salât, 283)

Hz. Peygamber (sav), “Bir Müslüman, vakti geldiğinde güzelce abdest alıp, kendisini Allah’a vererek rükû (ve secdesiyle) farz namazı kıldığında, -büyük gü­nah işlemedikçe- bu onun önceki günahlarına kefaret olur. Bu, her zaman için böyledir.” ve (M543 Müslim, Tahâret, 7)

الصَّلاَةُ الْخَمْسُ وَالْجُمُعَةُ إِلَى الْجُمُعَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُنَّ مَا لَمْ تُغْشَ الْكَبَائِرُ

“Beş vakit namaz ve cuma namazı, büyük günahlar hariç aralarında işlenen tüm günahlara kefarettir.” (M550 Müslim, Tahâret, 14) hadisleriyle namazın, insanı arındırdığını belirtmektedir. Günahlarından arınan kul ise Allah’a karşı görevini yerine getirmenin vermiş olduğu mutluluk içerisinde huzurlu ve anlamlı bir hayat yaşayacaktır.

*Hayatını anlamlı hale getirememiş kişilerde inanç ve amel sorunu vardır.

*Gençliğe hedef tayini yapmak yol göstermek…

*Namaz hayatın ta kendisidir. (sermayesi tükenen adama yardım!)

*Ömrümüzün hesabı sorulacak nasıl harcadık?

*Namaz yeme içme gibi zamanında olursa karşılığı görülür.

*Namaz, insanın ruhunu temizlediği gibi, aynı zamanda abdest almayı gerektirmesi dolayısıyla maddî temizlik için de bir vesiledir. (Mâide, 5/6; B214 Buhârî, Vudû’, 54)

*Namazın Müslüman üzerindeki bir etkisi de günün beş ayrı vaktinde (B3221 Buhârî, Bed’ü’l-halk, 6) olması dolayısıyla insanın zamanı kollamasını sağlayarak hayatını belli bir programa sokmasıdır. Günün farklı zamanlarında kılınan namazın, zamanı düzenleyici özelliği öne çıkmakta ve namaz vesilesiyle kötülüklerin ortadan kalkacağı vurgulanmaktadır.

*Daima namaz vaktini takip eden müminin, namazı cemaatle kılmak için fırsat buldukça camiye gitmesi ise Müslümanlar arasında tanışma, kaynaşma, kardeşlik, dostluk ve dayanışmayı sağlaması bakımından önemlidir.

*“İnsanlar camide ilk safın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kura çekmekten başka yol bulamazlardı. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi bunun için yarışırlardı. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi.”

*Namaz; beden, zihin ve kalbin iştirakiyle eda edilen, kısacası insanı her yönüyle kuşatan bir ibadettir. Bu üç unsurun her biri, son derece dengeli ve mükemmel bir şekilde namazda temsil edilirler. İnsan, bedeni ile kıyam, rükû, secde ve kıraati gerçekleştirirken, zihni ile okuduklarını düşünmeye ve anlamaya yönelir. Kalp ise huşû ve sükûnet ile bu ibadeti en iyi şekilde tamamlar.

Kıbleye dönüldüğünde sadece Allah’a yönelme demek olan namaz, kıyamda Allah’ın huzurunda durma, rükûda yalnızca O’nun önünde eğilme, secdede ise Allah’a en yakın olma demektir. (M1083 Müslim, Salât, 215) Namaz, dua, yalvarma, sadece Rabbe yönelme, O’ndan yardım ve bağışlanma dileme, O’na iltica ve münâcât etmedir. (Bakara, 2/45) Allah’ı anma/zikir, gönülden gelen bir içtenlikle Yaratan’a hamd ve senâda bulunma, bütün samimiyetiyle O’nun otoritesini kabul ve itiraf etmedir.

Namaz, aynı zamanda Müslümanların dünyevî meşguliyetlerine kısa bir mola vererek Allah’a yönelmeleri, psikolojik olarak rahatlamaları çabasıdır. Sahâbeden Ebû Huzeyfe’nin naklettiğine göre “Peygamberimiz (sav) sıkıntılı bir işle karşılaşınca namaz kılardı.” (D1319 Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 22) Nitekim bir defasında Bilâl’e, “Kalk namaza (çağır da) bizi namazla rahatlat!” (D4985 Ebû Dâvûd, Edeb, 78) diye seslenmişti. Gerçekten Efendimizin kıldığı namaza bakıldığında, onun Rabbine olan şükrünü eda ederken ne denli içten davrandığı, kendisini Rabbine nasıl verdiği açıkça görülür.

Rükünlerinin hakkıyla yerine getirilmesi kadar, namazın belirlenen beş vakitte kılınması da çok önemlidir. Nitekim Abdullah b. Mes’ûd, bir gün Peygamber Efendimize,

أَىُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ قَالَ  الصَّلاَةُ لِوَقْتِهَا

“Amellerin hangisi Allah’a daha sevimlidir?” diye sorunca, Allah Resûlü, “Vaktinde kılınan namazdır.” cevabını vermiştir. (B5970 Buhârî, Edeb, 1; M254 Müslim, Îmân, 139) Buna mukabil Efendimiz, “(Farz) namazını (bilerek) geçiren kimse, ailesini ve malını kaybetmiş gibidir.” (HM24042 İbn Hanbel, V, 429) hadisiyle, namaz kılmamanın kaybettirdiklerine dikkat çekmektedir.

Soru: Kaç vakit namazdan sorumluyuz?

** Oğlumun küçük bir kusuru var..

(Namaz kılmıyor)

* “Namazı kasten terk etmeyin. Kim kasten namazı terk ederse, Allah’ın ve Resulünün zimmetinden beri olur." (Ahmed, VI, 421.)

*“Kim ikindi namazını terk ederse ameli boşa gider.” (Buharî, Mevâkîtü’s-Salâti, 15)

*Hz. Peygamber’in, namazı, kul ile küfür ve şirk arasında bir engel/koruyucu olarak görmesi, (HM15042 İbn Hanbel, III, 370; T2618 Tirmizî, Îmân, 9) bu önemli ibadetin Müslüman’ı, Allah’ı inkâr etmekten koruduğuna işaret etmektedir. Hz. Ömer’in valilerine yazdığı tavsiyesinde, “Bana göre en önemli vazifeniz namazdır. Onu vaktinde kılan, dinini korumuş olur. Namazlarını ihmal eden, diğer vazifelerini de ihmal eder.” (MU6; Muvatta’, Vukûtü’s-salât, 1) demesi, namazın hem koruyucu, hem de disipline edici özelliğini ifade eder.

Birçok âyette namaz ile zekât kelimelerinin birlikte kullanılması, (Bakara, 2/83; Tevbe, 9/18; Nûr, 24/56) namaz ibadetinin ruhu arındırma işleviyle zekât ibadetinin malı arındırma özelliği arasındaki paralelliğe vurgu anlamına gelmektedir. İnsanlara hidayete adım atarken namaz kılma ve zekât vermenin şart koşulması ve bunların Müslüman olmanın işaretleri olarak görülmesi de (Tevbe, 9/11) namaz ibadetine yüklenen önemi göstermektedir.

*Hiçbir şey; iş, ticaret, görev, meşgale ve mazeret mümini namazdan alıkoyamaz.

- Su bulamayanlar, teyemmüm ederek,

- Bir tehlikeden korkanlar yaya veya binit üzerinde,

- Yolcular, dört rekâtlı farzları ikişer rekât olarak,

Zaruret ve ihtiyaç halinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını öğle veya ikindi, akşam veya yatsı vaktin de birleştirerek,

- Savaş halinde olanlar, nasıl güçleri yetiyorsa o şekilde,

- Korku halinde olanlar, yürüyerek veya binit üzerinde,

- Ayakta durmaya güçleri yetmeyen hasta ve özürlüler oturarak, buna da güçleri yetme-yenler, yatarak namazlarını kılabilirler.

Kadınların özel halleri, akıllı olmamak, bayılmak ve unutmak hariç namaz kılmamanın hiç bir mazereti yoktur.

İman kalbine yerleşmiş ve gerçek mümin niteliğini kazanmış bir Müslüman’a, namaz kıl-mak ağır ve zor gelmez.

Mümin, namazlarına müdavimdir. Namazlarını zevkle ve isteyerek kılar. Yüce Allah, Kur'ân'da, namazı üşene üşene kılmayı ve terk etmeyi münafık ve kâfirlerin niteliği olarak zikretmiştir.

*Namazı terk edenin hayatında bereket olmaz.

* Hz. Peygamber, “yeryüzünün kendisi için bir mescid kılındığını” (B438 Buhârî, Salât, 56) ve namazın temiz olan her yerde kılınabileceğini belirtmiştir.

*Namaz sadece insanın dünyasını değil aynı zamanda âhiretini de kurtarmasının en önemli vesilelerindendir. Bu durum Hz. Peygamber’in hadislerinde farklı lâfızlarla ifade edilmiştir:

“Namaz, devam eden kimse için kıyamet gününde nur, delil ve kurtuluş sebebi olur. Namaza devam etmeyenin ise kıyamet günü nuru, delili ve kurtuluşu olmayacaktır.” (HM6576 İbn Hanbel, II, 169)

أَوَّلُ مَا يُحَاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ الصَّلاَةُ... “(Kıyamet gününde) kulun ilk önce hesaba çekileceği şey, namazdır.” (N3996 Nesâî, Muhârebe, 2; İM1425 İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 202) 

مِفْتَاحُ الْجَنَّةِ الصَّلاَةُ...“Cennetin anahtarı namazdır.” (T4 Tirmizî, Tahâret, 1)

“Allah’ın bir emri olduğunu kabul ederek beş vakit namazı rükûları, secdeleri, abdestleri ile vakitlerinde kılmaya devam eden kimse cennete girer.” (HM18535 İbn Hanbel, IV, 266)

*Hz. Peygamber’in bu hadisleri, aslında Kur’an’daki şu âyetlerin değişik ifade ve izahlarıdır: “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” (Bakara, 2/277)

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar… namazı dosdoğru kılarlar. İşte onlara Allah rahmet edecektir.” (Tevbe, 9/71)

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ

“…Namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarf edenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.”
(Fâtır, 35/29)

*Teslimiyettir namaz… Yüzünü ve yönünü Mevla’ya dönmek, sırtını Rabbine dayamak ve böylece en sağlam kaleye sığınmaktır namaz.

Müslümanlara düşen, Resûl-i Ekrem’in teşvik ve tavsiyelerine uyarak bu önemli ibadeti öğretildiği gibi yerine getirmek, namaz konusunda gerekli hassasiyeti göstermektir. Böylece insan, günlük hayatın yoğun meşguliyetleri arasında Yüce Yaratıcı’yı hatırlayacak, Allah’a duyduğu şükran duygularını dile getirecektir. Namazında bütün varlığıyla Rabbine yönelen kul, maddî ve manevî kirlerden arınacak, kötülüklerden uzaklaşacak ve ebedî âlemde de mutluluğa erecektir.

Sohbetimizin özü;

Kıymetli Müminler! 

*Namaz, müslüman için vazgeçilmez bir ibadet, terk edilemez bir kulluk ölçütüdür.

*Namaz, bizi Allah’a kul olmaya davet eden ibadetlerin sultanıdır.

*Namaz, huzura duruş ve huzura kabuldür.

*Namaz, bize Rabbimizi, bize kendimizi hatırlatır. Rabbimizi anmanın adıdır; O’na vuslat köprüsü, bir gönül burağıdır namaz.

*Namaz, bize sorumluluğumuzu, sınırlarımızı, müstakim oluşu, tevazuyu öğretir.

* Namaz, dünyanın türlü hengâmeleri içerisinde kaybolmaya yüz tutan benliğimizi, gönlümüzü yeniden ihya ve inşa etmektir. Çoğu zaman kalabalıklar içerisinde yalnızlaşan ruhumuzun yoldaşıdır namaz.

*Cennetin anahtarı olan namaz, şu fâni dünyanın ebediyete uzanan kârıdır. *Namaz bir nurdur, yolunu aydınlatır müminin. Günaha kalkandır, doğru yolda rehberidir kendisini kılanın.

*Hikmetleri ile insanı kötülük ve hayâsızlıktan alıkoyan en büyük ibadettir namaz.

Namaz hataları silen dereceleri yükselten, ilk hesaba çekileceğimiz ameldir.

***Namaz diriliştir.

Niyazımız: “Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur. Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla.” (İbrâhim, 14/40-41.)


iSA ONAY
EĞİTİM GÖREVLİSİ

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret77799
SEÇME YAZILAR