• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

HİCRETİ ANLAMAK

Hicreti anlamak ve yaşamak


14 EKİM PERŞEMBE günü 1437. Hicri yılın başı. Hicret, tarih başlangıcı olarak kabul edildiğinden dolayı İslam takvimi hicretle başlar. Hicret, İslam tarihinin en önemli olaylarından biridir.
Bundan dolayı hicret ruhunu iyi anlayan, taşıyan ve yaşayan insanlar İslam’ı gerçek manada yaşayan samimi ve fedakar müminlerdir. Bu önemli olayın bize anlatıklarını çok iyi anlamak ve yaşamak gerekir. Kısaca hicret, İslam tarihinin dönüm noktasıdır. Önce hicret kelimesinin ifade etiği mana üzerinde biraz duralım. Genelde bu kelime yurdunu terk ederek başka bir diyara göç etme olayına denir. Fakat özelde ise Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) 622 yılında Mekke’den Medine’ye yaptığı mukaddes göç olayına hicret denir.
Bu olayı bizzatihi yaşayan müminlere de Muhacir denilir. Hicret, İslam tarihinin başlangıcı olsa bile o asla tarihsel bir olay değildir. İslam’ın tarih başlangıcı olan bu önemli olayı sadece mazide olmuş bitmiş bir olay nazarıyla bakmak onun tarih başlangıcı olma ruhuna bütünüyle ters düşer. Genelde tarih kitapları hicret olayını ayrıntılı, akıcı ve coşkulu bir şekilde ele alır ve anlatırlar. Fakat biz burada daha çok hicretin keyfiyeti ve onu zorunlu kılan sebepleri üzerinde durmaya çalışacağız
Onüç yıllık eza, cefa ve çile dolu Mekke yıllarının, tarihin hiçbir döneminde yaşanmamış zülüm işkence ve baskılarla dolu olduğu tarihi bir gerçektir. İşte hicreti önemli kılan sebeplerden biri de budur fakat hicreti önemli kılan asıl özellik sadece bu değildir. Daha pekçok özellikleri vardır. Hicreti sadece zülüm ve işkenceden kaçış olarak anlamak doğru olmaz. Bugün birçok Müslüman hicreti sadece Kureyş’in baskısından bir kurtulma olarak görme ve bilme düşüncesine, fikrine sahiptir. Zaten hicreti anlatan birçok kitapta Kureyş’in zülmü hep dile getirilmekle insanlarda bu fikirin oluşmasına sebebiyet verilmiştir. Bu da hicreti sadece zülümden bir kaçış olarak göstermektedir. Hicreti zorunlu kılan sebeplerden birinin zulum, işkence ve boykut olduğu doğrudur. Fakat bizim burada anlatmak istediğimiz hicreti sadece zülümden bir kaçış olarak görmenin hicretin asıl ifade etiği mananın eksikliğine sebep olduğu gerçeğini dile getirmek ve hicretten sonra İslam’ın ulaştığı zirve noktaya dikkatleri çekmektir. Evet hicretin taşıdığı ruh ve mana İslam site devletine giden yoldur, yani İslam’ın cihana açılma hareketidir.
Kur-an’ın hicreti ve muhaciri ele alışına baktığımız zaman bu konu çok daha iyi anlaşılacaktır. Bu olayı yaşayan ve gerçekleştiren bu ulu ve kutlu insanlar tarihte eşsiz insanlardır. Onun için onlara, Allah (c.c) tarafından 'Muhacir' ünvanı bizzatihi isim olarak verilmiştir. Zaten onların gösterdiği bu fedakarlığı başka bir kelime ile ifade etmek te mümkün değildir. Bu kelimenin dışında hiçbir kelime yaşananların karşılığı olmadığı gibi ifade etmekten de uzaktır. Yine Allah (c.c), Medineli müminlere de 'Ensar' ünvanını vermiş. Bu kelimenin dışında başka bir kelime Ensar’ın gösterdiği fedakarlığı asla anlatamaz. Tarihte yaşanan bu yüce duyguyu bizler asırlar sonra bugün sinelerimizde Muhacir ve Ensar kelimeleriyle yeniden yaşıyor gibiyiz.
Hicretin anlattıklarını bırakın bir yazı ile ifade etmek, bu olay kitaplara sığmaz. Bu olay, anlatmaktan ziyade yaşamakla anlaşılacak fiili bir olaydır. Çünkü hicret farazi değil fiili bir olaydır. Yani düşünmekle Muhacir olunmadığı gibi sadece düşünmekle de Ensar olunamaz. Evet, Muhacir olmak için içe ve dışa dönük hicreti gerçekleştirmemiz ve Ensar olmak için de müminlere maddi ve manevi olarak sinemizi açmamız gerekir..Alıntıdır


MUSTAFA YAĞCI


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret77799
SEÇME YAZILAR