• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

İLK HAFIZLAR GİBİ OLABİLMEK

İlk Hafızlar Gibi Olabilmek…

 

Hafızlığı dudaktan kalbe inmeyen, hafızlığın manasını idrak edemeyen, yaşamak için gayret göstermeyen biz zamane hafızları yüzünden… İşte bugün bu sebepten hafızlığın kalbi kırık, hafızlığın boynu bükük…

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve beraketuh… 

Selamların en güzeliyle selamlıyorum seni ey değerli kardeşim! Âşık Veysel’in dediği gibi, iki kapılı bir handayız ve gece gündüz gidiyoruz. Her birimiz anne karnında başladığımız bu yolculuğu, soğuk toprağın bağrında sonlandırıyoruz. Her birimizin ortak bir özelliği daha var ki yolculuğa ağlayarak, gözyaşlarıyla başlıyoruz. Lakin kimimiz mütebessim bir çehreyle, kimimiz ise geldiğimiz gibi ağlaya ağlaya terk ediyoruz bu iki kapılı hanı… Zira han bir tane, girilen ve çıkılan kapı birer tane, fakat o iki kapı arasındaki yollar bin bir tane. Doğrusu kadar eğrisi de olan, kimi engebeli fakat sonu cennet bahçesi olan, kimi ise rahat fakat sonu cehennem çukuru olan bin bir tane yol… 

Peki, hiç düşünüyor muyuz? Doğru yol dururken neden yanlış yollara sapıyoruz? Bu sorunun bir cevabı var, lakin ya unutuyoruz ya da göz ardı ediyoruz ki; “Bu han sadece ve sadece imtihan!” 

Sen ey değerli kardeşim! Allah’ın izniyle bu gerçeğin idrakine varmışsın ve en nurlu, huzurlu, sonu cennete varan, mis kokulu, belki zorlukları olan fakat zorluğu bile bir hoş olan, nurlarla taçlandıran mübarek yollardan birine girmişsin. Kendine yol arkadaşı olarak da Kur’an’ı seçmişsin.

Ey kardeşim! O öyle değerli bir arkadaştır ki, sen onu terk etmedikçe o seni ne dünyada ne kabirde ne mahşerde terk edecek. Sen onu zayi etmedikçe o senin zayi olmana asla müsaade etmeyecek. Bilmediklerini sana o öğretecek. Unutma ki bundan sonra gecen gündüzün Kur’an olacak. Rüyaların mis gibi Kur’an kokacak. Kur’an hayatını daha bir düzene sokacak. Kalbindeki ve dahi vücudundaki yaraların merhemi de o olacak! 

Evet, sevgili kardeşim! Malumundur ki günümüzde birçok insan hafızlık eğitimi alıyor. Her yıl yüzlerce, belki binlerce kişi hafız oluyor. Fakat bana soracak olursan, ne yazık ki hafızlık hak ettiği değeri görmüyor. Hafızlığın boynu bükük, hafızlığın kalbi kırık… Hafızlığın manası tam olarak idrak edilemiyor. Çoğu kimse devlet okullarında başarılı olamayan çocuklarını “en azından hafız olsun” diyerek Kur’an kurslarına yolluyor. 

Sevgili anneler! Zeki olan çocuklarınızı da hafızlık yapmaya yollasanız ya! 

Günümüzde birçok kimse hafızlığı bir kazanç kapısı olarak görüyor. Hoca olup para kazanmak niyetiyle hafızlık yapıyor... Kimisi kendini ezbere öyle kaptırıyor ki; biran önce hafız olmak çabasıyla meal okumayı bile zaman kaybı olarak görüyor. Sen manasını bilmedikten sonra ezberinin ne kıymeti kalıyor ki… Sadece kayıt yapan bir kasetten ne farkın kalıyor? 

Kimisi ise her ayetin manasını da biliyor lakin uygulamaya gelince orada duruyor. Düşün ki ey kardeşim sende her derde deva bir ilaç var. Reçetesi de sende. Bir kimse bir rahatsızlığından bahsedince diyorsun ki: “Aa! Ben o hastalığa iyi gelecek ilacı biliyorum. Bak ilaç budur. Şu şekilde kullanılır…” Sende de aynı rahatsızlık var fakat ilaç elinde olduğu halde, kullanmasını da bildiğin halde kullanmıyorsun. Bu ne derece akıl kârıdır ki kardeşim? Var da sen düşün… 

Ey mübarek yolun yolcusu kardeşim! İlk hafızları düşün. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i, Sahabe-i Kiram’ı… Hasta olan sormazdı onlara: “Şu hastalığın ilacı nedir?” diye. Zira bakınca görürlerdi zaten ilacı da, reçeteyi de! Zira onlar söylemezlerdi ilacı, reçeteyi! Zira onlar bizzat kullanırlardı. Onlar yaşarlardı ve bakanlar sormaya gerek duymadan anlarlardı, bilirlerdi ilacı da reçeteyi de! 

İlk hafızlar ezberde acele etmezlerdi ey kardeşim! Zira hafızlığın ezberden evvel yaşamak olduğunu bilirlerdi. İşte bu sebepten bir ayeti yaşamayı başarmadan ikincisini ezberlemezlerdi. Biz aciz kullar bu gerçeğin idrakine varalım diye Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerim’i yirmi üç yılda peyderpey indirdi. Yaratılmışların en hayırlısı, Hafız-ı Kur’an’ların atası Efendimiz (s.a.v)’in yirmi üç yılda hafız olması bize en büyük örnek değil mi? 

İlk hafızlar… Onlar dünyalık hiçbir beklenti içerisine girmeden Kur’an-ı Kerim’i okur, okuturlardı. Ne hafızlıklarından maddi bir beklentileri vardı, ne de isimlerinin önüne koyulacak “Hafız” sıfatı onların umurundaydı. Zira onların umurunda olan tek şey Allah rızasıydı. Kurak, çorak gönülleri Kur’an nuruyla canlandırmak için aylar süren yolları yalın ayak aşanları vardı. Bu uğurda gözünü kırpmadan şehadete koşanları vardı. 

Hafızlığı dudaktan kalbe inmeyen, hafızlığın manasını idrak edemeyen, yaşamak için gayret göstermeyen biz zamane hafızları yüzünden… İşte bugün bu sebepten hafızlığın kalbi kırık, hafızlığın boynu bükük… 

Rasulullah (s.a.v) kıyametin yakın olduğuna işaret eden delilleri haber verirken, hafızların çoğalıp âlimlerin azalmasını da bunlar arasında zikrediyor. Öyle bir hafız olmaktan hayatın boyunca Allah’a sığın ey değerli kardeşim. Rehberin ilk hafızlar olsun. Kelamullaha hak ettiği değeri ver ki dünyada da kabirde de ahirette de arkadaşın o olsun. Girdiğin bu mübarek yolda Allah (c.c) senin de, bu yolun bütün mübarek yolcularının da yar ve yardımcısı olsun. Vesselam… 

Rumeysa Durmaz / Nisanur Dergisi - Ocak 2013 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret77770
SEÇME YAZILAR