• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

KUL HAKKI

KUL HAKKI



Yeryüzündeki varlıkların en mükemmeli insandır.

Çünkü o; en güzel bir şekilde yaratılmış, akıl nimetiyle donatılmıştır. İnsan için başka insanlarla tanışmak, yardımlaşmak, onlarla bir arada yaşamak, en tabii bir ihtiyaçtır. Yeryüzünde huzur içerisinde bir hayat sürdürmek, Allah’ın sayısız nimetlerinden meşru ölçüler içerisinde yararlanmak, neslinin devamını sağlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak, toplu halde yaşamaya bağlıdır.

Yüce Allah’ın Hz. Adem’le başlayan ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) ile son bulan bütün peygamberler aracılığı ile göndermiş olduğu dinlerin hepsi insanların kendi menfaatleri içindir. Dünya ve ahiret mutluluğunun kazanılması içindir. Yanlışın doğrudan ayrılması, dünya sıkıntıları ile karşılaşılmaması, ahirette ise kaybedenlerden olunmaması içindir.

Cemiyet halinde yaşamak, karşılıklı hak ve sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Ev, işyeri, arazi, köy, şehir, ülke bakımından yakın olan olanların birbirine karşı gözetmeleri gereken birçok durum söz konusudur.

Kelime olarak hak; uyum, uygunluk, doğruluk, adalet, hikmet, var olma, tahakkuk, vukû, bâtılın zıddı, gerçek, emek, ücret, pay, kısmet, kazanç, hisse... Anlamlarına gelir. (Râgıb İsfahânî, el-Müfredât, “hakk”; İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab, “hakk”) 7

Bu kelime Kur’an-ı Kerim’in 221 ayetinde yer almaktadır. Ayetlerin 136’sı Mekkî, geri kalan 85’i ise Medenî sûrelerde geçmektedir. Hak sözcüğünün Kur’an’da genel olarak Allah, Kur’an, Hz. Peygamber, İslâm, gerçek, adalet, tevhid, bâtılın zıddı, vacib, mal, zekât, sadaka, vahiy, azap anlamlarına gelir. Ayrıca yeniden dirilme, nitelik, ciddiyet, çocuk, ihtiyaç, kıyamet günü, cihad, delil, kesin, beyan... mânâlarında da kullanılmıştır. (Süleyman Mollaibrahimoğlu, “Kul Hakkı”, Diyanet Aylık Dergi, Sayı 163)

Bir Müslümanın diğer insanlara karşı yapması gereken görevlerini yapmaması veya onlara karşı yapmaması gereken bir fiili işlemesi neticesinde hasıl olan hakka ''kul hakkı'' dinir.

Kul sözcüğü de genelde hür veya köle insan anlamında abd kelimesinin karşılığıdır. Kişi Allah’a ibadet ve itaat ediyorsa hür insan, kula itaat ediyorsa köle anlamına gelmektedir. İbadet de aynı kökten türemiştir.

Genel mânâda kul, dış görünüşü ve iç yüzüyle, beden ve ruh yapısıyla, maddî ve manevî yönüyle bir insandır. Dolayısıyla ihtiyaç ve hakları fizikî yapısı için olduğu kadar, manevî yapısıyla da yakından ilgilidir.

Yüce Allah buyuruyor ki;

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاً وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراًۙ

"Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez."  (Nisâ; 36)

  • Anne-baba hakkı (Nisa, 11, 36; İsra, 23-24; Lokman, 14),
  • Evlât hakkı (Nisa, 7, 11; Tahrim, 6),
  • Eş hakkı (Bakara, 228, 229, 231-233, 236-237, 241; Nisa, 4, 11, 12; 19, 20, 24, 2534, 129, 176; Ahzab, 49; Tahrim, 6),
  • Kardeş hakkı (Nisa, 11, 12, 176),
  • Komşu hakkı (Nisa, 36),
  • Yakın akraba hakkı (Bakara, 177; Nisa, 36; Nahl, 90; İsra, 26),
  • Dost ve arkadaş hakkı (Nisa, 36),
  • Fakir ve yoksul hakkı (Bakara, 184; Nisa, 8, 36; En’am, 141; Hac, 36; Maun, 3),
  • Yetim hakkı (Bakara, 177; Nisa, 2, 6, 8, 9, 36; En’am, 151; İsra, 34)
  • Ve yolcu hakkıdır. (Bakara, 177; Nisa, 36)

İslam dünyasında haklar, Yaratanın kullarına tanıdığı haklardır. Bu sebeple İslam dünyasında bu hakların kazanılması için batıda gösterilen mücadeleler olmamıştır.

İnsan hakları, diline, dinine, ırkına cinsiyetine, milliyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın insana insan olduğu için tanınan hakların genel adına denmektedir. İslam dünyasında İnsan hakları kavramı, ferdin insan olarak yaratılmış olmaktan doğan asli hakları olarak kabul edilmektedir.

Allah Kuran-ı Keriminde şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ.

"Ey insanlar, doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat, 49/13.)

İnsanların doğuştan eşit olduklarını ifade eden bu ayet, ashaptan Sabit b. Kays hakkında nazil olmuştur.                                                             

Sabit, bir defasında Efendimizin meclisine gelmişti. Orada yanında oturmak istediği kişi, Sabit’e yer açıp, göstermedi. Buna içerleyen Sabit,     

-Ey filan kadının oğlu, diye hakaret etti. Bunun üzerine Efendimizin: -Ey Sabit, mecliste olanların yüzlerine bak, buyurdu. O da orada oturanlara birer birer baktı. Efendimizin: -Ne gördün? diye sordu. Sabit: -Ak, kara, kırmızı çehreler gördüm, deyince,

Efendimiz: -Ey Sabit, sen bunları, bu siyahtır, Arap’tır; bu beyazdır, Acemdir diye birbirine üstün kılamazsın. İnsanlar dine bağlılıkları ve takvaları ile faziletlidirler diyebilirsin, buyurdu ve bu ayet nazil oldu. ( Ayni, Umdetü’l-Kari, 16, 66)

Sevgili Peygamberimizde Veda Hutbesinde bu konuya şöyle vurgu yapmaktadır. "Ey insanlar! "Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahin da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır.”

Efendimizin şöyle buyuruyor:

إن الله لا ينظر إلى صوركم وأموالكم ولكن ينظر إلى قلوبكم وأعمالكم.

“Allah Teâlâ sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Sizin kalplerinize ve işlerinize bakar" (İbn Mace, Zühd, 9)

Bir başka hadisi şerif de şöyledir:

الناس كأسنان المُشْطِ.

"İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir. Hiç kimsenin başkası üzerinde -Allah korkusu hariç- bir üstünlüğü yoktur." (Keşfü’l-Hafa, 2846)

"‏ مَنْ ضَارَّ ضَارَّ اللَّهُ بِهِ وَمَنْ شَاقَّ شَاقَّ اللَّهُ عَلَيْهِ ‏"‏

 ''Kim bir Müslümana zarar verirse, Allah da ona zarar verir. Kim bir Müslümanı sıkıntı ve meşakkate sokarsa, Allah da ona sıkıntı, meşakkat ve ızdırap verir.'' (Buhari, Ahkam, 9; Tirmizi, Birr, 27)

İslâm dininde çok özel bir yeri olan hak kavramı geniş anlamı ile Bir sözü, bir işi, yerinde zamanında ve gerektiği kadar söylemek veya yapmaktır diye ifade edilmiştir. Özel anlamıyla ise, “Hak, hukukun koruduğu menfaattir” şeklinde tarif edilmiştir. Demek ki, her hak, bir takım sorumlulukları da beraberinde getirir.

Her insanın üzerinde bir çok hak ve sorumluluk bulunmaktadır. İnsan üzerindeki bu haklar, Hukukullah dediğimiz Allah’ın hakları ve hakku’l-ibad denilen yaratılmışların hakları diye iki kısımda özetlenebilir.

  1. 1.     Allah’ın üzerimizdeki hakları, O’nun  varlığına ve birliğine  inanmak, hiçbir şeyi ortak koşmadan  O’na ibâdet edip emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktır.

 

  1. 2.     Hakkul ibad, yaratılmışların hakkıdır.
  2. İnsan hakları: İnsanlar arasındaki bütün ilişkiler, “fertlerin karşılıklı hakları” içerisinde yer almaktadır. Ana-baba, evlat, eş, komşu, akraba, arkadaş, yetim, işçi-işveren hakları bu tür kul haklarındandır.
  3. Canlı varlıkların da gözetmemiz gereken hakları vardır. Bu haklar da onları incitmemek, aç ve susuz bırakmamak, yuvalarını yıkmamak ve yavrularını öldürmemektir. Diğer varlıklardan, meşrû bir çerçevede faydalanıp israf etmemektir. Doğal çevreyi, evimiz gibi korumak, doğal dengeyi bozacak işler yapmamaktır.

 

  1. Ayrıca kamu hakları denilen haklar da vardır ki, hem “Hukukullah” hem de hakku’l-ibad, yani kul hakları kapsamında değerlendirilmektedir.

 

عن ابن عمر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: قالَ رسولُ اللّه)صلعم(: كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، فَالامَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ في أهْلِهِ، وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالمَرْأةُ في بَيْتِ زَوْجِهَا رَاعِيَةٌ، وَهِىَ مَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالخَادِمُ في مَالِ سَيِّدِهِ رَاعٍ، وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ.

İbnu Ömer (r. anhümâ) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mesulsünüz.

İmam çobandır ve sürüsünden mesûldür.

Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes'uldür.

Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mes'ûldür.

Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mes'ûldür." (Buhârî, Ahkâm 1, Cum'a 11, İstikrâz 20, Itk 17, 19, Vesâya 9, Nikâh 81, 90; Müslim, İmâret 20, (1829); Tirmizî, Cihâd 27, 1705; Ebû Dâvud, İmâret 1, (2928)

 

Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarını Efendimiz Ebu Hureyre’den rivayetle bizlere şu şekilde izah ederek önemini vurgulamıştır;

"‏ خَمْسٌ تَجِبُ لِلْمُسْلِمِ عَلَى أَخِيهِ رَدُّ السَّلاَمِ وَتَشْمِيتُ الْعَاطِسِ وَإِجَابَةُ الدَّعْوَةِ وَعِيَادَةُ الْمَرِيضِ وَاتِّبَاعُ الْجَنَائِزِ ‏"‏

''Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı beştir:

  1. Selam verdiğinde selamını almak,
  2. Aksırdığında ''Yerhamükellah-Allah sana merhamet etsin demek,
  3. Davetine icabet etmek,
  4. Hastalandığında ziyaret etmek,
  5. Cenazesinde hazır bulunmak.'' (Müslim, Selam, 4; Buhari, Cenaiz, 2)

Hadislerden hareketle Müslüman’ın Müslüman kardeşi üzerindeki haklarını şu şekilde özetleyebiliriz:

q Selâm vermek ve almak ve selâmı yaygınlaştırmak

q Hastalandığında ziyaret etmek, 

q Ölünce cenazesine iştirak etmek ve cenazesinin ardından gitmek

q Dâvet edince icabet etmek,

q Aksırdığında Allah’a hamd ederse “yerhamukellah” demek

q Nasihat isterse nasihat etmek,

q Yemin edince Yeminini bozmayıp yemin üzere devam etmek,

q Zulme uğradığında yardım etmek,

q Borç istediğinde imkanın varsa borç vermek

q İyi geçinmek ve onlara güzel söz söylemek

q Kardeşlik bağını sürdürmek

q İkramda bulunmak ve hediyeleşmek

q Fakir ve muhtaçların yardımına koşmak

q Ayıp ve kusurlarını araştırmamak

q Kötülük yapmamak, eziyet ve zarar vermemek

Müslüman, herkesin hak ve hukukuna saygılı olur. Kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmaktan sakınır.

Kul ve kamu hakkını, hak sahibi bağışlamadıkça Allah’ın bağışlamayacağını bilir. Dünyadaki birçok kötülük, kavga ve cinayetlerin, insanlar arasındaki huzursuzlukların, kul haklarına saygı göstermemekten meydana geldiğini asla unutmaz. 

O halde; Müslüman, kul ve kamu haklarına son derece titizlik göstermelidir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını alan kimse, o hakkı ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır. Haksızlık edip de, hak sahibine hakkını vermeyenler; Ahirette pişmanlık duyacaklar ve çetin bir azaba uğrayacaklardır.

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Huneyn (savaşı) günü ganimet malından bir devenin yanında bize namaz kıldırdı. Namazdan sonra deveden bir tüy alıp mübarek iki parmağı arasına koydu. Sonra (cemaate hitaben) : “Ey insanlar! Şüphesiz bu (tüy taneciği bile) sizin ganimetlerinizdendir. (Artık) ipliği, iğneyi, bundan değerli olanı ve bundan değerce düşük olanı ödeyiniz (yâni bana teslim ediniz). Çünkü ganimet malından bir şey çalmak kıyamet günü sahibine şüphesiz bîr utançtır, bîr ayıptır ve bir ateştir”, buyurdu."

KELEBEĞİN HİKAYESİ

Bir bilge varmış;Ne sorsan cevap verirmiş. Onu çekemeyen biri demiş ki: -Ona öyle bir soru soracağım ki kesinlikle bilemeyecek.

Ne soracaksın? diye sorduklarında ise:-Elimde bir kelebek var. Ölü mü diri mi? diye soracağım. Eğer diri derse elimi sıkıp öldüreceğim. Ölü derse de elimi açp bırakacağım uçup gidecek.

Bilgenin yanına gidiyor ve soruyor: -Elimdeki kelebek ölü mü diri mi? diyor. Bilgenin cevabı ise müthiş; -O SENİN ELİNDE...!


  • Ana-baba ve çocuk haklarına riayet etmemek, Çocuğunu 7 yaşından 10 yaşına kadar namaza alıştırmamak,
  • Sabah namazına eşini, çocuklarını kaldırmamak,
  • Selam alıp vermemek,
  • Kaldırımları tezgah kurmak sureti ile işgal etmek
  • Yayaların veya engellilerin geçeceği yerlere araç park etmek veya geçişleri engellemek,
  • Trafik kurallarına uymamak,
  • Kişilerin iffet ve namuslarına iftira etmek,
  • Dedikodu, kötü lakap takmak, alay etmek,
  • Kitle iletişim araçlarıyla yalan haber yapıp yaymak
  • İnsanları aldatmak, hile yapmak,
  • Kamu görevi yapanların görevlerini kötüye kullanması, mesaisini verimsiz kullanması, Kamu hizmeti verirken insanlar arsında ayrım yapmak, Kamu malını zimmetine geçirmek, mesai saatlerine riayet etmemek…
  • Okul eşyalarına, kütüphanelere, toplu ulaşım araçlarına, çeşmelere vb. kamu malına zarar vermek
  • Havayı,  suyu, toprağı kirletmek,  Çevreye zararlı atıkları bırakmak, çöpleri ulu orta bir yere atmak
  • Yerlere tükürmek,
  • Yüksek sesle müzik dinleyerek komşu ve çevreyi rahatsız etmek,
  • Kaçak su ve elektrik kullanmak
  • Rüşvet alıp vermek,
  • Haksız bir mevki elde etmek için torpil yapmak veya yaptırmak,
  • Hırsızlık, kamu arazilerini gasp etmek, ormanlık alanları yakıp sonradan işgal etmek
  • Başkasının malını haksız yere alıp yemek,
  • Vergi vermemek veya kaçırmak,
  • Emanetlere riayet etmemek,
  • Komşu haklarına riayet etmemek,
  • Akraba haklarına riayet etmemek,
  • Fakir ve yoksulları görüp gözetmemek,
  • İnanç, fikir ve teşebbüs hürriyetine engel olmak,
  • Gözleri namus gözetmeden kadınların bir yerlerine bakmak,

 

 

 


وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ   وَالْفِتْنَةُ اَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ  (BAKARA suresi 191. Ve 217. ayet)

وَاَنْفِقُوا فى سَبيلِ اللّٰهِ وَلَا تُلْقُوا بِاَيْديكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِ وَاَحْسِنُوا اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنينَ

“Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel yapanları sever”. (BAKARA suresi 195. ayet)

Hiç şüphesiz bu dünya hayatı aldatıcıdır, geçicidir, bir oyundan ibarettir. Nitekim Cenab-ı Allah Hadid suresi 20. ayetinde şöyle buyuruyor:

اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ   يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

  Bilin ki, dünya hayati oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır. Allah’ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayati ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.”   (Hadid, 57/20)

Bir gün fani hayat son bulacak, gerçek olan Ahiret hayatı başlayacak ve herkes dünyadaki hayatından hesaba çekilecektir. Akıllı ve basiretli insan; Allah’a ve O’nun kullarına karşı vazifelerini yapan, hak ve hukuka saygı gösterip, hesap gününe borçsuz ve günahsız olarak gitmeye çalışandır.

Kim iyilik ve kötülük olarak ne yapmışsa; mutlaka karşılığını görecektir.

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَه    وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَه

 “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür”( Zilzal, 99/7-8.) buyurmaktadır.

Sevgili Peygamberimiz ise;

قَالَ رَسُولُ اللّهِ # مَنْ كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ ﻷخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أوْ شَىْءٍ مِنْهُ فَلْيَتَحَلِّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ مِنْ قَبْلِ أنْ َ يَكُونَ دِينارٌ وَ دِرْهَمٌ، إنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وإنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ

“Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa, (Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine, yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa,) dinar ve dirhemin bulunmadığı (altın ve gümüşün geçmediği) hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde o gün,- salih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde (yaptığı haksızlık ölçüsünde)-  kendinden alınır. Eğer hasenatı (iyiliği) yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir”." [Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2, (2421).] buyurmaktadır.

Efendimizin şu uyarısı ne kadar düşündürücüdür:

لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقُ اِلَى اَهْلِهَا حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْجَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ.

Kıyamet gününde mutlaka haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü bile alınacaktır."( Müslim, Birr, 15)

Ebû Ümâme İyâs İbni Sa’lebe el-Hârisî  (r.a)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v)  şöyle buyurdu:

“Yemin ederek bir Müslümanın hakkını alan kimseye, Allah cehennemi vâcip kılar, cenneti de haram eder.”

Bir adam dedi ki: “Ya Resûlallah! Şayet o küçük ve değersiz bir şey ise?”

Bunun üzerine Peygamberimiz: “Misvak ağacından bir dal bile olsa böyledir” buyurdu.

(Müslim, Îmân 218)

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لاَ دِرْهَمَ لَهُ وَلاَ مَتَاعَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلاَةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا وَقَذَفَ هَذَا وَأَكَلَ مَالَ هَذَا وَسَفَكَ دَمَ هَذَا وَضَرَبَ هَذَا فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ ‏"

Ashab-ı kiram'dan Ebû Hureyre (r.a.)anlatıyor: Peygamberimiz:

Müflis (iflas etmiş) kimdir, bilir misiniz? diye sordu. Orada bulunanlar:

– Bize göre müflis, parası ve malı kalmayan kimsedir, dediler. Peygamberimiz:

Benim ümmetimden iflas etmiş olan o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz ve zekât ile (yani bu ibadetleri yapmış olarak) gelir. Fakat şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş, bundan dolayı onun iyiliklerinden sözü geçenlerin her birine verilir. Üzerindeki kul hakları ödenmeden iyilikleri tükenirse hak sahiplerinin günahları o kimseye yükletilir, sonra o kimse cehenneme atılır. (işte gerçekten iflas etmiş bu kimsedir.) (Müslim, Birr, 15)

Bu hadis, insan haklarının ne kadar önem taşıdığını, insan haklarına saygı duymayan kimsenin, kıyamet gününde dünyada kazanmış olduğu iyilikleri de kaybederek, çok kötü duruma düşeceğini açık bir şekilde ifade etmektedir.

Azîz kardeşlerim!

İslâm dinine göre, başkasının hak ve hürriyetlerine zarar vermemek kaydıyla,

  • Her insanın bu dünyada yaşama,
  • Çeşitli nimetlerden yararlanma,
  • Mal-mülk edinme,
  • Neslini devâm ettirme,
  • Seyahat etme,
  • Öğrenme, düşünme ve düşündüklerini ifade etme,
  • Ticaret yapma, çalışma ve kazandığını koruma,
  • İnanma ve inancının gereğini yerine getirme gibi,

Allah vergisi olan hak ve hürriyetleri vardır.

Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biri olan “hak” kelimesinin çoğulu olan hukukun gayesi, hakların kime âit olduğunun belirlenmesi, hakların korunması ve haklara yapılan tecavüzün, zorbalıkların ortadan kaldırılmasıdır.

Dolayısıyla insanın kanı akıtılmaz, canına kıyılmaz, dini ve inancına, namusuna, toprağına, mesleğine, meskenine ve cinsiyetine dokunulmaz. İslam dininin gerçekleştirmeyi hedeflediği beş temel husus, insanlar arası ilişkilerin tamamını kapsar.  Bu hususlar temel ve tabii haklar kapsamındadır.

Irkı, rengi, dili, dini ve cinsiyeti ne olursa olsun, bütün insanlar, kanun önünde eşittirler. Yerde ve gökte bulunan canlı ve cansız  varlıklar, insanların faydalanması için yaratılmışlardır. İnsanlar ise,

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ﴿٥٦﴾

 “Ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”(Zariyat, 51/56) meâlindeki âyetin beyânıyla yalnız Allah’a kulluk etmekle görevlidirler.

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنى اٰدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلٰى كَثيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضيلًا

“Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” (İSRÂ 70.)

Bir insanın hakkını yemek,  onun sosyal hayattaki itibârını düşürücü, onurunu kırıcı  sözler sarf etmek veya aynı anlama gelen  davranışlarda bulunmak haramdır. Onlar, Yüce Allah’ın üstün yetkilerle donattığı, özel görevler verdiği seçkin varlıklardır.

Her insan, Allah’a hesap verecektir.

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ اِنَّا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِمينَ نَارًا اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا

“Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepe çevre kuşatmıştır.” (KEHF suresi 29. ayet)

O halde insan, kendi sorumluluk sınırlarını aşmamalıdır. Çünkü Yüce Allah,

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn,23/115.)

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى

İnsan,  başıboş bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyame,75/36.)diye buyurmuştur.

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى  وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰى ثُمَّ يُجْزٰیهُ الْجَزَاءَ الْاَوْفٰى

“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve çalışması da ileride görülecektir. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.” (Necm 39.40,41. ayetler)

Değerli Müminler!

Toplum halinde yaşamaya muhtaç olan insanlar, anlaşma, yardımlaşma ve dayanışmayı esâs almalıdırlar. Çünkü insanlar, çeşitli ihtiyaçlarını, ancak karşılıklı rızaya dayanan alış-veriş, sözleşme ve anlaşmalarla karşılayabilirler. Öyle ise, aramızdaki sözleşmelere sâdık kalmamız, bunlardan doğan  haklara saygılı olmamız ve kul hakkını gözetmemiz gerekir.

İş verdiğimiz insanların sosyal güvenliklerini sağlayacak önlemleri almamızın, bu konuda gereken işlemleri zamanında yapmamızın, insanî ve İslâmî bir görev ve aynı zamanda  bir kul hakkı olduğunu unutmamalıyız.

Hz. Peygamber efendimizin bir hadisinde şöyle bir olay geçer:

“Rasulullah (s.a.v) ashap arasında kalkıp, onlara Allah yolunda cihadın ve Allah’a İman’ın amellerin en faziletlisi olduğunu anlattı. Bir adam kalktı ve “Ya Rasulullah şayet Allah yolunda öldürülürsem benden günahlarım bağışlanır mı, ne buyurursunuz?” dedi.

Rasulullah (s.a.v) ona: “Evet eğer sabrederek ve sevabını Allah’tan bekleyerek harbe yönelip arkanı dönmeden (kaçmadan) öldürülürsen (kul) borçlarından başka günahların bağışlanır.” “Bunu bana Cebrail söyledi buyurdu”. (Darimi, Cihad, 21; Müslim, 1885/117; Riyaz’üs Salihin Tercüme ve Şerhi 2.clt s.46 )

 

Allah huzuruna kul hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebâl olduğunu bilmeliyiz.

Çünkü  böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına  bağlanmıştır. Hak sahibi, ondan hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin günahını  affetmemektedir. Çünkü İlâhî adâlet, bunu gerektirir.

Öyleyse değerli Müminler!

Üzerinde kul hakkı bulunan bir insan, muhatabını bulup helâllık dilemek mecburiyetindedir.

  • Bu hâk, gıybet, iftira, yalan isnadı... vs. gibi manevî boyutlu haklar ise, ancak hak sahibiyle açık-seçik konuşularak helâl ettirilebilir.
  • Eğer hakkın borç-alacak gibi maddî boyutu varsa, bunları hemen ödeme cihetine gidilmelidir. Kişi, hem kul hakkından dem vuruyor, hem de imkânı olduğu halde borcunu ödemiyorsa, böylelerinin yalancı olduğu muhakkaktır.
  • Kul hakkı, insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. İnsana yönelik tecavüz ve haksızlıklar haram ya da mekruh eylemler içinde yer alır. Bu nedenle günah, dolayısıyla ceza konusudur.

     Kul hakkından doğan günahların ve cezaların Allah ya da devlet tarafından bağışlanması söz konusu değildir.

Kul hakkı, ancak hak sahibi kulun bağışlaması ile ortadan kalkabilir.

Müslüman Allah'a teslim olmuş kişidir. Allah'ın bir adı da el-Hakk'tır. Hak, ayrıca gerçekliği, doğruluğu ve adaleti, başka bir deyişle her şeyi yerli yerine koymayı, her şeyi yerli yerinde yapmayı da belirtir. Bunun karşısında temelsizlik ve zulüm vardır. Hakk'a teslim olan kişi O'nun gösterdiği biçimde doğruluk ve adalete yönelir, batılın ve zulmün karşısında yer alır. Bu nedenle Müslüman Hz. Peygamber (s.a.s)'in buyurduğu gibi

المسلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُؤمِنُ مَنْ أمِنهُ الناسُ على دمائهم وأمْوَالِهِمْ.

"Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Mü'min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir." (Buhari, İman, 4,5;Tirmizî, İman 12, (2629); Nesâî, İman 8, (8, 104, 105).)

 


Bana sual sorarlar da şaşarsam,

Sıratı geçerken nâra düşersem,

Mümin kardeşlerden ayrı düşersem,

Hayıf bana, yazık bana, vah bana.  

 

Kadir Mevlam defterine bak derse,

Cürmü isyan günahında çok derse,

Yerin göğün arasından çık derse,

Hayıf bana, yazık bana, vah bana.


Bir insandan gıyabında beğenmeyeceği biçimde bahsetmek anlamına gelen “gıybet”, “ölmüş kardeşin etini yemek” olarak nitelenmiş Kur’an’da...

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اجْتَنِبُوا كَثيرًا مِنَ الظَّنِّ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ تَوَّابٌ رَحيمٌ.

“Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Hucurat, 49/12)

Bir insanın elindeki nimeti kıskanmak “hased” olarak nitelenmiş ve “Allah’ın takdirine razı olmamak” gibi Mümine yakışmayacak bir davranış olarak görülmüş. Mü’minler arasındaki hukukun dışında mütalaa edilmiş, kin, hased, gıybet, yalan, sui-zan, lakap takma, ayıp araştırma...

إيَّاكُمْ والحسدَ ، فإنَّ الحسدَ يأكُلُ الحسناتِ كَما تَأْكُلُ النًارُ الحطبَ ، أوْ قال العُشْبَ

Haset etmekten sakının. Zira, ateşin odunu (veya otları) yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir.”

Biz biliyoruz ki, yaptığımız her şey bizim için tahsis edilen bir hayat kitabına yazılıyor.

Biz biliyoruz ki, inanıyoruz ki, ahiret var ve yaptığımız her şeyin bir hesabı var.

Biz biliyoruz ki, o ebedi âlemdeki hesaplaşma günü olan mahşer gününde, ilahi adalet divanının huzurunda, insanın uzuvları yaptıkları işler hakkında, bu dünyada hayatını nasıl geçirdiği, nasıl rızkını temin ettiği, kimleri dolandırdığı, kimin hak ve hukukuna tecavüz ettiği gibi konularda şahitlik yapacak...

Eller, ayaklar, gözler, kulaklar,... Söylediğimiz, yazdığımız, dinlediğimiz, gittiğimiz yerleri söyleyecek uzuvlarımız.

الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

 “İste o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.” (Yasin, 36/65)

حَتّٰى اِذَا مَا جَاؤُهَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir.” (FUSSİLET suresi 20. ayet)

Abdulkadir Geylani Hazretleri Kâbe’de yüzünü yere koymuş şöyle dua ediyor: “Ya Rabbi rûz-i cezada bana, Abdulkadir Geylani’ye ceza vereceksen ver, amma Ya Rab, bir dileğim var, gözlerimi kör olarak yarat ta, dostlarımı görüp te rüsvay olmayayım. Ahali beni veli diye biliyor, büyük bir adam diye biliyor, Abdulkadir’in de şu suçları var, şu suçları var diye ilan ve teşhir edilirken, dostlarımı görüp de bari mahcup olmayayım”

Biz biliyoruz ki, Habibullah, yani Allah’ın sevgilisi, “Âlemlere rahmet olarak gönderilen”  Muhammed Mustafa (s.a.)’nın Amr ibn Ümmi Mektum’a yönelik bir anlık davranışı, 

عَبَسَ وَتَوَلَّى  أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَى

 “Âma yanına gelince yüzünü ekşitip, çevirdi” ifadesiyle (Abese, 80/1-2) Kur’an’a geçti. Bir anlık bir Peygamber davranışı evrensel bir ilâhî mesajda yer aldı. Buna bakıp, “Ya bizim kaba saba, teammüden, bilerek gönül kırmalarımız? Tahribatlarımız?” diye sormak gerekmez mi?

Biz biliyoruz ki, iyi Müslüman kulluğu-ibadeti, İHSAN şuuruyla yapar

Allah’ı görüyormuş gibi yani ihsan kıvamında yapan, Allah’ı görmese bile O’nun tarafından görüldüğü bilinci içinde yaşayan insandır.

Bu, külli bir hayat disiplini getiriyor Müslüman’a... Aklını, duygularını, iradesini aynı odakta buluşturan bir hassasiyet... Allah görüyorken O’nun hukukunu, hududunu çiğnemek... Allah’ın gördüğünü bile bile, O’nun koru alanında nefs otlatmak... Bu, gerçek bir haddini bilmezlik olmalı.

Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmak”, bu konuda hassasiyet göstermek İslâm ıstılahında “vera” olarak niteleniyor.

“Vera ehli” olmak, bir mü’min için elde edilmesi iştiyakla arzu edilen bir ufuk.

İslâm geleneğinde “vera” konusunda, yıldızlaşmış örnekler var.

Peygamberimiz (s.a.v.) hayatının son günlerinde hastalığı esnasında mescitte minbere çıkarak “Ey insanlar! Belki yakında aranızdan ayrılacağım. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile gitmekten daha ağır bir şey yoktur. Kimin bende bir alacağı varsa işte malım gelsin alsın. Kime yanlışlıkla veya kasten vurmuşsam işte sırtım gelsin vursun. Bu konuda asla çekinmeyin. Şunu bilin ki, içinizde bana en sevimli olan bende olan hakkını alan veya bana hakkını helal eden kişidir” (İbn Sa’d, Tabakat,2-255)buyurmuşlardır

Hazreti Peygamber, İşte sırtım, diyor, hakkı olan gelsin vursun.” Bu, günahsızlığı Allah Teâlâ’nın kefaletinde olan bir insan... Bize, Ahiret’e kul hakkı ile gitmeme duyarlılığını örnekliyor.

Ukkaşe (r.a.) efendimizden vefatının hemen öncesinde hakkını istememiş miydi?

Peygamberlik Mührü’nü öpen tek Sahabe: Hz. UKKAŞE Radıyallahu Anh

Efendimiz ayakta duramayacak kadar hasta olduğu halde yanında Bilal-i Habeşi’den destek alarak son hutbesine çıkmıştı. “-Ey Ashabım...!!! bende hakkı olan varsa söylesin” buyurmuştu. Kimseden ses çıkmamıştı... Ikinci kez yine seslendi  “-Bende hakkı olan varsa istesin...!!!” Ve yine ses çıkmadı... ve yine üçüncü kez seslendi;

En arkalardan sahabelerin çok sevdiği bir kimse Hz. Ukkaşe ayağa kalktı ve; “-Ya Rasulullah hudeybiye vakasında siz devenize binmek istemiştiniz, bende size elimi uzatmıştım. Siz devenize bindiniz ve devenize kırbaçla vurmak istediniz tam o sırada kırbaç benim sırtıma değdi. Bu hak mıdır?” diye sordu
Allah Rasulü; “-Evet Ya Ukkaşe O kul hakkıdır.” Dedi.
Ve birden Hz Ömer ayağa kalktı: “-Ey Ukaşe bak bu mescidin birde dışarısı var” diye tehdit etti Ukşeyi.

Allah Rasul: “-Sen karışma Ey Ömer O benim hesabım.”dedi.
Sonra Hz. Ebubekir ayağa kalktı ve;”-Ey Ukaşe ne kadar mal mülk istersen veriyim.” dedi 

Allah Rasulü: “-Ey Ebu bekir bu benim hesabım.” diyerek geri çevirdi.
Ashab-ı kiram Hz. Ukaşe’ye kızgın ve öfkeyle bakmaya başlamıştı. Allah Rasulü Bilal-i Habeşiye dönerek; “-Ey bilal o kırbaç kızım Fatıma’dadır. Onu ona hediye eylemiştim git ve getir.” Dedi.

Bila-i Habeşi Efendimize baktı. Efendimiz, Bilale; “-Ey Bilal sende mi  sözümü tutmaz oldun?” dedi.

Bilal-i habeşi çok etkilenmişti ve hemen mescidden çıktı ve Hz. Fatımanın evine vardı.

“-Ey fatıma  rasülü sana bir kırbaç hediye eylemiş onu almaya geldim” dedi.

Hz. Fatıma ne oldu diye sorunca Bilal-i Habeşi herşeyi anlattı
Hz. Fatıma: “- Ey Bilal babam hastadır onun yerine siz neden çıkmadınız” dedi. 
Bilal de  “Allah Rasulü izin vermedi” dedi.
Bunun üzerine Hz.Fatıma hemen Hasan ile Hüseyin i çağırdı ve onları götürmelerini söyledi. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin daha 6 yaşında idiler.

Bilal ve Efendimzin göz bebekleri Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin mescide girdiler
ve “Ey Hz.Ukkaşe  dedeme vurma gel bize vur, hakkını bizden iste” dediler ve efendimiz ve ashab-ı kiram çok duygulandı.
Efendimiz ben size kıyamam bu benim hesabım dedi ve onlarıda geri çevirdi. kırbaç gelmişti ama ashab-ı kiramda öfke dahada artmıştı.
Efendimiz kırbacı Ukkaşeye verilmesini istedi.

Hz. Ukkaşe tekrar: “Ey Allah Rasulü bir şey daha var. Siz kırbacı vururken benim sırtım çıplaktı. Bundanda hak geçer mi?” diye söyledi ve birden sahabe ayaklandı
efendimiz ortalığı yatıştırdı hemen ve “Evet Ukkaşe geçer” dedi.

Efendimiz mimberden aşağı indi ve gömleğini açtı 
Ashab-ı kiram gözlerini kapatmıştı ve dışarıda Hz. Ukkaşe’ye yapacaklarını planlıyorlardı kendi kafalarınca..

Efendimiz gömleğini açmış ve Hz. Ukkaşe’nin kırbacı vurmasını bekliyor ve sendeliyordu çok hasta idi. 

Hz. Ukkaşe kırbacı havaya kaldırdı ve efendimzin iki kürek kemiğinin ortasındaki mührü öptü Ve "hakkım sana helal olsun ya Rasulellah, anam babam sana feda olsun. Sadece o mübarek sırtınıza sarılıp o nübüvvet mührünü öpebilmekti niyetim"
Efendimiz ve sahabe-i kiram çok duygulanmıştı. Sahabenin hepsi Hz. Ukkaşe’yi daha da çok sevdi...

 

İbni Abbas’tan rivayet edildiğine göre; Efendimiz Kureyş’in ileri gelenlerinden Utbe b. Rebia, Ebu Cehil b. Hişam, Ümeyye b. Halef ve Abbas b. Abdulmuttalib ile özel olarak konuştuğu bir sırada (ki, Rasulullah bunların imana gelmelerine çok özeniyordu.) Abdullah b. Ümmi Mektum adlı sahabe geldi. Rasulullah (s.a.v) Ümeyye b. Halef ile konuşurken Abdullah b. Ümmi Mektum (ama olduğundan vaziyeti görmüyordu), Hz. Peygamber’in Kur’an’dan bir şeyler okumasını istedi. “Ey Allah’ın Rasulü! Allah’ın sana öğrettiğinden bana öğret.” dedi ve bunu tekrar etti. Rasulullah (s.a.v) ona aldırmadı ama ısrarı sürünce yüzünü buruşturarak döndü. Sözünün kesilmesinden hoşlanmayıp diğerlerine yüzünü çevirdi. Rasulullah konuşmasını bitirip kalkacağı sırada vahiy hali geldi:

عَبَسَ وَتَوَلّى () اَنْ جَاءَهُ الْاَعْمى () وَمَا يُدْريكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّى () اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرى () اَمَّا مَنِ اسْتَغْنى () فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّى

 “Yüzünü ekşitti ve döndü. Kendisine ama geldi, diye. Ne bilirsin, belki o temizlenecek? Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek. Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince; Sen ona yöneliyorsun.”  (Abese, 80/1-6) bu ayetlerden sonra Rasulullah (a.s) Abdullah b. Ümmü Mektum’a ikram eder ve “merhaba, hakkında Rabb’ımın bana sitem ettiği kişi!” der ve ihtiyacını sorardı. (M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim D., C. 8, s. 525)

 

Hazreti Ebubekir, hizmetçisinin getirdiği kaynağı belli olmayan bir sütü bilmeden içtikten sonra farkına varınca, istifra ediyor.

Hazreti Ömer’in özel işini görürken, devlete ait mumu söndürüp, kendisine ait mumu yaktığını biliyoruz. Bir devlet başkanı ki, hayat defterine en küçük bir kara çizgi girmesine razı olmuyor.

HZ. ÖMER'İN HAK VE ADALETİ

Ashab'tan Abdurrahman bin Avf, Hazreti Ömer (r.a.) halife iken onu makamında ziyarete gelmişti, selâm verip müsait bir yere oturdu. Hz. Ömer kendisiyle hiç meşgul olmuyor hattâ selâmını bile almıyordu. Hayretle neticeyi beklerken, Hazreti Ömer, işini bitirdikten sonra yanan mumu söndürdü; aynı onun gibi başka bir mum yaktıktan sonra: «Ve aleyküm selâm» deyip selâmını aldı. Ve konuşmaya başladılar. 

Abdurrahman bin Avf Hazretleri, Ömer (r.a.) Hazretlerine niçin o mumu söndürüp başkasını yaktıktan sonra kendisiyle meşgul olmaya başladığını sormuştu. 
Hazreti Ömer (r.a.): “Ya Abdurrahman, evvelki mum devletin hazinesinden alınmış mumdu. O yanarken şahsî işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mes'ul olurdum. Sizinle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım ondan sonra sizinle meşgul olmaya başladım, deyince Abdurrahman bin Avf Hazretlerinin gözleri yaşarmıştı. 
Ellerini kaldırarak şöyle dua etti: “Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer'i bizim başımızdan eksik etme!” 

Ömer bin Abdülaziz, yanına ganimet malından misk getirildiğinde burnunu tıkıyor ve “Bunun faydası kokusudur, bu ise Müslümanların hakkıdır” diyor.

Allah dostları, kaynağını bilmedikleri bir şeyi yememeye itina etmişler. Nehirden gelen bir elmayı dişlemenin tevbesini yapmışlar.

Komşunun bahçesinden otlayan koyunlarının sütünü, ot koyunun bünyesinde değişim geçireceği süre içinde komşuya götürmüşler.

المسلمُ أَخــو المسلم لا  يَظلِمُه ولا يُسْلِمُهُ . ومَنْ كَانَ فِي حاجةِ أَخِيهِ كانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ، ومنْ فَرَّجَ عنْ مُسلمٍ كُرْبةً فَرَّجَ اللَّهُ عنه بها كُرْبةً من كُرَبِ يومَ القيامةِ ، ومن سَتَرَ مُسْلماً سَتَرَهُ اللَّهُ يَومَ الْقِيامَةِ

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslüman’ın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.”

Kur’an mü’mine “وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا... “ “kalbimizde diğer mü’minler için bir kin bırakma” (Haşr, 59/10) diye dua etmeyi öğütlüyor. Kalb safhasında bile bir kul hakkı ihlâlini yakıştırmıyor Mü’mine Kur’an.

Bu yüzden “Gönül yıkma”yı “Kabe’yi yıkmak” gibi anlıyor Allah dostları...

Kur’an’a, Rasûlullah’ın hayatına ve ikazlarına ve bunlardan yola çıkarak Allah dostlarının kendi hayatları için oluşturdukları hukuka bakınca mü’minler arasındaki ilişki, bir gergef nezaketinde dokunan nakışı andırıyor.

Her hak ihlâli ahirete taşınan ve orada hesabı verilecek bir yük gibi görünüyor. Hatta yüreğe yüklenen bir yük gibi...

Bir ateşi avuçlamak gibi.

Allah’ın huzurunda utanmak gibi.

Kul hakkı duyarlılığı, gerçekte bir âhiret duyarlılığıdır. Bir vadi dolusu haram malı yutmak, bir yerde cehennemi yutmaya talip olmaktır. Bu çılgınlıktır, ama insanoğlu da aldanmaya açıktır.

İnsanlar birbirinin ayaklarına basıyor da, af dilemiyor.

Yetim malını fütursuzca yiyor da, içinde bir ürküntü oluşmuyor.

وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا اِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فى ظُلُمَاتِ الْاَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا فى كِتَابٍ مُبينٍ

“Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (EN'ÂM suresi 59. ayet)

مَا اُعْطِيَ اَحَدُ مِنْ عَطَاءٍ خَيْرٌ وَ اَوْسَعَ مِنَ الصَّبْرِ

“Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir bağışta bulunulmamıştır” (Müslim, Zekât, 124, II, 729.)

İnsan haklarının tek kaynağı ve güvencesi yüce Allah’tır.

Dinimizin insan haklarını korumaya yönelik iki tür yaptırımından söz edilebilir;

  1. Ahlaki öğütlerle, uyarılarla, uhrevi vaad ve vaidlerle insan haklarının korunmasına ilişkin ahlaki bir bilinç oluşturmak;
  2. Her şeye rağmen insanların haklarını ihlal edecek olanlara yönelik dünyevi cezai müeyyideler koymaları.

Kul hakkını Dört şekilde de kategorize ederek değerlendirebiliriz:

  1. Mali [Parasal]
  2. Nefsi [hayati yönden]
  3. Mahremi/ Irzi [Namus ve Haysiyetle ilgili]
  4. Dini

Mali olan kul hakları:

  • Hırsızlık, gasp, aldatarak, yalan söyleyerek mal satmak,
  • Sahte para vermek, başkasının malına zarar vermek,
  • Tarihi geçmiş veya bozulmuş ürünler satmak,
  • Yalancı şahitlik, rüşvet almak gibi.

Bu haklar için sahibi ile helalleşmek gerekir. Dünyada helalleşmezse, ahirette sevapları ona verilerek helalleştirilecektir. Mal sahibi ölmüş ise, vârisine ödenir. Vârisi yoksa veya mal sahibi bilinmiyorsa, salih bir fakire hediye olarak verilip, sevabı sahibine gönderilir. Salih fakir yoksa İslamiyet’e hizmet eden hayır kurumlarına, vakıflara verilir. Bunları yapma imkânını bulamazsa, mal sahibinin ve kendisinin af olunmaları için dua eder.

Kâfirin hakkı için de, onunla helalleşmek gerekir. Gönlü alınmazsa, ahirette af olunması, çok güç olur.

2- "Nefsi/Hayati Olan Kul Hakları"

  • Adam öldürmek,
  • Dövmek, yaralamak,
  • Bir uzvunu kesmek, sakat bırakmak gibi şeylerdir.

Önce pişman olup tevbe eder. Adam ölmüş ise, velisi ile helalleşmek gerekir. Velisi isterse af eder. İsterse belli bir mal ister. İsterse, mahkemeye verip, hakimden cezalandırılmasını ister. İslamiyet’te kan davası yoktur.

3- "Mahrem Olan/Irza Dokunan Kul Hakları"

  • Başkasının çoluk çocuğuna, eşine hıyanet etmek,
  • Yan gözle bakmak,
  • Arkalarından gıybet ve dedikodularını yapmak,
  • Onlar hakkında kötü ifadeler kullanmak,
  • Alay, sövmek gibi Namus, haysiyetle, şerefle ilgili olan…

Önce pişman olup tevbe ve istiğfar eder. Fitne çıkma ihtimali yoksa sahibi ile helalleşir.

Fitne ihtimali varsa helalleşmek yerine, ona dua eder ve onun için sadaka verir. Yaptığı ibadetlerin sevaplarını ona bağışlar. Fitne ihtimali olunca, helalleşirken işlediği günahları bildirmeyip, bendeki bütün haklarını af et demekle yetinir. Bunlarda vârisleri ile helalleşmek olmaz.

4- "Dini Olan Kul Hakları"

  • Akrabasına ve emri altında olanlara doğru din bilgisi vermeyi terk etmek,
  • İnsanların din bilgisi öğrenmelerine ve ibadetlerine mani olmak,
  • Onlara kâfir, fasık demek.
  • Bid’at çıkarıp veya mevcut bid’atleri savunup Müslümanların yanlış inanmalarına ve yanlış ibadet etmelerine sebep olmak.
  • Açıktan oruç yiyerek veya açıktan başka haram işleyerek kötü örnek olmak.

Bu günahlar için de pişman olup tevbe etmek, hak sahipleri ile helalleşmek gerekir.

Üzerinde kul hakkı olan ne yapmalı?
Üzerinde kul hakkı olan tevbe için,

  • Kul Hakkını Hemen Ödemeli,
  • Onunla Helalleşmeli,
  • Ona İyilik Ve Dua Etmeli.
  • Mal sahibi, hakkı olan ölmüş ise, ona dua, istiğfar edip vârislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır.
  • Çocukları, vârisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine bağışlamalıdır.

"Ey İnsan! Helalleştin mi?"

Üzerinde kul hakkı bulunan bir insan, muhatabını bulup helallik dilemek mecburiyetindedir.

  • Bu hâk, gıybet, iftira, yalan isnadı... vs. gibi manevî boyutlu haklar ise, ancak hak sahibiyle açık-seçik konuşularak helâl ettirilebilir.
  • Eğer hakkın borç-alacak gibi maddî boyutu varsa, bunları hemen ödeme cihetine gidilmelidir. Kişi, hem kul hakkından dem vuruyor, hem de imkânı olduğu halde borcunu ödemiyorsa, böylelerinin yalancı olduğu muhakkaktır.
  • Kul hakkı, insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. İnsana yönelik tecavüz ve haksızlıklar haram ya da mekruh eylemler içinde yer alır. Bu nedenle günah, dolayısıyla ceza konusudur.

Kul hakkından doğan günahların ve cezaların Allah ya da devlet tarafından bağışlanması söz konusu değildir.

Kul hakkı, ancak hak sahibi kulun bağışlaması ile ortadan kalkabilir.

 

Üzerinde kul hakkı ile ölen kimse, Cennete giremez mi?
Kul hakkı kâfirlik değildir. Sevaplarından bir kısmını vererek kul hakkını öderse, Cehenneme girmez. Sevapları yoksa kul hakkı olanın günahlarının bir kısmını yüklenir. Cezasını çektikten sonra Cennete gider. Cennete yalnız kâfir girmez. Ne kadar çok günahkâr olursa olsun, Müslüman, günahlarının cezasını çektikten sonra muhakkak Cennete girer. Fakat Cehennemde ceza çekmek öyle kolay değildir.

  • Evlere girince selâm verilmesi (Nûr, 61),
  • Borçlu olanlara karşı toleranslı hareket edilmesi (Bakara, 280),
  • Başkalarının iffet ve namusuna saygı duyulması (Nûr, 30-31, 33)
  • Fakir ve yoksulların gözetilmesi (Nisa, 8, 36; Hac, 36),
  • Yetimlere sahip çıkılması ve mallarının korunmasına (En’am, 152)
  • Sözünde durulması ve ahde vefa gösterilmesi (Âl-i İmran, 76; Maide, 1; İsra, 34),
  • Nazik ve güler yüzlü olunması (Bakara, 83),
  • Kimsenin rencide edilmemesi ve yapılan hayrın başa kakılmaması (Bakara, 262-264, 271),
  • Ölçü ve tartıya dikkat edilmesi (En’am, 152) ve
  • Verilen bir haberin tetkik edilmesinin emredilmesi (Hucurât, 6)
  • Hakka tecavüz, gasp, hırsızlık, hile ve aldatma 37 (Bakara, 188; Nisa, 29, 30; Maide, 33, 38; Hud, 85; İsra, 35; Mutaffifîn, 1),
  • Yetimi azarlama, itip kakma ve yetim malı yemek (Nisa, 10; Duha, 9; Maun, 2),
  • Taciz etmek, eziyet (Bakara, 189; Ahzab, 58; Buhari, Edeb, 31, 85; Müslim, İman, 75) ve
  • İftira etmek (Nisa, 112),
  • Alay etmek, kötülemek, kötü zan beslemek, kötü lâkap takmanın yanında tecessüs (başkalarının ayıp ve kusurlarını araştırma) (Hucurat, 11-12),
  • Kişinin iffet ve namusunu hedef almak (Nur, 23; Buhari, Hac, 132; Müslim, Birr, 32),
  • Zina isnadında bulunmak (Nur, 4, 6-9) gibi fiiller yasaklanmış,
  • Gıybet, kibir ve gurur (Hucurat, 12; İsra, 37; Lokman, 18) gibi kötü ahlâk ve davranışlar da haram kapsamına alınmıştır.

‏"‏ مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ مِنْكُمْ عَلَى عَمَلٍ فَكَتَمَنَا مِخْيَطًا فَمَا فَوْقَهُ كَانَ غُلُولاً يَأْتِي بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ أَسْوَدُ مِنَ الأَنْصَارِ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اقْبَلْ عَنِّي عَمَلَكَ قَالَ ‏"‏ وَمَا لَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ سَمِعْتُكَ تَقُولُ كَذَا وَكَذَا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَأَنَا أَقُولُهُ الآنَ مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ مِنْكُمْ عَلَى عَمَلٍ فَلْيَجِئْ بِقَلِيلِهِ وَكَثِيرِهِ فَمَا أُوتِيَ مِنْهُ أَخَذَ وَمَا نُهِيَ عَنْهُ انْتَهَى ‏"

Efendimiz “Bizim işimize birini görevlendiririz, o da bir iğneyi zimmetine geçirecek olursa, veya ondan daha büyük daha küçük bir şeyi zimmetine geçirecek olursa, kıyamet günü bütün insanların topluluğu arasında zimmetine şunu geçirmişti diye ilan edilir, teşhir edilir, rüsvay edilir” buyurunca, siyah renkli Ensar’dan birisi ayağa kalkıyor;

-Ya Rasulellah, bana şöyle bir görev vermiştin ya, o görevi iade ediyorum, geri al benden,

-“Ne oluyorsun da geri iade ediyorsun?”

-“Biraz önce söylediklerini duydum, ben korkmaya başladım, ola ki ben bu işi yaparken devlet malından, millet malından belki biraz zimmetime bir şey geçirmiş olabilirim. Söylediklerini duydum, onun için kaygılanmaya başladım, iyisi mi benden bu görevi geri al.”

Efendimiz tekrar ediyor. “Evet, biraz önceki söylediğim sözü tekrar ediyorum. Aynen böyledir” buyuruyor. (Müslim, İmaret, Çalışanların Hediye Almasının yasaklığı Babı, 1833/33)

Hak sillesinin sadası yoktur / Bir vurdu mu devası yoktur.

Uhud Savaşı’nda Hz. Peygamber’in stratejik bir noktaya yerleştirdiği okçuların bir kısmı, başlangıçta İslâm ordusunun müşrik saldırılarını püskürttüğünü görünce zaferin kazanıldığını ve herkesin aldığı ganimetin kendisinin olacağını zannederek nöbet yerini terk ettiler. Onların bu şekilde görev yerlerini bırakmaları savaşın Müslümanların aleyhine dönmesine sebep oldu. Hz. Peygamber “Bizim ganimetleri taksim etmeyip gizleyeceğimizi mi sandınız?” buyurarak bu konuda onların zihninde uyanan bu şüphelere îmada bulunarak böyle bir davranışın kendisine asla yakışmayacağına işaret buyurmuştu. Bu âyetin de bu tür kuşkulara cevap olmak üzere indiği rivayet edilmiştir.

وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ اَنْ يَغُلَّۜ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

"Hiçbir peygamber savaşanların hakkını zimmetine geçirmez. Kim böyle bir haksızlık yaparsa kıyamet günü, zimmetine geçirdiğini yüklenmiş olarak gelir; sonra herkese kazanmış olduğunun karşılığı, kimse haksızlığa uğratılmaksızın tastamam ödenir."  (Âl-i İmrân; 161)

Ğull: “Ganimet mallarından bir şeyi gizlice alıp zimmetine geçirmek” anlamına gelen gulûl kelimesi genel olarak kamu malında yolsuzluk ve suistimali ifade etmektedir.

Bu ayetle ilgili diğer bir not ise Ebu Humeyd es-Sâidi (r.a.)‘den rivayet edilen bir hadise göre Rasulullah (s.a.s), Ezd kabilesinden İbnü’l-Ütbiyye’yi zekât toplamakla görevlendirmiş, bu zatın daha sonra bazı mallarla gelip Hz. Peygamber (s.a.s)’e: “Şunlar size ait, bunlar da bana hediye olarak verildi” demesi üzerine Rasulullah’ın minbere çıkıp, “Benim -zekât toplamak için- gönderdiğim bir memura ne oluyor ki, ‘Şunlar sizin, şunlar da bana hediye edildi’ diyebiliyor.

Dikkat edin, bu kişi evinde otursaydı, kendisine hediye verilir miydi? Muhammed’i, kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, sizden her kim bu (bu devlet malı)ndan alırsa mutlaka onu boynunda taşır olduğu hâlde kıyamet günü gelecektir.

Eğer bu haksızlıkla aldığı şey deve ise böğürecek, sığırsa möleyecek, koyunsa meleyecek!” buyurdu. Sonra Rasûlullah ellerini kaldırdı, o kadar ki, koltuk altındaki beyazlık gözüktü. ”Allah’ım tebliğ ettim mi?” dedi ve bu sözünü üç kere tekrar etti. (Buhari, Hiyel, 15; Cuma, 29)

Nice Vakıflar, başkan ve çalışanları var, Nice Dernekler ve başkanları ve çalışanları, gönüllüleri var, Nice yardımlara aracılık edenler var. Nice ümmet emanetinin aracısı, Ümmet işlerini, Devlet işlerini yürüten insanlar var. Sorumluluk ağır ve büyüktür.

Hz. Peygamber, kamu malı çalmış, kamu hakkına tasallutta bulunmuş kimselerin cenaze namazlarına katılmamıştır.

Zeyd b. Ha-lid’in (r.a.) anlattığına göre: “Hayber Savaşı sırasında ashaptan biri öldürülmüştü. Hz. Peygamber’e haber verildi. O, “Arkadaşınız üzerine namaz kılın!” buyurdu. Hz. Peygamber’in bu sözü üzerine, halkın çehresi değişmiş, (bir soğukluk çökmüştü). Bunun üzerine Hz. Peygamber olaya şöyle açıklık getirdi:

Arkadaşımız, Allah için cihat sırasında ganimetten çalmıştı!” Bunun üzerine, maktûlün eşyasını karıştırdık. Yahudilere ait boncuk kolyelerden iki dirhem bile etmeyen bir kolyeyi çalmış olduğunu gördük.” (Muvatta, Cihad, 23)

Hazret-i Ömer (r.a.)den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

 

“Hayber savaşının vukû bulduğu gün Resulullah (s.a.v.)in ashâbından birkaç kişi gelerek ‘Filân şehit, filân şehittir!..’ dediler. Nihayet bir kişinin yanına vararak ‘Bu da şehittir!’ dediler.

 Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.): “Hayır! Ben onu aşırdığı bir hırka yahut yağmurluktan dolayı cehennemde gördüm.” buyurdu. (Müslim, Îmân 182. Ayrıca bk. Dârimî, Siyer 48.)

Rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) Efendimiz Selmân-ı Fârisî -radiyallahu anh-ı ganimetleri korumakla vazifelendirmişti. Derken bir kimse gelerek:“Selman! Elbisem yırtık idi. Ganimetten bir iğne iplik alıp onu diktim. Bana günah var mı?” diye sordu. Selman (r.a.): “Herşey miktara göredir.”diye cevap verdi. Bunun üzerine o kimse elbisesinden o ipliği çekip çıkararak, ganimet malının içine kattı.

“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin, müslümanların ganimetinden (devlet malından) olan bir hayvana, zayıf düşürüp de öyle geri verecek şekilde binmesi helâl değildir. Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin bir elbise eskitip de öyle geri verecek şekilde giymesi helâl değildir.” (Ebu Dâvud)

Şu halde diyebiliriz ki; Müslüman, kul haklarına son derece titizlik göstermelidir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını alan kimse, o hakkı ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır. Haksızlık edip de, hak sahibine hakkını vermeyenler; Ahirette pişmanlık duyacaklar ve çetin bir azaba uğrayacaklardır.

Yaşama Hakkı, Eşitlik, Din ve Vicdan Özgürlüğü, Hürriyet Hakkı ve Köleliğin Yasaklanması, Adalet, Özel Hayatın Gizliliği ve Konut Dokunulmazlığı, İşkence ve Kötü Muamelenin Yasak Olması, Sosyal Güvenlik Hakkı, Eğitim ve Öğretim Hakkı, Mülkiyet Hakkı, Aile Kurma Hakkı, Çocuk Hakları, Engelli Hakları vb.

İnsan hakları açısından veda hutbesinde öne çıkan başlıklar:

1- Herkesin can, mal ve namusu tecavüzden korunmuştur.

2- Kimsenin, kimseye zarar vermeye hakkı yoktur.

3- Bütün Müslümanlar kardeştir.

4- Bütün borçlar iâde edilecek ve borç olarak alınanın dışında bir fazlalık (fâiz) ödenmeyecektir.

5- Kan davaları ve adaleti şahsen yerine getirmek yasaklanmıştır.

6- Kadınlar, erkeklerin hayat arkadaşlarıdır, buna göre onlara iyi muamele edilmesi emredilmiş, onların da tıpkı erkekler gibi mal ve mülke şahsî tasarruf hakları olduğu öngörülmüştür.

7- İnsanların ırk ve renk farkı gözetilmeksizin birbirine eşit oldukları belirtilmiştir.

8- Aile ve toplum hayatına zarar veren zina vb. davranışlar yasaklanmıştır.

9- Kur’an-ı Kerim’in, insanlara bir emânet olarak bırakıldığı ve sımsıkı sarılınması tavsiye edilmiştir.

10- Emanetlerin, sâhiplerine mutlaka iadesi vurgulanmıştır.

  • 7 Mart 632 tarihinde irad edilen Veda Hutbesi, Hz. Peygamberin 23 yılda yaptıklarını ana hatlarıyla vurgulayan ve İslam’ın temel hedefleri ifade eden bir konuşmadır.
  • Bugün batılılar, insan haklarını, 19 Haziran 1215 tarihinde İngilizlerin kendileri (soyluları) için kabul ettiği Magna Charta Libertatum (Büyük Hürriyet Akitnâmesi)’na kadar götürmektedir.
  • Daha sonra 1789 tarihli Fransız İhtilali ile birlikte insan hakları gündeme gelmiş ve insan hakları beyannamesi neşredilmiştir.
  • Nihayet Birleşmiş Milletler 1948 yılında hazırladığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile son şeklini almıştır.

Vedâ Hutbesi o tarihten 583 yıl önce, konuyu gündeme getirmiştir.  Bu açıdan Veda Hutbesinin tarihi bir değeri de vardır. (Osman Eskicioğlu, İslâm Hukuku Açısından Hukuk ve İnsan Hakları, İzmir 1996, s. 271)

 

 

Nitekim ayetlerde Yüce Rabbimiz, hadislerde Sevgili Peygamberimiz kendisinden razı olunacak hayatın sadece ibadetleri yerine getirmekle elde edilemeyeceğini, ibadetlerin yanında ve daha da önemlisi yaşadığımız toplumdaki insanlarla olan ilişkimizde hak ve hukuka uygun bir yaşam sürdürmemiz gerektiğini ifade etmektedirler. Nitekim mensubu olmakla şeref duyduğumuz İslam Dini insan hakları konusunda gerekli hükümleri getirmiş ve inananlardan da bu haklara gerekli hassasiyeti göstermeyi istemiştir. Bu hakların çiğnenmesi neticesinde kul hakkına girileceği ve kul hakkını ihlal edenlerin ise dünya ve ahirette zarara uğrayacakları bildirilmiştir.

Konumuza Sevgili Peygamberimizin çağlar öncesinden çağlara hitap eden şu tavsiyeleriyle son veriyorum.

"Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuştuklarını dinlemeyin, ayıplarını araştırmayın, birbirinize karşı öğünüp böbürlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın, kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Allah'ın size emrettiği gibi kardeş olun.

“Müslüman müslümanın kardeşidir: Ona haksızlık etmez, onu yardımsız bırakmaz, küçük görmez. (Göğsüne işâret ederek) Takvâ buradadır, takvâ buradadır!”

"Kişiye, Müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter. Müslüman’ın her şeyi, kanı, namusu ve malı Müslüman’a haramdır.”

"Şüphesiz ki Allah, sizin bedenlerinize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalplerinize kıymet verir."

"Birbirinize haset etmeyin, kin tutmayın. Başkalarının ayıplarını araştırmayın, konuştuklarını dinlemeyin, müşteri kızıştırmayın. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun."

"Birbirinizle alâkayı kesmeyin! Birbirinize sırt dönmeyin! Birbirinize kin tutmayın! Haset etmeyin. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun!

Not: Bu Vaaz İdris YAVUZYİĞİT Tarafından Kuranı Kerim Meali” (Heyet-diyanet Vakfı); “Hasenat 4” Kuran Araştırma Proğramı; “Riyazü’s Salihin” (Erkam Yay. 8 Cilt İlgili Maddeler); “Tergib Ve Terhib” (Huzur Yayınevi, İlgili Bölümler); “Haklar” Recep Toraman; “İnsan Haklarına Saygı” Ahmet ÜNAL; “Kul Hakkı” Süleyman Mollaibrahimoğlu (Diyanet Aylık Dergi, Sayı 163); “Kul Hakkı” Hüseyin Çeşmeci (slaytyerim.com ve www.vaazsitesi.com, www.islamdahayat.com, www.güncelvaaz.com, adreslerinde yer alan ilgili başlıklı örnek vaazlardan ve diyanet vaaz örnek ve projelerinden istifade edilerek hazırlanmıştır.

İdris YAVUZYİĞİT

 


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam5
Toplam Ziyaret77471
SEÇME YAZILAR