• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

TASVİR-İ MESELE

Bu yazıyı sabırla sonuna kadar okumanızı, hatta ailecek birarada hep beraber , birisi okuyup diğerleri dinleyerek üzerinde yorum yapmanızı tavsiye ederim.


CUMANIZ MÜBAREK OLSUN 15.07.2016

TASVİR-İ MESELE 

Kadın akşamdan harıl harıl hazırlık yapıyor. Yarın kabul günüymüş. Nedir bu hazırlık temizlenme, süslenme, o çeşitli ikram, yemekler. Beğenilmek ve beğendirmek... O kadm ki, bir gün dahi akşam eve dönen kocayı aynı şekilde karşılamayı aklından geçirmemişti.

Adam sabah bir şeye kızmış evi kırıp geçirmişti. Kadını yaşlı gözlerle bırakıp kapıyı çarparak çıkıp gitti. Otobüste oturduğu yerde sinirliliği hala devam ediyordu... Derken bir kadın belirdi yani başında, hemen nezaket ve şefkat dolu bir ifade ile «buyrun efendim» diyerek kalktı, yerini verdi. Yanında durduğu sürece huzursuz etmemek için de azami dikkat sarfediyordu. Niçin, nezaket icabı.

Peki evdeki kadın; çamaşırını, bulaşığını yıkayan, yemeğini pişiren, çocuğunu büyüten, kendisini tatmin eden, gece horlamasına, gündüz hırpalamasına katlanan evdeki kadının aynı nezakete, şefkate ihtiyacı yok muydu, hakkı değil miydi?

Eve gelen misafir bir kaza ile kıymetli halının üstüne bir şeyin dökülmesine sebep oldu. Çok üzüldü. Ev sahibi «hiç sıkılmayınız efendim, bir güzel sileriz küçük bir leke dahi kalmaz» diye teselli ediyordu: Ertesi günü evden biri aynı kaza ile halıya sadece su dökülmesine sebep oldu. Ama bütün ev halkı ona bağırdılar, «kör müsün.» Bir gün önceki daha zararlı kazada misafire gösterilen anlayışa evden biri daha layık değil miydi? Ne kaybederlerdi. Bilakis kazanırlardı.

Baba ile oğul münakaşa ediyorlardı. Baba «hayır müsade etmiyorum, gitmiyeceksin» diyordu. Oğul «arkadaşlarıma gelirim dedim, onlara karşı mahcup olamam, benimle alay ederler» diye diretiyordu. Gaye arkadaşlarını mı memnun etmek, yoksa sebebi hayatı olan, kendisine herşeyini vermiş olan babayı mı?.. «Arkadaşlar, babam müsade etmedi, gelemedim. Hepimiz ana-babalanmıza saygılı olmalıyız. Onlar olmasa biz olmazdık. Onlar kazanmasa biz harcayamaz, dilediğimiz gibi yaşayamazdık» diyemez miydi. Hangi delikanlı arkadaşları uğruna babasmı harcamış da sonra arkadaşlarından hayır görmüştür?

Ana, dakikalarca kızına yalvarıyor: «Bu kiyafetle çıkma kızım. Hem günah, hem erkekleri tahrik edersin!.. Kız: «Yok efendim, bütün arkadaslarımn etekleri dizden yukarıda, ben onların yanında uzun etekle utanırım» der ve annesini dinlemez, kahreder. Acaba bu arkadaşlarından utanmak veya utanmamak, onları memnun etmek veya darıltmak kıza ne kazandırır, ne kaybettirir?.. Her şeyiyle kendisine muhtaç olduğu, kendisini bu hale getiren, ona hayatiyetini veren kimdir, arkadaşları mı, anası mi? Niçin bir genç kızın nazarında ananın, bir arkadaş kadar değeri olmaz?

Bugün çok yakın akrabaları evlerine geldi. Herkeste bir isteksizlik. Bunlarda ne sık geliyorlar. Bir alakasızlık, bir tembellik. Karşılarken de öyle uğurlarken de... Halbuki dün uzak bir tanıdıkları gelmişti. Aman ne paralandılardı. Masraflar ettiler, kapılarda
karşılayıp, kapılara kadar uğurladılar «Yine bekleriz, muhakkak, bunu saymayız.» 
Kim bunlar, uzak bir taınıdık. Öbürleri akraba. Hem de yakın, her bakımdan münasebetlerini devam ettirmek zorunda oldukları kimseler, uzak bir tanıdığa gösterilene fazlasıyla onlar layık değil mi?

Gene bir misafir oturduğundan beri saçmalıyor. Ne düzensiz, ne mantıksız sözler, ne atmasyonlar. Ama kırılmasın diye dinliyorlar. Halbuki nezaketle ikaz edebilirler. Neyse çileleri doldu. Misafir veda edip gitti. Aradan biraz zaman geçti, ev halkmdan biri şakavari anlamsız sözler etti. Hep birlikte hiddetle çıkıştılar: «Saçmalama!.» Bu konuda o saygısız misafire gösterdikleri üstün tahammülü göstermeseler bile hiç olmazsa nezaketle ikaz edemezler miydi?

Otomobile bindiler. Yolda arıza yaptı. Oğlan marşa basıyordu durmadan. Baba, «oğlum zorlama, görüyorsun motor arıza yaptı.» Motora kızmadılar. Bir balyoz, yok yok bir tekme bile vurmadılar. Yoldan geçen bir kamyona bağlayıp en yakın tamirhaneye götürdüler. Tamirci, iyi ki motor yanmamış dedi. Yahu siz buna hiç bakım yapmamışsınız dedi. Bir gram bile yağ kalmamış, her yeri pas tutmuş. Neyse bir revizyon, yüklü bir fatura ve fakat tıkır tıkır işler hale gelen bir motor.
Adam direksiyona geçti, zevkle ve neşeyle yol alıyorlar.

Baba bir ara düşündü: Ya¬hu nazarımızda insanın, motor kadar değeri yok, de¬di kendi kendine. Yola çıkmadan kendisine diklenen karısına savurduğu küfürleri, «benden bu kadar, hoşuna gitmiyorsa başının çaresine bak» deyip hiddet¬le çıkışını hatırladı. İki gün işine uğramayan ortağını nasıl bozmuştu. Memurunun dalgınlığına tahammül edememiş, kovmaya kalkmıştı. Oysa insan da bir makina değil miydi? O da arıza yapamaz mıydı? Yalnız depoya benzin doldurmak kafi gelmiyor, mo¬tor özel bir bakım istiyorsa, insan da ekmek ve elbiseden başka şeyler de, şefkat, anlayış, hoşgörü ve alaka istemez miydi? Halbuki bu konuda kendisi ne kadar pintice davranıyordu!..
Adam oğlunun sıkıntılı sesiyle daldığı alemden ayıldı. «Baba, hiç konuşmuyorsun, yarım saattir yol alıyoruz» dedi oğlan.
Adam derin bir iç çekişinden sonra düşündüklerini oğluna anlatı. Oğlan da kendi kendine şöyle dedi: «Aslında çok iyi olan babam zaman zaman niçin bu kadar anlayışsız, haşin olduğunu bir türlü çözemezdim. Demek o da zaman zaman yorulan, arızalanan motor gibi oluyor. Bundan böyle babamı anlayışla karşılayacak, ona asla kırılmayacağım.»

Şuraya kadar anlattıklarıma eski edebiyatta” tasvir-i mesele” derler. «Tasvir-i mesele» halinde anlattıklarım bir tasvir ise de gerçekte, hayatta vukubulmuş ve daima vukubulmakta olan şeylerdir. 
Millette bir içtimai buhran, ailevi buhran var. Var ama çaresi! Bunu, kendisi buhran içinde olan, Avrupanın pek suni ve dertleri derinleştiren ilaçlarıyla halletmeye çalışıyorlar. Ne kadar yanlış.
Önce isabetli bir teşhis ve o teşhiste birleşmek şart. Teşhis, kuvvetli iki eleman gösteriyor:
1. Karşımızdaki insanı bir insan olarak mütalaa edeceğiz. O ister işci, ister iş yerimizde odacı, isterse daha ileri bir mevkide bulunsun, patron olsun, müdür olsun. O adam kazancımız ka¬dar nazarımızda önem kazanmış olacak!.. Onu hayatımızın ayrılmaz bir parçası sayacağız. Ve sonra onun bir makina gibi zaman zaman: arıza yapabileceğini kabul edeceğiz. Böyle bir arıza gösterdi mi, tekme, tokat, hakaret, işine son vermek, yahut işi terketmeyi değil, o arızanın şefkat ve anlayışla sebebini bulup gidermeyi deneyeceğiz, buna çalışacağız.
2. Herkes kendisini aleme beğendirmekten ziyade eşine, ana-babasına, yakın akrabasına, hayatını birlikte sürdürdüğü, desteğine muhtaç olduğu kimselere beğendirmek zorunda olduğunu bilecek.
İnsan yola çıkacak olduğu arabasının deposuna koyacağı benzini arkadaşına ikram eder mi, etmez. Hayatımızın bir parçası olan in¬sanlara karşı anlayışsızlık, hiddet ve şiddet, hariçtekilere de şefkat ve nezaket göstermek, aynı şeye, benzin hikayesine benzemiyor mu?
Hariçtekilere gösterdiğimizin sadece birazını hayatımızı, her türlü sıkıntımızı paylaşan insanlara göstersek problem hallolmuştur. Kendimizi harice beğendirme heyecanının bir parçasını dahile harcasak, hayat güzel ve zevkle yaşanır hale gelirdi... Bunun için analık, babalık, kardeşlik, evlat ve akrabalık, komşuluk mefhumlarını kutsallaştıran Allah'ın buyruklarına dikkatle eğilmek, üzerinde düşünmek gerekir: Neden Allah'tan sonra üzerimizde hak sahibi olarak ilk insan, ana-baba oluyor? Neden kocanın rızası Allah'ın rızası sayılıyor? Neden bir erkek, kadm için dini gibi, karısından da sorumlu tutuluyor? 
Neden ana-babalardan evlat hakkında israrla affı, saf ile mumele isteniyor? Neden Allah kendi affını insanın kedi akrabasını affetmesine bağlıyor? Neden halim, yumuşaklıkla muamele eden, siddeti değil, tatlılığı seçen mizaç sahibi Peygamber olayazdı denmiş? Neden çalıştıran ve çalıştırılanlar, idare eden ve idare olunanlar çobanla koyuna benzetilmiş…

Evet karşımızdaki ister işci, ister emrimizdeki odacı, ister patron, isterse daha ileri bir mevkide bulunsun, işimiz, kazancımız, hayatımız ka¬dar, nazarımızda önem kazanmış olacaktır. Onu hayatımızın ayrılmaz bir parçası sayacağız ve sonra onun bir makina misali zaman zaman arıza yapabileceğini kabul edeceğiz. Böyle bir arıza vukuunda hakareti, işine son vermeyi, yahut işi terketmeyi düsünmeyeceğiz. şefkat ve anlayışla, en azmdan sabır ve sükutla o arızayı bu¬lup düzeltmeyi deneyeceğiz. Bakımdaki kusurumuzu araştıracağız.
Kendimizi daha çok eşimize, ana-baba ve yakın akrabamıza, hayatımızı birlikte sürdürdüğümüz, des¬teğine muhtaç olduğumuz kimselere beğendirmek zorunda olduğumuzu asla unutmayacağız. Bu düşünce ve inanç açısından hareket ettiğimizde göreceğiz hayat, her şeye rağmen güzel, sevgi ve zevkle yaşanır hale gelecektir.
Allah bütün insanlara bu anlayışı ihsan etsin. Çünkü bütün hayatı o verir, biz yaşarız. 
Ne olur onu bozmadan yaşasak?

Hayırlı Cumalar.

İsmail ZENGİN


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam28
Toplam Ziyaret77798
SEÇME YAZILAR