• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

CUMHURİYET

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN 28.10.2016
CUMHURİYET

İnsanlar; gerek fiziki ve gerekse psikolojik yapıları itibariyle, bir arada yaşamaya müsait, hatta muhtaç durumda yaratılmışlardır. Böylece, cemiyetler halinde yaşayan insanların, beden yapıları gibi akıl ve zeka yapıları da, düşünceleri, zevkleri, değer hükmü anlayışları da birbirinden farklı; istikbal kaygıları, ihtirasları, korku ve ümitleri de ayrı ayrı yaratılmıştır. 
Bu ortamda insana, onun şeref ve heysiyetine uygun, yakışır bir ferd ve cemiyet hayatı te'mini en esaslı mesele olarak ortaya çıkmaktadır. 
Cemiyetler, milletler hayatının kronolojik seyrine bakarsanız bu mühim meselenin; ya bizzat cemiyet tarafından veya kendiliğinden (arı kovanındaki beylik, ormandaki krallık usulüyle) halledilmiş olduğunu görürsünüz. Pazusu kuvvetli, hükmetme hırs ve kabiliyeti yüksek kişiler; krallar, beyler, başbuğlar, hakanlar kendi idari anlayış ve kıymet ölçüleri doğrultusunda milletlerini idare edegelmişlerdir. Zamanla, ormandaki arslan yavrusu nasıl babasının yerini alıyorsa, cemiyetin başındaki kralın oğlu da öylece babasının yerini alır olmuş; krallıkta veraset usulü doğmuştur. Bu usûl milletlerin sosyal problemlerinin önemli kaynaklarından biridir. 
Neyse ki insanın özündeki medeniyet dışa aksetmeye başladığı, kültürel inkişaf merhale katettiği nisbette şuurlaşmaya başlayan insan cemiyeti (kamuoyu) kralların gücünü sarsacak doza yükseldiği gün, kral ile birlikte ona yakın güçte kişiler idarede söz sahibi olmaya başlamışlardır. Bu dahi ihtiyacı karşılayacak idari çözüm yolu değildir. Koskoca bir milletin içtimai idaresi, bir veya bir kaç kişinin, kendi kıymet ölçüleri istikametinde yürütecekleri bir idari anlayışa terkedilemez. Hele kontrol ve hesap sorma imkanı yoksa durum kötüye gider. 
Ancak bu dönemlerde Peygamberlerin getirdikleri ilahi vahiylere göre hareket etmesini bilen krallar istisnai olaylardır. Bu dönemde vahiyler ve bunlardan mülhem olan kanunlar hem kral, hem de efkar-ı umumiyece benimsenmiştir. 
Bir başka ifade ile Peygamberin yaşadığı devrelere, vahiylerin hâkimiyet kurduğu zamanlara "Milletin idari insiyatifî ele geçirdiği devreler, vahiyle bilinçlendiği zamanlar" diyebiliriz. 
(Malesef Peygamberlerden sonra gene geri dönüş toplumların kaderi olmuştur.) 
Demek oluyor ki, milletlerin ve onların muhtaç bulunduğu devlet müessesesinin, idari gücünü mutlaka millet çoğunluğundan alması; idari insiyatifın millet tekelinde bulunması en ideâl idare ve hükümet şeklidir. İşte buna günümüzde cumhuriyet diyoruz. 
Burada zaruri olarak islam tarihine; 14 asır öncesine, cumhuriyeti fiilen görmek için gitmek gerekmektedir. 
Cumhuriyetin, bir ideâl sistem olarak ilk defa bütün dünya milletlerinin dikkatini çekecek biçimde Hz. Muhammed (s.a.v.) le birlikte ortaya konulduğunu görüyoruz. 
Önce kendisi bizzat halkın tek tek re'yiyle (biatla) seçilmiştir. Gene vahiy esaslarının anayasal kanunlar olarak kabulü halkça yapılmıştır. Bugün buna referandum diyoruz. 
Bundan sonra da idare (meşveretle) toplum kesimine danışılarak, ekseriyetin tasvibiyle yürütülmüştür. 
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) in meclisinde önemli konular ( idari ve komuta konularında )cahilinden âlimine, köleden efendiye halkın tasvibi alınırdı. (Buna siz ister referandum, deyin ister milletin kendi kendini idaresi deyin) bu Cumhuriyettir. 
Cumhuriyet, belki ogün bilinmiyordu ama, ismi ne olursa olsun o idarenin şekli, uygulaması Cumhuriyetti.
Cumhuriyetin karakteri meşverettir; millete danışma oyuna re'yine müracattır. Mutlak kralların hükümran olduğu o çağda müslümanlık, cumhuriyet kurallarının tatbiki konusundaki hassasiyeti, en yüksek dozunda tutabilmiştir. 
Bir örnek: Halkın içine giren Peygamber sorar: 
- Benden alacağı olan var mı? 
- Kalabalık arasında cılız bir adamın tok sesi "Benim var. Bir dirhem altın. Filan savaşta almıştınız." 
- Teşekkür ederim. Hemen ödüyorum. 
Bazı kesimlerde itiraz havası ve o adama karşı beliren psikolojik baskı. Adamı konuştuğuna pişman edecekler. 
Bunu farkeden Peygamberimiz dikkat edin diye haykırır: 
- "Her hak sahibinin her yerde söz hakkı da vardır." 
Gene önemli bir konu müşavere ediliyor. Peygamber fikrini söylemiştir. 
Kalabalıktan biri "Ey Allah'ın elçisi bu bir vahiy mi, yoksa kendi görüşünüz mü?" 
- Hayır vahiy değildir. Kendi görüşümdür. 
Ve halktan biri "Öyleyse benim de bir görüşüm var" der, ortaya atar. O kabul olunur. 
Cumhuriyetin manası budur. Millet hayatı için takdirlerin üstünde önem arzeder Cumhuriyet rejiminde millet idaresi, Peygamberimiz (Hz. Muhammed (s.a.v.) in hayatında olduğu gibi ya bizzat halk veya halkın seçeceği temsilcilerin teşkil ettiği meclis tarafından yürütülür. 
Millet; hizmetini beğendiği temsilcilerini yerinde bırakma aksi halde değiştirme hak ve imkânına sahiptir. Bunu seçimle yapar. İdari insiyatif, seçimdir. Bu hak milletin elinde bulunduğu müddetçe millet içindeki değerler idareye geçirilecek, gelişen düşünceler, idari keşifler bulacak ve idarede daha iyiye daha mükemmele doğru gidilecek, eşitlik ve adalet gerçekleşecektir. İnsan topluluklarını, insan şeref ve haysiyetine uygun biçimde idare yolu, şüphesiz cumhuriyettir. Bu açıdan "Cumhuriyet fazilettir" sözü bu konuda söylenmiş sözlerin en güzellerindendir. 
Ancak idari dertlerin ilâcı mesabesindeki Cumhuriyet rejiminin de her ilâç gibi yan te'sirleri olacaktır: 
Gurup hâkimiyeti, mütegallibe dikdatoryası, zinde güçlerin bir gurubun hâkimiyeti doğrultusunda istismar edilmesi; birer yan tesir olarak daima mevcuttur. Dikkat edilirse 21. asır dünyasında resmen mutlakiyet ve meşrutiyet hemen hemen kalmamıştır. Bütün idari sistemler cumhuriyete dönmüştür. Fakat milletlerin idari dertleri daha çok artmıştır. Bunlara çeşitli sebepler gösterebilir. Unutulmaması gereken şey ise bu dertler Cumhuriyetlerin yan tesirleridir. 
Bu yan tesirlerin iki kaynağı vardır: 
1. Cumhuriyetin karakteri olan meşveret-danışma yapılmamakta; söz hakkı hâkim gurupların arzusuna göre şekil almaktadır. 
Oysa Cumhuriyet ekseriyet sistemidir. Halbuki efkar-ı umumiyenin seçim neticesine yansıması mümkün olmamaktadır. 
2. Anayasa değişmeyen kanunlardır görüşü. İnsan yapısı kanunlar eskimeye mahkumdur. Üstelik bir gurubun, milletin içindeki bütün değerlerin görüşü alınmadan efkar-ı urriumiyede tartışılması yapılmadan, neticeleri görülmeden tedvin ettiği kanunlarsa bunlar, çok daha çabuk eskir. Darbe anayasası gibi.
Eğer bu karakterdeki kanunlar "değişmez" kabul edilirse, millet hayatıyla anayasa arasında çelişki başlar. Bizzat anayasa, idarede problem olur çıkar. Anayasa buhranı meydana gelir. 
Bu takdirde değiştirilemeyen şeyde yorumlar başlar, söz çoğalır, bu yorumlar milletin asgari müştereğine uymadığı için parçalanmaya, iç kavgaya sebep olur. 
Demek ki cumhuriyetlerde anayasa, millet bütününün asgari müştereklerine dayanacaktır. Asgari müşterekler, milletin inançları bunların oluşturduğu kıymet hükümleri, değer ölçüleri olacaktır. 
İnşaallah başlatılan yeni anayasa çalışmaları başarı ile tamamlanır. Başkanlık sistemi referanduma sunularak kabul edilir 
Cumhuriyet; gerçek (meşverete) seçim sistemiyle, milletin asgari müştereklerine dayanan, buradan kaynaklanan anayasa ile yürütülürse en ideal rejimdir. Ve ancak bu takdirde halk gerçekten hak ve söz sahibi olabilir. 
Cumhuriyetin yan tesirleri ise, halk müsbet manada şuurlandığı, kültür sahibi olabildiği nisbette giderilebilecektir. 
Herşeye rağmen cumhuriyet idarî alternatif olarak gelişen dünyanın, medeni dünyanın vazgeçilemeyeceği bir sistemdir. 
Cumhuriyet fazilettir. Millet hayatı için onun mana ve ehemmiyeti, bizzat insan kadar büyüktür. Cumhuriyet Bayramınızı kutluyorum.
Selam ve saygılarımla.
Hayırlı Cumalar
İsmail ZENGİN
Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam67
Toplam Ziyaret77592
SEÇME YAZILAR