• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

ÖVME VE ÖVÜNME

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN 25.11.2016
ÖVME VE ÖVÜNME

Övmek, övünmek ve övülmek ancak Allah'ın hakkıdır. Ve ona mahsustur. Çünkü O, alemlerin Rabbidir. Yani kainatta mevcut zerreden kürreye kadar her yaratık, Allah'm yaratması ile varolmuş ve O'nun görüp gözetmesiyle yaşamaktadır. İşte övünmeye hakkı olan biri varsa o da Altah'tır. 
Övmek de Allah’ın hakkıdır. Çünkü yaratıkların gerçek cepheleri, asli hüviyetleriyle tanıyan O'dur. Allah insan cinsini zatına halife olarak yarattığı için insanda da övmek ve övülmek hissi, ihtiyacı fıtridir.

İnsanlardan çoğu övme ve övünme konusunda hissi hareket ederek haddi aşarlar. övünmek bazı kere günah olurken bazı kere de «tahdis-i nimet» adını alarak ibadet ve sevap olur.
İnsan kendisinde olmayan güzellikleri varmış gibi göstererek övünürse, hem yalan söylemek hem de üstünlük hissi taşımaktan ötürü günahkar olur. Kendisinde mevcut hasletleri sanki kendi kerametiyle, kendi kudretiyle meydana getirmiş gibi davranarak kendini öven insan, şahsında yaratıcı bir kudret görmüş ve halikına nankörlük etmiş olacağından günahkar olur.
Halbuki hayatta bir çok kereler ve çok yerde kendisinden sözetmesi insan için bir ihtiyaç olur. Buna tahdis-i nimet derler. şöyle ki:
«Allah’ın izniyle ben her işi yapacak bir kabiliyete sahibim. Ben filan işin, falan san'atın ustasıyım. Allah bana bunu ihsan etmiştir. Hamdolsun Allah'ın yardımıyla bugüne kadar yalan söylemedim, ben sözümde dururum v.s.»
Hz. Davut ve Hz. Süleyman (Allah onlara selam etsin) şöyle demişlerdir: «Hamdolsun O Allah'a, bize kusların, kurtların dilinden anlama kabiliyeti ve bilgisi verdi. Ve böylece mü'min kulların çoğundan üstün kıldı.»
«Ben Allah'ın Rasulü, Abdülmuttalib'in soyundanım. Soyumda yalancı yoktur.»
Bu sözleri Hz. Muhammed (S.A.V.), vahyin bir ara kesilmesiyle şüpheye düşenlere karşı söylemişti. Övmeler ve övünmelerde hududa tecavüz edilir se, insanlar arasında dalkavuklar ve müstebitler çoğalır. Birisini seviyorsak, bu sevgimiz ne kadar derin olursa olsun onu methederken dikkatli olmalı, ancak onun üzerinde gördüğümüzü söylemeliyiz. Birisine kizdık mı sadece gördüğümüz ve tenkit edilebilecek taraflarını dile getirmeli, haddi aşmamaya dikkat etmeliyiz.

Peygamberlerden başka her övülen insanda tenkit edilebilecek taraflar, yerilen her insanda övülebilecek vasıflar vardır. Biz insanın içyüzünü bilmediğimiz için kesin konuşma hakkına sahip değiliz. Çoğu insan vardır, sevdiği bir hocayı, şeyhi, üstadi veya bir ahbabını metheder. Siz onun sözlerini dinlerken haşa, Allah'ı anlatıyor sanırsınız.

Bir meseleden ötürü kin bağladığı sahsı yererken de adamın, din kardeşinden değil bir kafirden bahseder gibi, şeytanı kötüler gibi bahsettiğini, hayretle görürsünüz. 
Bu bakımdan şuracıkta kendisinden bir melek diye anlatılan adamın biraz ilerde şeytana ben-zetildiği bilinen ve tabii karşılanması gereken vakalar haline gelmiştir.
Medh ü senada çok titiz davranmak zarureti vardır. Övülme ve sişirilme yoluyla çok insan maddi ve manevi büyük zararlara uğratılmıştır. Bu yüzden Peygamberimiz «Meddahın (insanları ulu orta methetmeyi sanat edinen adamın) yüzüne toprak saçınız, atınız» buyurmuştur. Zamanımızda yüzüne. toprak atılacak çok insan var.
Büyükler, methedildikleri zaman yüzleri kızanr, gurura kapılma korkusuyla tirtir titrerlermiş. Hz. Ebu Bekir (R.A.) ı tanırsınız. Peygamberimizin kayınpederidir. İlk halifedir. Onun engin İmanını, bütün servetini Allah yolunda İslam davasma harcadığını, cennetle müjdelenmiş olduğunu bilirsiniz. İdari dehası yanında yüksek ahlakıyla ün yapmıştır. Putperestlik çağında hanif yasamış insandır. Onun menakıbini anlatan birçok kitap yazılmıştır. Bu kitaplardan birinden bazi pasajlar arzedeyim:
1. Hz. Ebu Bekir methedildiği vakit şöyle mırıldanırdı:
«Allahım sen benim nefsimi (gerçek hüviyetimi) benden iyi bilirsin. Ben de kendimi, beni övenlerden daha iyi bilirim. Allah’ım beni onların zannettiklerinden daha iyi duruma getir. Onlarm bilemediği, göremediği kusurlarımı mağfiret eyle.
Onlarm tanıdıkları, zannettikleri gibi olamazsam, bende olmayan şeyleri varmış gibi gösterecek biçimde hareket etmişsem bu yüzden beni hesaba çekme, affet Allahım.»
Ne güzel temenniler değil mi ?

Bir insanın, hemcinsleri tarafından görülebilenden daha çok görülemeyen, bilinemeyen cepheleri vardır. İnsan kendisi hakkında, hemcinslerinin bilmediğini bilir, görmediğini görür. İnsanın kendisini bilmesi ve tanıması dahi mahduttur. İnsan kendi nefsini Allah'ın bildiği kadar bilemez.
«Ancak O'dur bilen, en iyi taniyan, daha topraktan yarattığı zaman, analarının karnında birer cenin iken bilen Allah'tır. O bakımdan nefsinizi tezkiye etmeyiniz.» (Ayet)

İnsan kendi nefsini Allah'ın bildiği kadar bilemez. Çünkü O halik değil mahluktur. Ancak yaratan yarattığını bütün incelikleriyle bilir.
«Nefsini bilen Rabbini bilir» demiş büyükler. Nefsini bilmek aczini bilmektir. Ancak böyle tefsir ve izah edilebilir bu söz.
Yahudiler Peygamberimize şöyle sormuşlardı:
«Hz. Musa‘nın en büyük ve makbul ibadeti neydi?»
Cevap verdi Peygamberimiz: «Onun en büyük ibadeti her şeyinin Allah'tan olduğunu bilmesiydi.» Üstünlük hastası Beni İsraile, bundan daha güzel cevap verilemezdi. Kendini bilmek, aczini itiraf etmek... Büyükleri daha büyük yapan haslet.
Hz. Ebu Bekir (R.A.) böyle bir insanmiş.
2. Onun menkıbelerinden birinde şöyle anlatılıyor :

Bir hüküm vermesi gerektiğinde Hz. Ebu Bekir (R.A.) ona dair Kur'anda bir ayet ve sünnette bir hadis bulamazsa şöyle derdi:
«Benim reyim, kanaatim, hükmüm şöyledir. Eğer bu hüküm isabetli ise Allah‘tan O‘nun bana ikramıdır. Yok eğer isabetsiz ve hatalı ise bu hata benimdir. O zaman Allah'tan affimı dilerim.»
Hz. Ebu Bekir velilerin velisi, mümin kulların en faziletlisidir. Hata edebileceğini, yanlış hüküm verebileceğini kabul ve itiraf ediyor.

Övme ve övünmede ileri gidenler kendilerinin veya tabi oldukları alimlerin, şeyhlerin hiç hata yapmayacağına, günah işlemeyeceğine inanır ve iddia ederler. Bunlar cemiyet içinde büyük tehlikedir. Putçuluk ve putları bunlar meydana getirir. Bir büyüğü överken veya onu diğer insanlarla mukayese ederken ifrat ve tefritten kaçınmak zarurettir. Bu konuda Hz. Ebu Bekir‘in (R.A.) hayatında güzel örnekler buluyoruz.

3. Peygamber Efendimizin kendisiyle teklifsiz görüştüğü kimselerden biri Hz. Ebu Bekirdir. (R.A) Sohbetlerinden birinde yaş mevzuunu. kastederek Peygamberimiz Hz Ebu Bekire (R.A.) sormustu:
«Sen mi büyüksün yoksa ben mi?»
Hz. Ebu Bekir cevap verdi. «Ey Allah’ın Elçisi! Sen daha büyük ve mükerremsin. Ben ise senden daha yaşlıyım.»
4. Hz. Abbas (R.A.) da (Peygamberimizin amcasıdır) Hz. Ebu Bekirle teklifsiz görüşen bir zattır. O da böyle bir sual sormuştur Hz. Ebu Bekir‘e: «Ey Ebu Bekir, hangimiz daha büyük?» «Sen benden daha büyük ve hayırlısın, ben ise senden daha eskiyim.»

5. Hz. Ebu Bekir yüksek seziş ve sürat-i intikal sahibi bir zattı. Peygamberimiz çok kere gördüğü rüyalari ona yordururdu. Bunlardan bir tanesini nakledelim:
Peygamberimiz buyurdu ki:
«Rüyamda peşimde bir sürü siyah koyun gördüm. Sonra bir sürü beyaz koyunun daha peşime takıldığını gördüm. Beyaz sürü o kadar kalabalıklaştı ki aralarında siyahlar, görünmez hale geldi, kayboldu.» 
Hz. Ebu Bekir (R.A.) dediki: «Ey Allah’ın Elçisi! Siyah koyunlar arabı temsil ediyor. Senin etrafinda müslüman oldular ve çoğaldılar. Beyaz koyunlara gelince, onlar arap olmayan milletleri remzediyor. ilerde onlar da müslüman olacak, o kadar çoğalacak ki araplar onların arasmda görülmez olacak.»

Peygamberimiz bu tabiri tasdikle buyurdu ki: «Doğru, seher vakti melek (Cebrail) de rüyamı böylece tabir etmişti.»

Irk hastalığının ayrık misali dimağlara kok saldığı devrede dinini, ırk gayretinin üstünde tutabilen müstesna insan HZ. Ebu Bekir. Bu yorum tahakkuk etmiştir. İslam, bir ırkın değil, ırkların, milletlerin dini olmuş; ırkı, rengi ve mizacı ayrı toplulukları kardeş yapmış, cihanşümul (evrensel) bir mahiyet kazanmıştır.

Kültür ve medemyetler bir bölgenin, bir milletin inhisarmda olamaz. Güneşin ye ayın burçları ve menzilleri bir bir nöbetle dolaşması gibi, kültür ve medeniyetler de milletler ve vatanlar üzerinde döner dolaşır durur. Bütün mesele liyakat meselesidir, ehliyet meselesidir. Bilgi ve feragatle çalışma meselesidir Bu iki esasa bağlı olarak ilahi bir kısmet işidir.
Say ü gayrete (çalışmaya) sırt çevirip sonra mutaassıp bir ırkçı, kavimci kesilen topluluklar yerinde saymakta devam ediyorlar.

İslam girdiği her yerde dörtbaşı mamur olarak bemmsendiği, takdirde milleti ancak yükseltmiş, insan şeref ve haysiyetine yaraşır kültür ve medeniyet tesis etmiştir.
Ümmet anlayışını. ve ruhunu arkaya atan müslüman toplumlar düştükleri ırkçılık çukurunda her-şeylerini kaybetmişlerdir. Irk üstünlüğü kavgası. yerine Allah'a iman esasında kardeş olmak. Bu düşünce dağınık topluluklar için, iade-i itibara vesile olacaktır. 
İslam’a yöneliş yeniden dirilişi gerçeklestirecektir.
Yeniden ümmet şuuruna, birlik ve beraberliğe ermek ümidiyle.
Hayırlı Cumalar.
İsmail ZENGİN


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam1
Toplam Ziyaret77526
SEÇME YAZILAR