• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN 05.05.2017

EL-ADLÜ ESASÜL- MÜLK! / ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR 

 Adalet kelimesi “Adl” kelimesinin kökünden gelmektedir. 
Adalet kavramı sözlükte; insaflı, doğru, eşit olmak, eşit tutmak, doğru davranmak, zulmetmekten uzak olmak, her şeye tam hakkını vermek, hakkınca düzeltmek, mutedil yani kararlı ve ölçülü olmak, her şeyi yerli yerinde ve gereğince yapmak, istikamet ve hakkaniyet” üzerinde olmak anlamlarına gelmektedir.
Adalet kavramı İslam dininde dini bir terim olarak, ifrat ile tefrit arasında orta yolda ilerlemek, hak yol üzerinde dosdoğru olmak, İslam dininde haram olan şeyleri terk etmek, farzları ise yerine getirmek, içi, dışı, özü, sözü, fiil ve davranışlar ile eşit olmak, haklı kişiye hakkını, haksız kişiye ise cezasını vermek. Suça ceza verirken eşit olmak, şirk, küfür, nifak ve zulmü terk etmek, anlamlarına gelmektedir. Adalet kelimesi genel manada verilen ile hak edilen arasındaki dengeyi ifade eder.
Kıymet, denk, eşit (Maide, 5/95),

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. (Nahl.16,90)

Adalet bir dengedir. Bu denge öncelikle kişinin kendi nefsinde ve iç dünyasında anlamını ve yerini bulmalıdır. Sonra da dış dünyası olan sosyal çevresinde ve ekolojik çevresinde...
Adalet, müslümanlardan oluşan toplum için gerekli olduğu gibi gayri müslimlerden oluşan toplumlar için de gereklidir. Müslümanın dindaşlarına karşı adaleti gözetmesi beklendiği gibi, dindaşı olmayan tüm insanlara karşı da adaletli olması beklenir.
Peygamberimiz, Medine’de Müslümanlar ile Yahudiler arasında hüküm verdiği zaman, bazen suçlunun müslüman olduğunu görüyor ama asla hükmünde adaletten ayrılmıyor ve müslümanı kayırmıyordu. Hakkıyla hüküm veriyordu.

Bireysel ve Aile Hayatında Adalet:
Kişinin kendine karşı adaletli olmasını isteyen Allah, adeleti kendi nefsi veya en yakınları olan ailesi için de istiyor. 
“Adalet ile hükmeden hakimler ve Allah için (doğru söyleyen) şahitler olun. Şahitliğiniz kendi aleyhinize veya çocuklarınızın ve yakınlarınızın aleyhine olsa bile, zengin olsun fakir olsun doğru şahitlik edin. Allah her ikisine de sizden daha yakındır. Adaletten sapmamak için heveslerinize uymayın. Eğer (adalet ile hüküm vermekten, şahit-liğinizde doğru söylemekten çekinir) dilinizi eğip bükerseniz ve yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa: 135)

Hukukta Adalet
Kur’an-ı Kerim, adaleti ilk başta hak ve hukukun doğru olarak tanziminde gerekli görür. Hukukun herkese karşı adil olarak uygulanmasını emreder.
“Adalet ile hükmeden hakimler ve Allah için (doğru söyleyen) şahitler olun. Şahitliğiniz kendi aleyhinize veya çocuklarınızın ve yakınlarınızın aleyhine olsa bile, zengin olsun fakir olsun doğru şahitlik edin. Allah her ikisine de sizden daha yakındır. Adaletten sapmamak için heveslerinize uymayın. Eğer (adalet ile hüküm vermekten, şahitliğinizde doğru söylemekten çekinir) dilinizi eğip bükerseniz ve yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa: 135)

Adaletli davranmak bazen kişiye ve çevresine kısa vadede zararlı gibi görünebilir. Bazı kayıpları olabilir. Ancak, kendi aleyhine bile olsa adaletin korunması, genel anlamda çok önemli ve kazançlıdır. Öncelikle toplumda, birlik ve dirliği sağlar. Kendi yakınlarını kayırmayan bir adalet anlayışı torpil, istismar, kayırmacılık ve çıkarcılık yollarını tıkar. Genel anlamda adaletin daha sağlıklı uygulanmasına vesile olur.
Halka, yöneticilere karşı güven duygusu verir. Güven duygusu çok önemlidir. toplumda güven duygusu zedelenince, huzur ve sukûnet kalkar. Dengeler altüst olur. Yöneticiler ve güç sahipleri halktan çekinir. Onlara güven duygusu veremedikleri için, onları korku ve tehdit ile egemenliklerini sürdürmeye çalışırlar.

Yönetimde Adalet
Kur’an-ı Kerim, gerek sivil yönetim, gerek askeri yönetim ve gerekse her türlü idari işlerde adil davranmayı emreder. Yöneticiyi, yönettiği kimselerle sağlıklı diyaloğa ve karşılıklı görüş alışverişinde bulunarak orta yolu bulmaya çağırır. Bu konuda da örnek yönetici Hz. Peygamberdir. Ona da adaletli yöneticilik emredilir.
“Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.” (Nisa: 58)

Ekonomik Hayatta Adalet:
Ekonomik hayatta adalet Kur’an-ı Kerim’de yer alan önemli bir konudur. Peygamberlerin toplumlarını uyardığı ve aksi takdirde azapla tehdit ettiği bir konudur. Ekonomide adaletin temelini ölçü ve tartıda doğruluk oluşturur. Verilen sözleri yerine getirmek ve borçlanmalarda vadesinde ödemek, faizden uzak durmak ve zekat vermek ekonimide adaletin sağlanmasının sartları arasında yer alır.

Peygamberimiz, adaleti uygularken din farkı gözetmezdi. Hak sahibi bir Yahudi de olsa, Müslümandan hakkını alır, ona verirdi.
-Sahabîlerden Ebû Hadrad, bir Yahudiden bir miktar borç almıştı. Vade dolmuş, Yahudi de ısrarla parasını istiyordu. Fakat Ebû Hadrad'ın sırtındaki elbisesinden başka bir malı yoktu. O sırada Peygamberimiz Hayber Savaşı için hazırlıkta bulunuyordu. Bu sefer Yahudilerin üzerineydi.
Mesele Peygamberimize iletildi. Ebû Hadrad, Yahudiden biraz süre istediyse de, Yahudi buna razı olmamıştı. Sahabîyi kolundan tutup Peygamberimizin huzuruna getirdi. Alacağını tahsil etmesini istedi.
Ebû Hadrad, verecek bir şeyinin olmadığını, Hayber'in fethinden sonra eline ganimet olarak bir şey geçerse vereceğini söyledi, ancak Yahudi diretiyordu. Sonunda Peygamberimiz fakir Sahabîsine sırtındaki elbisenin bir kısmını satarak borcunu ödemesini söyledi. Ebû Hadrad da öyle yaptı.
İşte Peygamberimiz Yahudilerin üzerine bir sefer hazırlığı yaptığı sırada, gözü gibi koruduğu, evlatlarından daha fazla üzerlerine düştüğü Sahabîlerinden birine karşı, hak sahibi olduğu için Yahu dinin hakkını arıyordu.

Peygamberimiz hak, hukuk ve adalet konusunda ne kendisini ne de yakınlarını ayrı tutmaz, kendisine ve onlara farklı bir muamele yapılmasını asla kabul etmezdi. ,
-Mahzumîlerden bir kadın hırsızlık etmişti. Kureyşliler şerefli bir kabileden olan bu kadının cezalandırılmasını istemiyorlardı. Üsâme bin Zeyd'i Peygamberimiz çok seviyordu. Onu kırmayacağını biliyorlardı. Üsame'yi araya koyarak, Peygamberimizin bu kadına ceza vermemesini ricacı için gönderdiler. Peygamberimiz, Hz. Üsame'ye şöyle buyurdu:
"İsrailoğulları bu gibi taraf tutmaları yüzünden helak oldular. Bunlar fakirlerine en şiddetli ceza verirken, nüfuzlu ve zengin olanlarına ceza vermezlerdi. Vallahi Muhammed'in kızı Fatıma da hırsızlık yapsa onun elini keserdim" buyurdu. Buhari, Sahih, V, 23;
Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber, adalet konusunda aracı olmak isteyenleri çok yakını da olsa sert bir şekilde reddetmiş, suçluya layık olduğu cezasını vermekte en ufak bir tereddüt göstermemiştir. Zira adalet ortadan kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz. "Allah, insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder" (Nisa, 58) ilahi emrinin hikmeti gayet açıktır.
Adaletin İslam toplumunda, yönetimde muhakemelerde ve insanlar arası ilişkilerde tam anlamıyla uygulanması zorunludur. Çünkü adalet mülkün temelidir. Adaletin olmadığı cemiyetlere zulüm, anarşi ve terör hâkim olur. Toplumsal isyanlar çıkar, mahkemelere, devlete hatta fertlerin birbirlerine olan güveni kaybolur. İnsanlar, kendilerini koruma ve haklarını elde etme peşine düşer hukuki otorite sarsılır. Bu hususta Peygamberimiz bizleri uyarmıştır: "Bir kavmin (devlet. Mahkeme, aile ve fertleri arasında) hak ve adaletten uzak hükümler verilirse. O kavimde mutlaka kan dökümü yaygınlaşır." İmam Mâlik, Muvatta, Cihad, 26.
Hz. Peygamber, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyametin yakıcı sıcağında, arşın ferahlatıcı gölgesinden istifade edecek yedi sınıf insandan bahsederken en başta adaletli davranan idarecileri saymış, (Buharî, Ezân, 36) adil devlet başkanlarından ve yöneticilerinden övgüyle bahsetmiş,( Buharî, Edep, 36) ailesine ve emri altındakilere adaletle muamele edenlere Allah tarafından kıyamet gününde büyük mükâfatlar verileceğini bildirmiştir.(Müslim, İmâre, 5, 18)
Aşağıda vereceğimiz örnekte de görüldüğü gibi Allah Rasûlü, en yakınları bile olsa hep adaleti esas almış; hükümleri, kanunları herkese eşit olarak uygulamıştır.
Bedir savaşında alınan esirler arasında Peygamberimiz’in amcası Hz. Abbas da vardı. Hz. Abbas'ın elleri bağlanmıştı. Esirler, fidye karşılığı serbest bırakılmaya başlanmıştı. Ensar’dan bazı kişiler Hz. Abbas'ın Allah Rasûlü’nün amcası olduğunu öğrenince onun fidyeden affedilmesini istediler. Allah Rasûlü: “Hayır, asla böyle bir şey olamaz Onun ödemek zorunda olduğu fidyenin tek bir dirhemi dahi bağışlanamaz”(Buharî, Megâzî,53.) buyurdular.
Adalet mülkün ve medeniyetin temeli, zıttı olan zulüm ise yıkım ve anarşinin sebebidir. Adalet İslam'ın en önemli esaslarından biridir. Müslüman Rabbine, kendisine, elinin altındakilere ve çevresindekilere zulmetmeyen, herkesin kendisinden emin olduğu kimsedir. Hz. Peygamber hayatı boyunca adalet ilkesinden ayrılmamış ve bunu ashabına ümmetine öğretmiştir. Kimseye haksızlık etmemiş, merhametli davranmış ve adaletle yönetilen bir toplum meydana getirmeye çalışmıştır. 
Kurtuluş; adil, çalışkan, güçlü, şuurlu ve üretken bir toplumun inşasından geçmektedir.
Asrı saadette Peygamberimizin yetiştirdiği adaletin sembolü Hz. Ömer (R.A.) ile yazımızı bitirelim.
Halktan biri olan Übey bin Kaab, Halifeden şikâyetçidir.

Akla gelen, sıradan bir adam devletin başından şikâyetçi olabilir mi? Çünkü o devirde diğer devletlerin hiçbirinde halktan biri devletin başından şikâyetçi olamaz. Hele mahkemeye hiç veremezdi. Çünkü zaman ortaçağdı.

Ama halife Ömerin adalet anlayışında bu mümkündür.

İşte Übey bin Kaab da şikâyetini yapmıştır bile hakim Zeyd bin Sabite.

Neden şikâyetini yapmıştır? Çünkü halifeyle önceden tartışmışlar, anlaşamamışlar. Her ikisi de kendisinin haklı olduğunu ileri sürmektedir. Bu durumda geriye adaletten başka müracaat yeri kalmamıştır. Bu yüzden halife yol göstermiştir.

– Buyur adalete müracaat et, şikâyetini yap!

Bu sebeple şikâyetini yapmıştır Übey bin Kaab.

Nitekim adalet adına çağrıldığı mahkemeye gider halife. Salonda hakim Zeyd bin Sabiti görünce ona doğru ilerler. Zeyd ise devletin başının kendisine doğru gelişine ayağa kalkarak karşılık verip hürmet göstermek ister. Ne var ki bu hürmet hali halife tarafından müthiş bir ikazla durdurulur. Halife tarihe geçen meşhur çıkışını ayaktaki hakime şu sözleriyle yapar:

– Adalet hiç kimseye ayağa kalkmaz. Ama herkes adalete ayağa kalkmalıdır.

İlave eder:

– Sen otur, biz senin huzurunda eşit şekilde ayakta muhakeme olalım.

Ve devletin başı halktan biriyle yan yana muhakeme olur hakim Zeyd bin Sabitin huzurunda.

Bir ara davacı Übey, ortaya koyduğu iddiasını ispatlayamadığından yemin teklif etmek ister. Zeyd bin Sabit ise buna itiraz eder:

– Karşındaki sıradan kimse değildir, devletin başı Halife-i Müslimindir. Yalan söyler mi ki yemin teklif etmeyi istiyorsun?

Halifeden buna da sert bir ikaz gelir:

– Senin huzurunda sıradan biriyle halife eşit olmadıkça âdil olamazsın. Adalette herkesten ne isteniyorsa halifeden de o istenecektir. Aksi takdirde adalete nüfuzlu insanların gölgesi düşmüş olur!..

Evet, durum saadet asrında öyleydi. Ya bugün? Füze çağında nasıl?

Bugün adalet mülkün temelidir levhamıza nüfuzlu kimselerin gölgesi mi düşmüştür?
Hayırlı Cumalar.
İsmail ZENGİN


Yorumlar - Yorum Yaz
ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret77770
SEÇME YAZILAR