• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

DÜRÜSTLÜK

                                      DÜRÜSTLÜK

             Son din olan dinimiz islamın en büyük şiarlarından bririsi olan ve sevgili peygamberimiz’in ‘bizi aldatan bizden değildir’ buyurarak dikkat çekmiş olduğu ‘Dürüstlük ve güvenirlilik’ ne yazıkkı bugün müslümanlar arasında kaybolmuş ve yokolmuş iki kavramdır.

     Biz müslümanlar bu iki kavramı anlayarak, bu iki kavrama İnanarak özümseyerek bu iki kavramla özdeşleşerek yaşamak mecburiyetindeyiz. Dünya ve ahrette kurtuluşumuzun yegane sebeplerinden bir tanesi budur. Bu konuda iki önemli olaydan bahsedeceğim.

   Birincisini Hollanda Rotterdam Laleli camiinin cemaati Yozgatlı Hasan amcadan dinledim ve dinlediğim gibi aktarıyorum. Hasan amca şöyle anlatıyor.

    1969 yılında Almanya’ya geldim o zamanlar şimdiki gib büyük marketler yok ufak mahalle bakkalları var dil bilmiyoruz birşey anlatamıyoruz bilen birini de bulamıyoruz herkes gibi bende ihtiyaçlarımı işaret diliyle ve öğrendiğim birkaç kelimeyle gidermeye çalışıyorum işte ekmek peynir tavuk vs. gibi birkaç kelime öğrenmişiz onlarla alışveriş yapıyoruz. Ben bakkala gittim genç kız tezgahtara

-          İch möchte hunt  dedim. Hayretle gözlerime baktı el kol hareketiyle ne yapacaksın dediğni anladım ve ben tekrar

-          Essen hunt dedim. Bana bir şey vermedi gtti aynı yaşlarda bir arkadaşını getirdi. Oda ne istediğimi sordu onada aynı şeyleri söyledim.

-          Essen hunt möchte dedim. Fakat hayret birşey oda aval aval baktı ve gitti. Bıraz sonra bıraz daha yaşlı bir bayanı alarak yanıma geldi ve oda ne istediğimi sordu ben bırazda sinirlenerek yahu bir tavuğu becerip alamadım ne kadar zor işmiş söylenerek ona döndüm ve

-          Frau ich möchte hunt essen ve ellerimide tavuk gibi vurmaya başladım. Kadın o zaman gülümseyerek

-          Nicht hunt sondern haehnchen dedi ve bana tavuk eti getirdi. Yani dediki hunt değil haehnchen hunt demek köpek haehnchen demek ise tavukmuş sonra öğrendim. O tezgahtarlar ben yemek için köpek eti istiyorum deyince bunlar müslüman ve köpek eti yemezler diye vermiyor ve bir üstünü çağırıyor oda anlayamıyor oda bir üstünü çağırıyor ve benim ne istediğimi analayıncaya kadar uğraşıyorlar ve yanlış birşey vermek istemiyorlar.

Evet bunlar hristiyan genç almanlar.

 

 Bu hatıraları Hasan amcadan dinlerken hayalim memleketimdeki bir çok yere gitti mesela bir müftüm şöyle anlatmıştı. Hocam balıkçıya gidiyorum tezgahtan taze balıkları beğeniyorum alıyorum parasını ödüyorum, balıkçı hacam balıkları kesip temizleyimmi bende iyi olur teşekkür ederim diyorum sonra balıkları yerken Allah Allah bunlar benim seçtiğim balıklar değildi bunlar eski böyle bir iki sonra farkediyorum ki benim seçtiğim ve aldığım balıkları temizlerken değiştiriyorlar ve bunu herkese yapıyorlar işi öğrenene kadar bayağı eski balık yedim diye anlattığını tekrar hayalen duyuyurum.

 

  Sonra bir çok teyzeden duyduğum bu pazarcıların yatacak yerleri yok evladım. Ne oldu ki teyze diye sorunca ne olacak evladım pazara gidiyorum meyveyi sebzeyi kendi ellerimle seçiyorum tarttırıyorum eve geliyorum birde ne göreyim her meyve sebze poşetinde bir kaçtane çürük ve ezilmiş hayret bir şey diyorum ama nafile her seferinde aynı şeyle karşılaşıyorum sonra öğreniyorumki meğer bizim bu pazarcılar meyvelerin, sebzelerin arka tarafına çürükleri yerleştiriyorlar ve tartıda kiloyu tamamlamak için onları kullanıyorlar. Vahki ne vah.

 

  Birde teyzelerin en çok şikayet ettiği konulardan bir tanesi şöyle anlatıyor tevzem. Evladım memlekette müslüman kalmamış siz boşuna vaaz edip duruyorsunuz. Ne olduki yengem. Sadece pazarlar değil ki böyle kasab’a gidiyorum eti seçiyorum sonra evladım şunu kıyma yaparmısın tabi teyzeciğim bir bucuk kiloya tamamlayımmı bende olsun diyorum eve geliyorum Allah Allah kıymanın yarısı yağ bir iki, bir iki sonra öğreniyorum ki oda diğerleri gibi hazırladıkları yağları hemen kıyma makinesinin yanına koyuyorlar ve oradan müşteri görmeden cukkalıyorlar. Yok evladım yok memlekette dürüst insan kalmamış.

 

       Sevgili dostlar elbetteki bu örnekler bütün esnafımızı kapsamaz çok dürüst ve güvenilir kardeşlerimiz var fakat inanın bunların sayısı çok az ve her geçen gün bıraz daha azalıyor ve nerdeyse numunelik bulmak bile zorlaşıyor. O zaman en az Hasan amcanın alışveriş yaptığı o genç gayri müslim tezgahtarlar kadar müşterimize karşı dürüst ve güvenilir olmamız gerekir bu en asgarisi olmalı.

 

Diğer anlatacağım konuyu da yine Hollanda’da Mustafa hocadan dinledim.

 Şöyle anlatıyor.

  Hocam rahmetli amcam anlattı 1970 yıllarda ilk Hollanda’ya geldiklerinde et ihtiyaçlarını gidermek için sadece inek kesen sağlam ve temiz bir kasap aradık ve bu vasıfta bir hollandalı bulduk ve zaman zaman gidip oradan et ihtiyaçlarımızı gideriyoruz. Bir seferinde bir şeyler sipariş verdim ve 50 euro yu cebimden çıkarıp masanın üzerine koydum. Kasap siparişlerimi hazırladı ve hesabı yaptı 50 euro ya yakın birşey söyledi bende masanın üzerine koydum dedim fakat o hayır dedi burda öyle bir şey yok dedi tartıştık ve tekrar parayı ödedim fakat çok kızdım bir daha o kasaptan ne alışveriş yaptım nede o sokaktan geçtim. O sokaktan geçmek mecburiyetinde kaldığımda karşı kaldırımdan geçiyordum.

    Bir gün yine karşı taraftan geçerken baktım arkamdan biri sesleniyor ve beni kolumdan tuttu baktımki bizim eski kasap beni zorla aldı dükkanına götürdü orada iyi bir hollandaca bilen buldu ve bana şöyle dedi.  ‘ ben senden çok özür dilerim. Ben o gün anlamadan o parayı kasaya atmışım. Akşam hesabımı yaparken 50 euro fazla çıktı düşündüm ve o paranın senin olduğuna kanaat getirdim ve kasayı açarak bana bir 50 euro verdi ve bu paraya hiç dokunmadım o günden beri seni gözledim ne olur beni affeyle ‘ dedi. Parayı aldım gerçekten benim verdiğim paraydı hayret ettim’.dedi.

 

 Evet çok kıymetli kardeşlerim bu iki olayı size kesinlikle Almanları veya Hollandalıları methetmek için anlatmadım. 1970 lerin avrupasında meydana gelen iki hadise bana merhum akifin avrupayı ziyareti sonrasında, kendisine ‘avrupayı gezdin gördün ne anladın? ‘ sorusuna ‘dinleri işimiz, işleri dinimiz gibi’ çok veciz sözünü hatırlattı. Ve şuna ınandımki bizim dilimizi değiştirerek ahlak ayarlarımızla oynamışlar. Çünkü

-  Çok basit yalan söylüyoruz.

 -    Çok fazla aldatıyoruz.

  -   Çok fazla adam kayırıyoruz.

  -   Torpilin danıskasını yapıyoruz.

  -   İşi ehline vermiyoruz.

   -   İşimizi sağlam yapmıyoruz.

   -   Emaneti korumuyoruz.  Vs.  Bunları çoğaltabiliriz.

     Biz müslümanlar olarak öncelikle kaybettiğimiz müslümanca ve erdemli davranışları önce kendimiz yaşantımızda hayata geçireceğiz sonra toplumumuzda sonra neslimizde sonra da tüm dünyada işte o zaman bayram o bayram ola.

-          Hoca isek ceaatimiz bize güvenmeli

-          Başkan isek üyelerimiz bize güvenmeli

-          Yönetici isek toplumumuz bize güvenmeli

-          Tüccar isek müşterimiz bize güvenmeli

-          Aile reisi isek eşimiz ve çocuklarımız bize güvenmeli

Söyleyen ne güzel söylemiş;

   DÜRÜSTLÜK ÇOK PAHALIDIR,  PARA İLE SATILMAZ 

                                                                                                   ALLAH’A EMANET OLUNUZ

 

ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret77717
SEÇME YAZILAR