• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

DİN VE DEVLET

DİN VE DEVLET
Devlet gemisini yürütenler bir görüş hatasına kendilerini ve yolcularını kurban etmişlerdir.
Geminin rotası batıya dönmüştür. Ama onu batının ulaştığı noktaya götürecek yol değil, aksi bir rota takip edilmiştir.
Seri firtınalar, dev dalgalar açıkta seyreden bu gemiyi yıllardır yıpratmaktadır. Kıyıdan çok uzaklaşılmıştır.
Bu gemi hedefe ulaşmadığı gibi içerdekilerin de hayatı zorlaşmıştı. İçerdekilerden bazıları diğerlerine hücum etmekteydi, «dönün bu yoldan, çıkın bu gemiden, niçin çıkmıyorsunuz; siz şöylesiniz, siz böylesiniz» diye feryat etmekteydiler.
İşte Türkiyemiz bir gemi, onu idare eden kaptan devlet, yolcular millet ve onlara mütemadiyen sözle, cehennemle korkutmak suretiyle hücum ve tehdit eden biz din adamlarıyız. Kaptanla uğraşılması gerekirken yolcularla uğraşmak! Boşuna gayret ve daima fiyasko ile neticelenen seksen yıllık mücadele.
Ben bu konuda realist bir yolu tercih zaruretini hissediyorum. Çünkü yıllardır teknik sahada tutulan yollar, siyasal metod ve programlar, çeşitli idari görüşler, insan talim ve tedrisiyle uğraşan müesseseler haddi aşmış durumdaydılar.
Elhamdülillah 10-15 yıldır müslümanlar epeyce haklara sahip oldular, adam yerine kondular.
Ama yine de toplum haram ve helal konusunda hem fikir değil. Aynı bilince sahip değiller.
Birçokları yalnız maddi varlığa önem verdikleri, kendi akıl, düşünce ve anlayış tarzını rehber edindikleri için cemiyeti mesud edeyim derken bedbaht kılmış, islah edeyim derken fesada vermiş, asayiş düzenlemesi yapayım derken anarşiye sebep olmuştur. İn¬san sağlığına zararlı olan şeyleri kanunlastırmış, hayatı zorlaştırmıştır.
Toplulukları idare eden eğitimciler, sosyologlar, idareciler, kısaca etkin guruplar, akıl ve ruhları istila etmişlerdir. O kadar ki insanlar dini, Peygamberi bile maddi açıdan düşünmeye, onları sadece ticaret, teknik, siyaset ve idare gözüyle görmeye basladılar.
Bu yüzden şahsi görüşler, empoze edilen mütegallibe ve gurup telakkileri, hırs ve şehvetin hoşuna giden herşey din telakki edilmiş, din yerine konmuştur.
Her gurup kendi liderini Peygamber mevkiine hatta daha üste çıkarmıştır. İnsan idaresi böylece hırsın ve şehvetin emrine girmiş, akıllar dünyanın ebediliği, ahiretin yokluğu inancıyla şartlandırılmıştır. Artık iyi niyetlerle de yapılsa, çıkarılan kanunlar ve bunlara dayalı olarak kurulan müesseseler daima insanlığın ihtiras ve egoizminin emrine boyun eğmektedir.
Bitmeyen çilelerin, sonu gelmez dertlerin, söndürülemeyen düşmanlık hislerinin menbaı budur.
Dünya ve maddi hayat yaratılış itibariyle eksiktir. Hakikatte dünya hayatı, ebedi ve gönlümüze göre bir kamil hayata hazırlanma ve intikal devresidir. Ama burada dertleri asgariye indirmiş, barışı savaşa hakim kılmış, refah ve huzuru çoğunlukla sağlamış bir
hayat düzeni kurmak mümkündür.
Peygamberler bu ideali getirmişlerdir. Onlar kargaşanın, hastalığın, fenalığın kaynaklarını öğretmiş, bundan kurutulacak maddi ve ruhi tedbirler, inançlar ve kanunlar getirmişlerdir. 
Halen Peygambere uyan, onlarm belirttikleri inanç ve işleri benimseyen, akıl ve iradesini bu yola sarfedenler, göldeki vahalar misali bir nisbet dahilinde daha sağlıklı ve mesud hayat yaşamaktadırlar.
Peygamberlere sırt çeviren, ebedi hayat inancını tamamen söküp atan, kendince günahlar ve sevaplar koyan günümüz teknik ve medeniyetinin sahipleri insan topluluklarına ne verebilmişlerdir?
İnsan denen yaratığın her an hissettiği ve biri bulunmazsa mesud olamadığı üç şeyi vardır:
Mal ve can güvenliği,
İç huzuru,
Her gittiği yerde görmek istediği dost muhiti.
Bunlar," kendilerini Peygamber, prensiplerini din yerine koyanların dünyasında hasreti çekilen şeylerdir.
Televizyonda Çanakkale‘yi anlatan spiker şöyle dedi:
O zaman askere gidenlerden yazı bilenler Kur‘an okur, bilmeyen üç «kulhüvallah», bir «elham» okur, öyle yola çıkarlardı. Şehid olanların arkasmdan da aynı şey yapılırdı. Biz de onlara türkü okuyoruz.
«Çanakkale içinde aynalı çarşı.» Bu bir neslin hazin tablosudur. Eğlencelerin ibadetin yerini aldığı, maneviyatı inkarın gelenekselleştirildiği devrede insan tatminsizlik içinde ve ruhen boşluktadır.
Kutsal Kitabı okumayanların ve yaşamayanların, Freud'un seks nazariyeleri, Marx'ın diyalektik materyalizmi tatmin edememiştir.

İnsanları, gurupları, asgari müştereklerde toplayacak, herşeye rağmen birbirine sevdirecek, akıl ve beden sağlığını temin edecek olan ilahi kanunlardır. Peygamberler bunların tebliğcisi ve uygulayıcısıdırlar.
Kayba, haksızlığa uğrayanı bir derece teselli edecek, yumuşatacak, mütecavizi, şahlanan ihtirası büyük çapta sindirecek olan şey, ebedi mükafat ve ceza inancıdır.
Bu inancın verilmediği yerde kavgalar vahşileşir, zulüm artar, kin ve intikam hisleri yoğunlaşır.
Artık her yerde sürtüşme vardır. Tıpkı günümüzün materyalist dünyasında olduğu gibi.
İnsanların haddi aşmaları, kendilerini Peygamber ve görüşlerini din yerine koymalarının neticesidir.

Bütün bu tezat dolu hayat, anlayış ve tatbikatının medeniyet zannedildiği devrede, insanlığın gidişi ona refah ve sulh getirecek değildir.
Biz, düsünceleri, işleri intizama koyan, şehveti, ihtirası frenleyen, ahlakı islah edip ruhları tertemiz duygularla süsleyen, emniyetle refahı bir arada gerçekleştiren düzenin, Peygamberlerin getirdiği ilahi düzen olduğuna inanıyoruz. Bu Allah’ın kanunlarıdır, diyoruz. Devletin ve milletin buna sahip çıktığı gün saadet ve huzur Asrı saadette olduğu gibi geri gelecektir. 
Hayırlı Cumalar.
İsmail ZENGİN

 

ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret77799
SEÇME YAZILAR