• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

ZAMANI GELMEDİ Mİ?


ZAMANI GELMEDİ Mİ?
“İman edenler için hala zamanı gelmedi mi ki, kalplerini Allah’ın zikriyle ve Allah’tan inen hak aşkıyla huşu ile coşsun, dini vazifelerini yerine getirme hususunda gaflet ve tembelliğe düşmeyerek, emirleri tatbik ve yasaklardan kaçmak görevine riayete devam etsinler?
Onlar, daha önce kendilerine kitap verilen yahudi ve hıristiyanlar gibi olmasınlar. O kitap ehlinden niceleri rahata erince dini vazifelerini bırakır, kitaplarını keyiflerine göre değiştirir hale gelmişlerdi. Ölümü unutarak sonu gelmez emellerin peşine düştüler. Kitaplarını arkaya atıp hükümlerini tatbik etmez oldular. Bu yüzden kalpleri karardı, hak neşeyi ve ilahi hazzı duymaz oldular. İşte onlar dinlerinin hududunu aşan bozguncu insanlardır.” Hadid suresi:16
Rivayet edildiğine göre, Müslümanlar Medine’ye göç edince bir nisbet dahilinde ferahlamışlar ve aynı zamanda çalışmaları sayesinde zengin olmuşlardı.
Bu arada müslümanların mühim bir kısmı refahın verdiği manevi uyuşuklukla ibadetleri terk ve birtakım yasakları çiğner olmuşlardı. Hadid surtesinin 16. Ayetinin o günkü müslümanları ikaz ve iyiye, doğruya yönelmeyi sağlamak için indirildiği söylenmiştir. Hakikaten tarihin bildirdiği gibi bu ilahi ikazdan sonra Müslümanlar derhal derlenip toplanmış, kendilerine gelmişlerdir.
Biz insanoğulları böyleyiz. Bizi yokluk bezdirir, bolluk azdırır. 1919-1930’a kadar olan devrenin müslüman kitlesiyle, o tarihten bu güne kadar olan Müslüman kitlesi arasında çok değişik ve açık bir ayrılık vardır.
Maddi mahrumiyetler insanı daima Allah’a doğru yöneltir. Maddi refah da insanda yalancı bir emniyet hissi meydana getirerek bütün akli melekeleri yeme, içme, giyme, eğlenme ve lüks cephesine teksif eder. Haliyle manevi cephe yüzüstü kalır. İbadetin yerini, ruh ve beden sağlığını tahrip eden eğlence türleri işgal eder.
Böylece refah, gün gelir yokluktan daha tehlikeli olabilir insan için. Meseleye bu noktadan bakan sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Sizin fakir düşünmenizden korkum, kuşkum yok benim. Ama zengin olmanızdan servetin size getireceği tehlikelerden korkarım.” Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh bunu rivayet ediyor. Buharî’de,Müslim’de ve çoğu hadis kitaplarında var.
Gerçekten zenginliğin azdırdığı, servetin şımarttığı insanlar tedavisi güç hastalardır.
Cemiyet onların eliyle tefessüh eder/bozulur. Halbuki fakirlik ciddi bir çalışma ve işbirliği ile üstesinden gelinecek bir problemdir.
Ama zenginliğin azdırdığı, servetin şımarttığı insanları, devletleri ve milletleri ne Allah korkusu, ne din duygusu, ne de kanun korkusu iflah etmiyor, frenleyemiyor. 
İnsan sosyal hayatın hangi basamağında, cemiyetin hangi sınıfında olursa olsun hayat görüşü olarak ilahi vahyin öğrettiğini benimsemişse, dini hayatına mal etmişse zararı asgariye, faydası azamiye yükselen örnek bir fert oluyor. Tabi böylelerinin teşkil ettiği topluluk da örnek bir topluluktur.
Şımaran servet, durmadan tahrik edilen alt tabaka, disipline edilmiş örnek bir hayattan mahrum dindar topluluk, hal ve istikbal için kitleyi çıkmaza sürüklüyor. 
Biz, bizden evvelkilere, hıristiyanlara döndük. Onların laubaliliği, insanı kendi haline terk etmeleri cemiyetin fesadına sebep olmuştu. Bunun neticesi dinsizlik cereyanı önce onların kapısını çaldı. Ve biz onları taklide koyulduğumuz için kıvılcım bize de sıçradı.
Dinsizlik, maddecilik öyle korkunç bir çığ gibi ilerliyor ki, önce kendisine yol açanları ezip geçiyor.
Kur’an zaman zaman yeryüzündeki din mensuplarını dinsizlere karşı birleşmeye hiç olmazsa asgari müştereklerde buluşmaya davet eder.
Aksi halde Dinsizliğin girdiği yerde kilise, havra, cami üçü birden yıkılır. Kitle hürriyet denen şeyin hasretiyle can verir.
Dünyanın ızdırabını çektiği bu tehlike bizde de, İslam dünyasında da seziliyor. Ve Müslümanlar şuura dayanan bir yönelişle mabetlerine, inançlarına, kitaplarına dönüyorlar. Yalnız cuma ve Bayramlardaki, hacdaki kalabalık kitlede ve mabet dışındaki faal hayatta eksikliğini gördüğümüz bir husus var. Bu kalabalıkta insicam yok, kenetlenme, kardeşlik sevgi, birlik devamlı değil. Bunun çeşitli sebepleri vardır.
Müslümanlar ideallerinin ve karekterlerinin aksine bölük bölük, parça parça hepsi birbirlerine karşı. Bu öylesine sıfıra iniş, bu öylesine kendi kendini yok ediş ki, ancak ağlamak gerekir bu manzaraya. Suriye, Irak, Filistin, Kudüs, Mescid-i Aksa’nın durumu. 
Müslüman ülkeler eskisi gibi fakir değildir artık, zengindirler. İşte peygamberimizin korkusu bu değil miydi? Zenginliklerini nereye harcıyorlar?
Müslüman hasbel beşer hangi ırk, mezhep,tarikat, hangi siyasi görüşten, partiden olursa olsun esas olan onun Müslümanlığıdır. Endişesi Müslümanları korumak olmalıdır.
Her Müslümanın hayalinde çizdiği bir müslüman tipi vardır. Ona uygun müslüman bulamaz, tabi; onun bu yüzden işi gücü kendi cephesini tenkit etmek, Müslümanları kötülemektir.
Her topluluk, her gurup bir lider seçmiştir. İslamiyeti onun şahsında onun fikirlerinde bulur.
Böylece bloklara ayrılmış Müslümanlar birbirlerine düşer, müslümanlara, mabetlerine yapılan saldırılara, haksızlıklara, savaşlara karşı tek vücut olmaları gerekirken, lüzumsuz bir cömertlikle birbirlerini suçluyorlar.
Bu ters gidiş biz müslümanların yavaş yavaş mahiyet ve keyfiyet itibariyle eriyip gitmemiz demektir. Şu halde mensup bulunduğumuz, ırkın, mezhebin, tarikatin, partinin, liderlerin de üstüne çıkarak müslümanlık asgari müştereğinde birleşmeli ve müslümanları, dilimizin hışmınmdan kurtarmalıyız.
Müslüman, gerçek anlamda müslüman olan şu kişidir ki, diğer müslümanlar, onun elinden ve dilinden emin olandır. Düsturu gerçekleşmesi dileğimle. 
Hayırlı Cumalar.
İsmail ZENGİN

Formularbeginn

 

ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret77528
SEÇME YAZILAR