• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

PEYGAMBERİMİZDEN ÖNCE NAMAZ VARMIYDI

PEYGAMBERİMİZDEN ÖNCE NAMAZ VAR MIYDI?
Vardı. Hz. Âdem'den (a.s.) Peygamber Efendimize (s.a.v.) gelinceye kadar bütün peygamberlerin tebliğ etmiş oldukları iman esasları aynıydı. Bu husus, peygamberlerin tebliğ ettikleri bütün hak dinlerin ortak noktasıdır. Hiç bir peygamber iman esaslarını değiştirmediği gibi, ona her hangi bir ilâve de yapmamıştır. 
Hz. Adem (as) insanları nelere inanmaya çağırmışsa, son peygamber Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam da ümmetini o esaslara iman etmeye davet etmiştir.

İlâhî dinler arasında iman esasları hususunda hiçbir fark olmadığı gibi, bilhassa temel ibadetler hususunda da fark bulunmamaktadır.

İşte dinin direği mesabesinde olan namaz da bütün peygamberlere ve onların ümmetlerine farz kılınmış bir ibadettir. Namazın geçmiş ümmetlere de emredildiği hususu bizzat Kur'an-ı Kerîm'de ifade edilmektedir.

Meselâ, bir âyeti kerimede Hz. İbrahim (as)’in devamlı namaz kıldığı ve neslinin de namaza devam etmelerini arzu ettiği şöyle haber verilir:
"Yâ Rabbi, beni ve benim neslimden olanları namaz da devamlı kıl. Ey Rabbimiz, duamı kabul buyur." (İbrahim, 14/40)
Hz. Musa (as) da namazla emrolunmuştu. Mâide Sûresinin 12. âyeti kerimesinde İsrailoğullanndan namaz kılmaları hususunda kesin söz alındığı ifade edilir.

Hz. Şuayb (as) da çok namaz kılardı. Hatta bu sebeple kendisine hakaret edilmek istenmişti. Bu da Kur'an-ı Kerîm'de şöyle beyan buyurulur:
"Onlar dediler ki: 'Ey Şuayb, atalarımızın taptıklarını terk edip mallarımız hakkında dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor?" (Hûd, 11/87)
Yine Kur'an-ı Kerîm'de Hz. Ishak ve Yakub'un, Hz. Zekeriya'nın, Hz. İsa’nın (aleyhimüsselam) namaz kıldıkları bildirilmektedir.

Diğer taraftan oruç ve zekât da sadece Peygamberimizin (asm) ümmetine mahsus ibadetler değildir. Nitekim, Kur'an-ı Kerîm'de bu ibadetlerin diğer ümmetlere de farz kılınmış olduğu bildirilmektedir. Meselâ, Bakara sûresinin 183. âyetinde mealen şöyle buyurulur:
"Ey imân edenler! Oruç, sizden evvelki ümmetlere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Tâ ki, günahtan sakınıp takvaya eresiniz."
Evet, namaz, oruç, zekât ve daha birçok ibadetler diğer peygamberlerin şeriatlarında da vardı. Fakat zamanla Yahudi ve Hristiyanlar bu ibadetleri terk ettiler veya değiştirdiler. O halde, "Müslümanlar namazı Yahudilerden almışlar." demek yanlış, "Cenâb-ı Hak namazı Yahudilere ve diğer ümmetlere de emretmiştir." demek daha doğrudur.
Bundan anlaşıldığına göre namaz ibadeti sadece Muhammed ümmetine has olmayıp önceki dinlerde de bulunmaktaydı. Bu ayetlerde eski ümmetlerin namazlarında da kıyam, rükû ve secde gibi temel rükünlerin var olduğu bildirilmekle birlikte nasıl kılındığı tam olarak açıklanmamıştır.
Bizim kıldığımız namaza gelince, bu namaz nasıl vücuda gelmiş? Kimden öğrenilmiş? Kur’an nasıl kılınacağını açıklamıyor. O zaman deniliyor ki, diğer peygamberler ve ümmetleri de namaz kılıyorlardı onlardan öğrendiler. Peygamberimiz bildiğiniz gibi ümmi idi. Kimseden bir şey öğrenmedi. Neden? Çünkü birisinden bir şey öğrenmek ona karşı minnet duymayı gerektirir. Onun için Allah C.C. Peygamberimizi kendisi eğitti ve öğretti ki, kimseye minnet duymasın.
Ayrıca Hz.İsa a.s. dan sonra 610 seneden fazla zaman geçmiş, önceki gelen kitaplar değişmiş, ibadet şekilleri ve namazlar farklılaşmış..
Haniflik ise; “ İbrahim”in Dininin ilk şekline/Monoteizm’e dönmeyi arzu eden bir grup halkın inancıydı.
Mekkeli Müşrikler namaz, oruç, zekât nedir, bilmiyor değillerdi. Onlar Hz. İsmail’in torunları idi. Bozulmuş da olsa büyük dedelerinin dininden kalan bir takım inançlar ve ibadetler mevcuttu. Mesela, Allah’ın, “O namaz kılanlara/ibadet edenlere yazıklar olsun” [Maun/4] dediği kimseler Ebu cehil ve avanesiydi. Bu sure mekkîdir. Surede din/ceza gününü yalanlayanlar Müslümanlar değildir. 
Allah namazı emrettiğinde, müşrikler ‘bu nasıl bir şey’ diye itiraz etmediler. Zira namazı/salâtı iyi-kötü biliyorlardı. “Onların beytullahtaki namazı ıslık çalmak, el çırpmaktan ibaretti” [Enfal/35] ayeti bunu açıkça göstermektedir.
Namaz farz kılındıktan hemen sonra Hz. Cebrail gelip Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e namazın nasıl ve hangi vakitlerde kılınacağını öğretti. Bu konuda sahih hadisler vardır. Bunlardan biri şöyledir:
İbn Abbâs’dan nakledildiğine göre, Rasûlullah şöyle buyurdu:
“Cibril (a.s), Kâbe’nin yanında bana iki kere imâmlık yaptı. İlk seferinde, öğleyi, güneş batıya kayıp gölgesi ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra ikindiyi her şeyin gölgesi kendi boyu kadar olunca kıldı. Sonra akşamı güneşin battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı. Sonra sabah namazını şafak sökünce ve oruçluya yeme içmenin haram olduğu vakitte kıldı."
"İkinci sefer (ikinci gün) öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde her şeyin gölgesi kendi boyu kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi, her şeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, yine önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri geçince kıldı. Sonra sabahı, ortalık ağarınca kıldı. Sonra Cibril bana dönüp şöyle dedi:"
‘Ey Muhammed! Bunlar senden önceki peygamberlerin (kıldıkları namaz) vaktidir. (Senin kılacağın) namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır.’ ” (Tirmizi, Salat,1/149; Ebu Davud, Salat 2/393)
Yüce Peygamberimiz (s.a.v.) “benden gördüğünüz gibi namaz kılınız” buyuruyor. Sahabe peygamberimizin kıldığı gibi kıldı. Biz de namazı Peygamberimizden öğrendiğimiz gibi kılıyoruz. 
Namazımız, orucumuz ve haccımız bizim diğer din mensuplarından farklıdır. 
Peygamberimiz örneğimizdir. Kur’an bir insan olarak O’nunla bize gelmiş, açıklanmış, yaşanmıştır.
Peygambersiz din olmaz. Biz Kur’an ve Sünneti esas alırız. İcma ve kıyası da kabul ederiz.
Hayırlı Cumalar
İsmail ZENGİN

 

ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret77528
SEÇME YAZILAR