• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÖNÜLDEN KALBE

İnternet Sitemize Hoş Geldiniz

TEK ALTERNATİF DİYANET


                    TEK ALTERNATİF DİYANET
Türkiye'de halk yüzde doksan dokuz müslümandır. Bu söz, asla mübalağa değildir. Türk milleti hıristiyan mıdır? Musevi midir? Mecûsi midir? Zerdüşt müdür? Soruları ne kadar çoğaltırsanız çoğaltınız cevap tektir: Müslüman'dır.

Onun için Türkiye üzerinde oyunlar oynanmakta, müslüman ülkelerin umudu olan ülkemiz zayıflatılmak istenmektedir. Güçlenmesine engel olunmak, birlik ve beraberliğimizin yok olması arzusu, gün geçtikçe kuvvetlenmektedir. Halbuki bizler kardeşiz. Hepimiz müminiz, elhamdülillah.

Bir başka gerçek de şu: Bu kitle belki ibadetsiz bir kitledir. Bu kitle Allah'ın haram ve yasaklarıyla sarmaş dolaş halde yaşayan bir kitledir. Ama tekrar edelim ki, bu kitle herşeye rağmen müslüman kitledir.
Bu kitlenin kafasını karıştıran hariçten gazel okuyanlar, televizyonlardan kafaları karıştıranlar, kendi bildiğini okuyanlar, Diyanete meydan okuyanlar çıkıyor.Din İşleri Yüksek Kuryulunun karar ve görüşlerine aykırı yeni yeni görüşler ileri sürüyor, fetvalar veriyorlar.
Toplumumuzu bağlayan fetvalar Diyanet İşleri Başkanlığımız, Din İşleri Yüksek Kurulumuz ve Müftülerimizdir.
Ancak son karar Din İşleri Yüksek Kurulunundur. Diyanet ve Müftülerimiz onların görüşlerine aykırı görüş ileri sürmezler. İlahiyatçılar da buna riayet etmelidirler. Hiçbir Alim Din İşleri Yüksek Kurulunun üstünde değildir. Profesörler buna riayet etmelidirler. Televizyonlardan ahkam kesmemelidirler.
Şayet yeni görüş ve buluşlarını söyleyecekler veya bişr yanlışı düzelteceklerse bir araya gelerek yapmalılar. Televizyonlardan değil. Milletin kafasını karıştırmayın.

Hz. Ebubekir'in (R.A.) halife seçilir seçilmez ilk vücuda getirdiği müesseselerden biri de"ifta '' makamı ve müessesesidir." Günümüzün ifadesiyle buna "Din İşleri Yüksek Kurulu" da diyebiliriz. 
İfta makamını temsil edecek zevatı bizzat tesbit ve tayin etmiştir, bunlar: Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Muâz bin Cebel, Hz. Ubeyyibn-i Kâb, Hz. Zeydibn-i sabittir. Allah kendilerinden razı olsun.
Bu zevât-ı kiramın vazifeleri, mesâil-i fıkhıyyeyi (İslam fıkhına ait mes'eleleri) tahkik ve tetkik etmek; yeni olaylara yeni hükümler getirmek ilmi, itikâdî, amelî ve hukukî mes'eleleri açıklamak, sorulara cevap vermek, fıkhî ihtilâfları halletmek; dinî ve ilmî hizmetlerin, sünnet-i seniyye istikametinde yürütülüp inkişafını sağlamaktır.
Doğrusunu söylemek lâzım gelirse sahabenin herbirinin dinî her müşkili çözebilecek güçleri varıdır. Nitekim Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.); "Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz...
Evet, gene de Hz. Ebubekir (R.A.) içlerinden yedi üstün vasıflı kişiyi seçip bir şûra kurarken ilmî, itikâdî, amelî ve hukukî konularda tahlil, teşrih, içtihad ve fetva selâhiyyetini bunlara vermiş, diğerlerine yasaklamıştır. Yahut en azından verilen vetvalar serdedilen görüşler bu kurulun tasvip ve tasdikinden geçecektir.

Neden böyle yapmıştır?
Allah'ın elçisi hayattayken ihtilâflar onda halledilir, düğümler onda çözülür, meçhuller onda aydınlanırdı. Çünkü O, vahiyle müeyyed (desteklenmiş) idi. İrtihal-i Peygamberden sonra vahiy kesilmiştir. Artık vahiyle müeyyed bir kimse yoktur. Ve bundan sonra "Eğer bilmiyorsanız ilim ehlinden sorunuz" ayetinin hükmü geçecek, bir ilmî şûra (ifta makamı) te'sis edilecektir.
Hz. Ebubekir bunu yapmıştır. Bundan sonra her sokak başında bir müçtehid, her yerde başına buyruk bir tebliğ heyeti, her şehirde bir şûra göremiyoruz Esasen buna izin de verilmiyor. Sahabe, o büyük insanlar da buna sebebiyet vermiyorlar.
Tarihte bu lâzimeye riâyet edildiği müddetçe müslümanlar birbirlerini tel'în ve tekfir etmekten, birbirleriyle savaşma belâsından uzak yaşamış İslâm Birliği korunmuştur.
İhtilâf olmamış mıdır? Mümkün mü? Fakat âlimler, ihtilâfı esasa te'sir etmeyecek, halkı düşman kamplara ayırmayacak dozda muhafaza etmiş, hatta faydalı istikamette yürütmüş "Ümmetimin, teşrî hakkını kullanmasından doğan görüş farkları, geniş rahmettir." hadis-i şerifinin sırrı tecelli etmiştir.

Gene tarih okuyanlar bilirler ki, bu lâzimeye riayet edilmediği, herkesin başına buyruk hareket etmeye başladığı günden itibaren tefrika ve iğtişaş başlamış, Ümmet guruplara ayrılıp birbirleriyle savaşmış ve birbirini dinsizlik, kâfirlik ve mel'unlukla, mezhepsizlikle suçlar olmuştur, biliyorsunuz ki, bu feci duruma düşülen her zaman ve yerde baş, ayağa hükmedemez olur; bilginler, edipler, sosyologlar ve kibâr'ı Ümmet âciz kalırlar.
Öyle bir duruma gelinir ki, her müslüman topluluğun kendi dışındakilerini göremiyecek kadar, hatta düşünemeyecek kadar iç mes'eleleri vardır. Bunlara çözüm getirmek, elbette her "Allah" diyenin ideâlidir. Fakat işin neresinden başlanacağı mühimdir. Bu bir akademik mes'eledir. Yalnız başına şu veya bu ekolün işi hiç değildir.
Diyanet İşleri Başkanlığımızın rehberliğinde, tek vücut olarak dini meselelerimizi çözmek dileğimle.
Hayırlı Cumalar
İsmail ZENGİN

 


TEK ALTERNATİF DİYANET
Türkiye'de halk yüzde doksan dokuz müslümandır. Bu söz, asla mübalağa değildir. Türk milleti hıristiyan mıdır? Musevi midir? Mecûsi midir? Zerdüşt müdür? Soruları ne kadar çoğaltırsanız çoğaltınız cevap tektir: Müslüman'dır.

Onun için Türkiye üzerinde oyunlar oynanmakta, müslüman ülkelerin umudu olan ülkemiz zayıflatılmak istenmektedir. Güçlenmesine engel olunmak, birlik ve beraberliğimizin yok olması arzusu, gün geçtikçe kuvvetlenmektedir. Halbuki bizler kardeşiz. Hepimiz müminiz, elhamdülillah.

Bir başka gerçek de şu: Bu kitle belki ibadetsiz bir kitledir. Bu kitle Allah'ın haram ve yasaklarıyla sarmaş dolaş halde yaşayan bir kitledir. Ama tekrar edelim ki, bu kitle herşeye rağmen müslüman kitledir.
Bu kitlenin kafasını karıştıran hariçten gazel okuyanlar, televizyonlardan kafaları karıştıranlar, kendi bildiğini okuyanlar, Diyanete meydan okuyanlar çıkıyor.Din İşleri Yüksek Kuryulunun karar ve görüşlerine aykırı yeni yeni görüşler ileri sürüyor, fetvalar veriyorlar.
Toplumumuzu bağlayan fetvalar Diyanet İşleri Başkanlığımız, Din İşleri Yüksek Kurulumuz ve Müftülerimizdir.
Ancak son karar Din İşleri Yüksek Kurulunundur. Diyanet ve Müftülerimiz onların görüşlerine aykırı görüş ileri sürmezler. İlahiyatçılar da buna riayet etmelidirler. Hiçbir Alim Din İşleri Yüksek Kurulunun üstünde değildir. Profesörler buna riayet etmelidirler. Televizyonlardan ahkam kesmemelidirler.
Şayet yeni görüş ve buluşlarını söyleyecekler veya bişr yanlışı düzelteceklerse bir araya gelerek yapmalılar. Televizyonlardan değil. Milletin kafasını karıştırmayın.

Hz. Ebubekir'in (R.A.) halife seçilir seçilmez ilk vücuda getirdiği müesseselerden biri de"ifta '' makamı ve müessesesidir." Günümüzün ifadesiyle buna "Din İşleri Yüksek Kurulu" da diyebiliriz. 
İfta makamını temsil edecek zevatı bizzat tesbit ve tayin etmiştir, bunlar: Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Muâz bin Cebel, Hz. Ubeyyibn-i Kâb, Hz. Zeydibn-i sabittir. Allah kendilerinden razı olsun.
Bu zevât-ı kiramın vazifeleri, mesâil-i fıkhıyyeyi (İslam fıkhına ait mes'eleleri) tahkik ve tetkik etmek; yeni olaylara yeni hükümler getirmek ilmi, itikâdî, amelî ve hukukî mes'eleleri açıklamak, sorulara cevap vermek, fıkhî ihtilâfları halletmek; dinî ve ilmî hizmetlerin, sünnet-i seniyye istikametinde yürütülüp inkişafını sağlamaktır.
Doğrusunu söylemek lâzım gelirse sahabenin herbirinin dinî her müşkili çözebilecek güçleri varıdır. Nitekim Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.); "Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz...
Evet, gene de Hz. Ebubekir (R.A.) içlerinden yedi üstün vasıflı kişiyi seçip bir şûra kurarken ilmî, itikâdî, amelî ve hukukî konularda tahlil, teşrih, içtihad ve fetva selâhiyyetini bunlara vermiş, diğerlerine yasaklamıştır. Yahut en azından verilen vetvalar serdedilen görüşler bu kurulun tasvip ve tasdikinden geçecektir.

Neden böyle yapmıştır?
Allah'ın elçisi hayattayken ihtilâflar onda halledilir, düğümler onda çözülür, meçhuller onda aydınlanırdı. Çünkü O, vahiyle müeyyed (desteklenmiş) idi. İrtihal-i Peygamberden sonra vahiy kesilmiştir. Artık vahiyle müeyyed bir kimse yoktur. Ve bundan sonra "Eğer bilmiyorsanız ilim ehlinden sorunuz" ayetinin hükmü geçecek, bir ilmî şûra (ifta makamı) te'sis edilecektir.
Hz. Ebubekir bunu yapmıştır. Bundan sonra her sokak başında bir müçtehid, her yerde başına buyruk bir tebliğ heyeti, her şehirde bir şûra göremiyoruz Esasen buna izin de verilmiyor. Sahabe, o büyük insanlar da buna sebebiyet vermiyorlar.
Tarihte bu lâzimeye riâyet edildiği müddetçe müslümanlar birbirlerini tel'în ve tekfir etmekten, birbirleriyle savaşma belâsından uzak yaşamış İslâm Birliği korunmuştur.
İhtilâf olmamış mıdır? Mümkün mü? Fakat âlimler, ihtilâfı esasa te'sir etmeyecek, halkı düşman kamplara ayırmayacak dozda muhafaza etmiş, hatta faydalı istikamette yürütmüş "Ümmetimin, teşrî hakkını kullanmasından doğan görüş farkları, geniş rahmettir." hadis-i şerifinin sırrı tecelli etmiştir.

Gene tarih okuyanlar bilirler ki, bu lâzimeye riayet edilmediği, herkesin başına buyruk hareket etmeye başladığı günden itibaren tefrika ve iğtişaş başlamış, Ümmet guruplara ayrılıp birbirleriyle savaşmış ve birbirini dinsizlik, kâfirlik ve mel'unlukla, mezhepsizlikle suçlar olmuştur, biliyorsunuz ki, bu feci duruma düşülen her zaman ve yerde baş, ayağa hükmedemez olur; bilginler, edipler, sosyologlar ve kibâr'ı Ümmet âciz kalırlar.
Öyle bir duruma gelinir ki, her müslüman topluluğun kendi dışındakilerini göremiyecek kadar, hatta düşünemeyecek kadar iç mes'eleleri vardır. Bunlara çözüm getirmek, elbette her "Allah" diyenin ideâlidir. Fakat işin neresinden başlanacağı mühimdir. Bu bir akademik mes'eledir. Yalnız başına şu veya bu ekolün işi hiç değildir.
Diyanet İşleri Başkanlığımızın rehberliğinde, tek vücut olarak dini meselelerimizi çözmek dileğimle.
Hayırlı Cumalar
İsmail ZENGİN

 

ZİYARETÇİ BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam4
Toplam Ziyaret77719
SEÇME YAZILAR